ARİA BÖLÜM 3 KÖTÜ KADIN KUM SAATİNİ ÇEVİRİR, KISIM ÜÇ

Mutluluktan havalara uçan Aria ellerini kum saati parçasına kenetledi. Hareketi sayısız keskin parçanın küçük ve narin avucuna batmasına neden olmuş olsa da ikinci hayatını yaşadığını hatırlatan acı değil coşku dolu ferahlamaydı.

Kıpkırmızı kan damlaları yere düştü, damladı ve yavaşça yoğunlaştı. İntikam almayı dileyen aşağılık kadının hem pişmanlığı hem de zehriydi.

‘Seni asla affetmeyeceğim.’

Yavaşça, Aria elini açtı ve gülümsedi.

Gülümsemesi o cömert azize o kadar benziyordu ki Jessie’nin titremesi bile durdu.

 –

“Görünüşe göre Aria son zamanlarda çok çalıştı.”

Aria’nın geçmişe döndüğünden beri günler geçmişti ve Aria’nın net ve berrak şiir anlatısı yemek salonunu doldurdu. Sonuç olarak Kont Roscent Aria’yı ilk defa övdü.

Doğallıkla gülümseyen Kontes akıllıca Aria’nın dehası için sahte bahane uydurdu, “Yoksul hayatımız boyunca sayısız kitap okumaktan zevk aldı bu yüzden öğrenme fırsatından çok memnun.”

Yalan. Aria on altı yaşına gelene kadar nasıl temiz yiyeceğini bile öğrenmedi. Kontluğa girmeden önce kitabın kapağına bile dokunmadı aynı şekilde ondan sonraki hayatında da yapmamıştı.

Okumak yerine oynamayı tercih etti ve lüks giyinmek onun zevkiydi. Bu aynı zamanda nasıl yapılacağını bildiği tek şey olduğu için de böyleydi.

Çok genç ve cahilken Kontun hoşuna giden bazı şiirlere rastlayıp yorgun halinin önünde ezberlediğini hatırladı, ama övgü alan her zaman Mielle idi.

Şiirleri şarkı gibi okuyan Mielle’in şiirleri kitap gibi mekanik okunan Aria yerine övülmesi doğaldı, tıpkı şimdiki gibi.

“Kont Roscent kontluğunda nesilden nesle aktarılan meşhur bir şiir. İlk Kont tarafından yazıldı ve dört yaşında öğrendiğim ilk şiirdi. ‘Sevdiğim kadına’ kadının cevabı son mısra pek bilinmiyor ancak sadece ikisi bir araya geldiğinde şiir tamamlanıyor.”

Sağ eli göğsünde, Mielle şiiri sessizce ve açıkça okudu. Onu izleyen insanların gözlerinde tatmin hissi vardı. Aria’nın annesi Kontes de ona övgüye layık bir ifadeyle baktı. Destekleyici rolü yenen başrol gibi görünüyordu.

“… Ve takdire şayan kalbimi toplayıp hepsini geleceğinize dağıtacağım!”

Şiir resitalini bitirdiğinde yemek salonunda bir alkış koptu. Kıskançlık ve hasetle dişlerini sıktığı geçmişin aksine Aria da bu sefer seyirciye katıldı. Kızarmış yanaklar ve ağzında yavaş yavaş büyüyen utangaç gülümsemeyle Mielle bu günün gerçek kahramanı olmuştu.

Her zamanki gibi Aria’dan aldığı onurdu. Hakir kökenli kızda kalmak yerine her zaman asil kıza dönen onur.

Aria’nın varlığından dolayı Mielle’e atılan daha fazla övgü olabilirdi. Bütün bunların aptal bir kızın gururunu çiğnemek için düzenlenmiş bir çaba olduğunu söylemek iltifat olurdu, bu yüzden Aria ondan çalınan ihtişamı geri almaya karar verdi.

En başta Mielle’e ait değildi.

Alkış söndü ve yardımcı rol Aria gülümsemesi ve sakinliğini kaybetmeden sordu, “Ne güzel bir şiir, Mielle. Ama biliyor musun?”

Ani soru Mielle’in gözlerini genişçe açmasına neden olmuştu.

Mielle’in bilmediği barizken Aria nazikçe devam etti, “Aslında bu şiir İlk Kontun onu öldürmeye çalışan küçük kardeşi tarafından yazıldı. Bu yüzden bu şiir ünlü değil. Çünkü İlk Kont şiirin yayılmasını istemedi.”

Aria’nın ezberlememeye karar vermesinin sebebi buydu, çünkü bu bilgiyi eklemek istemişti… aynı zamanda şansını denemek istemişti.

“Çok geçmeden bu şiirin içinde aileyi lanetleyen saklı bir metafor olduğundan yasaklandığını hatırlıyorum.”

Mielle’in yüzü anında buz gibi katılaştı çünkü çok gururlu bir şekilde okuduğu şiir aynı zamanda ailesini lanetlemesi olarak da görülebilirdi. İlk zaferini elde ettikten sonra Aria yerde kahkahalarla yuvarlanma dürtüsünü bastırmak zorunda kaldı.

Geçmişin tam tersiydi.

Bir şey için onaylanmak istemişti bu yüzden o şiiri hazırlamak için öğretmen tutmuştu. İşte o zaman gözleri beklentiyle parıldadı ve uzun zamandır iş için uzakta olduktan sonra geri dönmüş olan Kont’un önünde uzun zamandır hazırladığı cevabı okumuştu. Ama gözleri takip eden sayısız keskin eleştirinin ardından anında cansızlaşmıştı.

Bu olay olduğunda Kont odaya gireli çok olmamıştı ve onu eleştiren kişi kardeşi Cain’den başkası değildi.

Aria’dan dört yaş büyüktü ve akademiye katılarak çok şey öğrenmişti bu yüzden o bilgileri Aria’nın yapmaya çalıştığı her şeyde kusur bulmak için kullanmıştı.

‘Tüm bunları biliyor olmalı.’

Ancak bu sefer tüm bu zaman boyunca kız kardeşini aşağılamak istemeyerek ağzını kapalı tutmuştu. Hayır, belki de geçmişte tıpkı Mielle gibi Aria’ya zarar vermek istemiş olabilirdi.

Bunu onaylamak için Aria gözlerini yuvarladı ve Cain’in yüzünü kontrol etti. Ağızı sıkıca sabit Aria’ya bakıyordu. Şimdi Mielle aşağılandığından durumdan memnuniyetsiz görünüyordu.

Aria tuhafça gülümsedi ve açıkça nefret edilmek istemediğinden Mielle’i savunuyormuş gibi yapmaya karar verdi.

“Mielle sadece on üç yaşında, yani tüm şiiri ezberleyebilmiş olması çok harika.”

Ancak Mielle’in az önce şiiri oldukça aptal bir şekilde ezberleyip okuduğu bariz olduğundan atmosfer yatışmadı.

‘Toplumun en alçak kesiminde doğup büyümüş basit hayat kadınının kızı Aria’nın bildiği şeyi bile bilmeyen onun için nefes alması ne kadar utanç verici olmalı?’

Kızını ilk defa boş boşuna azarlayan Kont çatalını kaldırarak herkesi yemek yemeye devam etmeye teşvik etti. Yeni babasına çocuk gibi gülümseyen Aria dağınıkça kesilmiş eti ağızına götürdü.

Bugünün yemeği oldukça tatmin ediciydi.

Geçmişe döndükten sonra Aria’nın yaptığı ilk şey öğretmen tutmaktı. Düşük kökenliydi ve öldüğü zamana kadar düzgün görgü öğrenmemişti. Hayatının son on yılında duyduğu ve öğrendiği şeyler yüzünden yapabildiği her an zarif hareketler yapmayı denemişti ama o zaman yapmamıştı.

Annesinin iyi görünümünü aldığından onlara gerek yoktu. Annesi Kontun kalbini sadece güzelliğiyle çalmıştı, bu yüzden ne kadar pervasız ve düşüncesiz davranırsa davransın Aria’nın her zaman sayısız talibi vardı. Sadece bakarak sarhoş olacağın güzellik, büyük partileri eğlendirmek için gerekliydi.

Zaman geçtikçe arkasından atılan büyüyen eleştiri ve küfürleri duysa da görünüşünü seven bir sürü kişi olduğundan bir şey öğrenmeyi düşünmedi, bu yüzden Aria ihtiyacı olduğunu düşünmedi. Partilerde sayısız kez aşağılanmıştı ama her seferinde bir grup erkek Aria’yı savunmuştu.

Düşününce, pek bir yardımları olmamıştı. Onunla bir gece geçirmek için yapmışlardı, onu sevdikleri ya da umursadıkları için değil. Işığa atlayan güveler gibi erkekler görünüşüyle büyülenmiş, her an yanabilecek bir fantezinin peşinden koşmuşlardı.

Ancak zaman geçtikçe Aria’yı takip eden erkekler yakında zarif, aristokratik ortaklarıyla bağlanmış ve çevrelerindeki diğerleriyle nişanlanmaya başlamıştı ve sonunda Aria’nın yanında kimse kalmamıştı. Elbette ona gerçekten âşık olduğunu itiraf edenler aklına gelmişti ama o sözlerin doğru olup olmadığını bilmiyordu.

‘Evet, fırsat geldiğinde o aptalları denediğimde ne olduğunu göreceğiz.’

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>