ATHANASİA BÖLÜM 13

Şövalye ve ben birbirimize tuhaf bir pozisyonda bakmaya devam ettik.

“Konuğumuzla küçük bir mola vereceğim.”

Sonrasında gelen cümle şu durumda ‘Öl’ dışında duymak istediğim son şeydi.

***

Vay canına, bu durum daha nereye gidecekti.

Sırtım terden ıslaktı. Şuan çay partisi mi yapıyorum? Beni gelecekte öldürecek olan piçle çay partisi?

Hiiii! Gözlerimiz buluştu.

Önümdeki adamın beni 13 yıl sonra değil şimdi öldüreceğini düşünürken bakışlarımı aşağı çevirdim. Ühü. Beni lanetleme. Bu hayatta kalmak için yapmam gereken temel şey!

Şövalye bile rahatsız görünüyordu ve tek normal olan karşımda oturan Claude idi. Ben mi? Boş ver. Çok belli, değil mi?

“Dilsiz olduğunu bilmiyordum.”

Çayını yudumlarken Claude’un konuştuğu kelimelerle hıçkırmaya başladım.

“Bu ne eğlenceli ne de ilginç. Konuşamıyorsun.”

Orijinal Athanasia’nın bedeni yüzünden mi sadece bu kelimeler tüylerimi ürpertti? Omurgam! İlginç olacağını düşündüm ama olmadı o yüzden öl. Böyle bir şey mi?

Onun pek ‘hoş geldin, hoş geldin!’ olmayacağı belliydi ama bakışları buz kadar soğuktu, sanki yaşayan bir şeye bile bakmıyormuş gibiydi.

Evet, nasıl oldu bilmiyorum ama hala burada Claude ile oturuyorum ama aniden fikrini değiştirirse beni anında öldürebilir.

“Normalde konuşmuyor mu yoksa gerçekten dilsiz mi?”

“Athy konuşabilir.”

hehe.

Zorla gülümsedim. Umarım gülümseme gibi görünüyordur…!

Uhhuhuhuuuu, ne yapacağım o zaman. Gerekliyse yapacağım. Şu anda ölmek istemiyorum. Henüz öldürme havası yok ve ikinci olarak orijinal romanın gerçek hikâye akışında ne yapacağımı bilmeden oradaydım1. Hepsi onun hakkında korkutucu konuşan hizmetçiler yüzündendi!

“Sonunda sesini duydum. Neden tüm zaman boyunca sessizdin?””

Yine böyle bir soru. Karşısında oturan kişinin sadece BEŞ yaşında olduğunu bile biliyor mu o? N-nasıl cevaplamamı beklersin? Konuşamayacak kadar korktuğumu mu söyleseydim?

Can çekişmemde bana yardım eden duvarın orada duran şövalye kardeşti.

“Böldüğüm için üzgünüm majesteleri, ama prensesin yaşındakilerin hep böyle davrandığı söylenir.”

“Öyle mi?”

Ve şimdi de sanki ‘Hayır, bu cansız varlığı tehdit etmedim.’ der gibi cevaplıyor.

Evet bu doğru, seni köpek piçi! Küçük bir çocuğun söyleyecek bir şey bulamamasının bir nedeni var! Ayrıca, senin karşında yetişkin veya çocuk herkes zihinsel çöküş yaşardı!

Ama onunla gözlerimiz tekrar buluştuğunda anında ‘Athy hiçbir şey bilmiyor’ masum gülümseme, hehe diye gülmeye döndüm. Ühü. Ya, her neyse. Haklısın. Tamamen haklısın yani bırak da gideyim.

Claude bakışlarını benden uzaklaştırmadı ve sadece koltukta arkasına yaslandı. Oturma şekli dinlenen aslan kralına benziyordu. Güneşli altın saçları ona daha da çok aslan benzeri aura verdi.

Ben, tabii ki de, sadece titreyen bir yemektim. Hmm, tavşan mı fare mi? Aslandan tek vuruşta ölecek bir hayvan.

“Felix.”

“Evet, majesteleri.”

“Çık dışarı.”

“……..”

Şövalye kardeşe dışarı çıkması emredildi. Görünüşe göre soruyu benim yerime cevaplamasından hoşlanmadı.

B-bekle. Kardeşi beni gerçekten, gerçekten ONUNLA birlikte yalnız mı bırakacaksın? Hayıhıhıhııır! Kötü, kötü Claude, şövalye kardeş odada değilken benimle ne yapacaksın!

Ama şövalye kardeş ne yapabilir. Benim acınası bakışlarımı bir kenara bırakarak odadan ayrıldı. Ayrılmadan önce bana attığı ‘üzgünüm’ bakışı rahatlatıcı değildi.

“Athy senin takma adın olmalı.”

Ah, o an çok gergin olduğumdan hizmetçi ablaları eğitirken kullandığım kelimeleri kullanmış olmalıyım.

“Athanasia… Athanasia, huh.”

Tekrar gerilmeye başladım. BU BENİM ADIM! EVET, NOLMUŞ!

“Adının anlamını biliyor musun?”

Ah, oh yo.

Claude’un benimle biraz ilgilenmesi iyi bir şey değildi. Athanasia’nın isminin anlamı yüzünde onu hayatta bıraktı çünkü. Çünkü sahip olduğum isim şu anki imparatorun bile sahip olamadığı bir şeydi.

“Çocuğuna dahası bir kıza bu ismi verdin. Eğer hayatta olsaydın seni ölümüne parçalamak bile hafif bir ceza olurdu.”

Claude tahta çıkması gereken gerçek kişi değildi. Tahtı almak için ağabeyini öldürdü.

Claude’un öldürdüğü kardeşin adı ‘Anastasious’tu ve imparatoru da ‘Eibom’. Söylenene göre ikisinin de adında sonsuzluk ve ölümsüzlük anlamı vardı. Obelia’nın bir numaralı kraliçesi ‘Embrose’ bile aynıydı.

Daha basitçe söylemek gerekirse imparator dışında böyle anlamı olan ismi olmayan tek kişi Claude idi.

Yani Claude memnuniyetsiz hissedip beni öldürebilir.

Sana zararlı değilim. Sonra tahta çıkmakla da ilgilenmiyorum. Mümkün olduğunca sessiz yaşamak ve ardından da mümkün olduğunca sessiz ayrılmak benim hayat amacım. Eğlence ve macera dolu bir yaşam sürmeyi planlamıyorum, ben sadece varlığımın bir hava ya da çok ince bir ip gibi olduğu bir yaşam diliyorum. Bu benim tek umudum.

 Bu sadece bir isim, ben sadece 5 yıl yaşayan bir böceğim. Bekle, ama hayır, ben senin ‘Öl, seni böcek!’ deyip ayağınla üstüme basmanı kastetmiyorum.

“Ne diye öylece oturuyorsun? Ye.”

Neyse ki Claude şu anda beni öldürmeye niyetlenmiyor. Ancak beni Yakut sarayına geri yollayacağını da sanmıyorum bu yüzden bu durum iyi mi yoksa kötü mü bilmiyorum.

Felçli bir depresyonda olduğumdan eminim olsam da.

“Kasıtlı olarak çocukların hoşlanacağı yemekler getirmelerini emrettim ama eğer yemezsen bunları hazırlayanları cezalandırmam gerekecek.”

“Yemek için teşekkürler.”

O piç. Beni tehdit mi etti? Etti, değil mi?

Titreyen ellerimle düzgünce yerleştirilmiş çatala uzandım. Masanın üstünde bir sürü lezzetli görünümlü pasta vardı ama ben çoktan iştahımı kaybetmiştim.

Bok. Hastalanacakmışım gibi hissediyorum. Böyle bir çay partim olmalıydı… Ama bunları yemediğimde Claude burada çalışanları yakalayıp öldürecekmiş gibi hissediyorum bu yüzden yemem gerekiyor.

Claude bu günlerde sessiz olsa da dört yıl önce olan şeylerin yeniden olacağını kim bilebilir? Ve eğer olursa muhtemelen ölüm listesine benim adım da dâhil olacak. Ühü.

“Nefis~”

Aynada yansımamı göremiyorum ama kâğıt kadar beyaz olduğuna eminim. Ama yine de gülümsedim. Çünkü daha uzun yaşamak istedim. Wahh, Lilly’i görmek istiyorum.

Ama bekle. Bu adam hep bu kadar çok konuşur mu? Hiii! Hayır! Hiçbir şey söylemeyip bana bakması da oldukça korkunç olacak. Evet, konuş, sadece konuş. Ve beni bu yerden gönder. Ühü ühü.

Eğer bu devam ederse orijinal Athanasia’nın öldüğünden daha erken kalp krizinden öleceğim.

“Sana kim görgü krallarını öğretti?”

“Lilly etti(öğretti)~”

Belki de bu bedenin güçlü bir cesareti var, her kelimesine cevap veriyordum. Claude bir şey düşünüyor gibi görünüyordu ardından gelen sözleri beni şok etti.

“Hmm, Lillian Yoruk’tan bahsediyor olmalısın.”

Sadece ‘Lilly’ dedim ama sen tam adını nereden biliyorsun?!!

“5 yıl önce korkusuzca yolumu engelleyen o hizmetçi hala seninle gibi görünüyor.”

Hiih! Yani Athanasia’yı kurtaran Lillian mıydı? Aman yarebbim! Lilly benim hayat kurtarıcım!

Wahhh! Tanrı Lilly! Bu boktan romanda var olan en iyi karakterdi. Aynı zamanda Claude’un yolunda durup beni öldürmesini engellediğine inanamıyorum! Ah, çok dokunaklı.

“O sürtük ve annem muhtemelen yolumu tıkadıktan sonra hayatta kalan tek kişilerdi muhtemelen.”

Aman tanrım. Bu herif şu anda da çok öldürücü. Gerçekten ölecekmişim gibi hissediyorum. Titrer~~

Tam o sırada kek yememi izleyen Claude tekrar konuşmak için ağzını açtı.

“Sen, kim olduğumu biliyor musun?”

Şangır~

O anda tuttuğum çatalı tabağa düşürdüm.

Eğer oturmuyor olsaydım bacaklarımdaki tüm güç gider ve yere düşmüş olurdum. Kuru ağzım yoğun bir şekilde titriyordu.

Gözlerim ve diğer benzer göz çifti havada bakışlarını buluşturdu. Fena halde korkmuşken bakışlarından kaçmak istedim ama yapmamam gerektiğini biliyordum.

Bu bir sınavdı.

Geçmiş yaşamımda sert bir hayat sürmekten geliştirdiğim şey imadan anlamaktı. Zamanlama ve kişinin ruh hali, benim tepkilerim falan. Bu sayede Claude’un gözlerine baktığım anda fark ettim.

İlk başta benimle ilgilendiği için beni buraya getirmedi. Evet, tuhaf olduğunu düşünmüştüm. Orijinal Athanasia ile de ilgilenmemişti. Bu hiçbir anlamı olmayan bir durumdu. Benim hakkımda biraz meraklanmasını sağlamanın ödülü bu çay zamanıydı. Bana verilen bir şans.

Beni hayatta tutmak ya da bugün öldürmek arasında seçim yapacak.

Belki romanda bahsedilmedi ama Athanasia da 9 yaşındayken Claude tarafından test edildi?

Bana öylece bakıyordu. Gözleri öncekinden bile daha çok sıkılmışlıkla doluydu.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>

Dipnotlar

  1. Ne okuduğumu bile anlamadım. Mantıklı olsa garip olurdu.