ATHANASİA BÖLÜM 16

“Prenses Athanasia bugünden sonra hak ettiği şeyle kutsanacak.”

Ama bu beni kızın olarak kabul ettiğin anlamına gelmiyor. Kitapta kesinlikle Athanasia’yı asla kızı olarak görmediğini söylediği yazıyor.

Claude beni kızı olarak kabul etmezken bu ne tür bir şaka merak ediyorum. Kafanda neler dönüyor?

Ve görünüşe göre Lilly de benimle aynı şekilde hissetti. Oradan ayrıldıktan sonra Lilly’nin yüzü yakın zamanda rengini geri kazanamayacakmış gibi görünüyordu.

“İyi olacak, her şey iyi olacak, prenses.”

Kucağında fısıltısını duyarken gerçekten iyi olacağını umdum.

***

“Görünüşe göre seni son görüşümden bu yana daha da tombullaştın.”

Aradan aman geçmiş olmasına rağmen Claude ve ben hala aynıyız.

Görüşmemizin üzerinden sadece on gün geçti ve bu günlerde daha da tombullaştığımı düşünmüyorum!

“Hehe, baba da güzel.”

O zamandan beri Claude ile iki kez daha buluştum ve ölümcül baba kız zamanı geçirdim. Tecrübelerimle hissettim ama bu ahbap cesur ve küstah davrandığımda beni öldürmeye niyetlenmedi.

Onun yerine korkmuş çocuk gibi davrandığımda ve sesimde korku olduğunda duygusuzlaştı.

En çok Claude bana sanki sıkılmış gibi baktığında koktum. Yanılıyor olabilirim ama bu kişinin beni sadece bir anlık eğlence uğruna hayatta bıraktığını düşünüyorum.

Bu yüzden korkudan bayılacak gibi hissettim. Dediklerimi duyuca Lilly’nin şok olmuş bakışlarını hissettim.

Ama elbette, Claude beni bu sefer de öldürmedi. Doğrudan ve cesur tarzdan hoşlandığını biliyordum!

“Takip et.”

Gözlerini hafifçe açarak baktı sonra döndü. O zaman Lilly ve Felix tuttukları nefeslerini sessizce verdiler. Ölüm ipimin tekrar tekrar çekilip bırakılışına kan ağlamak istedim.

“Tesadüfen bugün tekneyle açılacaktım bu yüzden hazırlan.”

Hazırlan? Hah! Dahası ‘tesadüfen’ tekneyle açılmak. Ha, planlayıp zamanı geldiğinde beni getirdiğini biliyorum. Ne cüretle ‘tesadüf’ gibi davranırsın!

Eğer bir şeye ihtiyacın olursa önceden hazırlanacağından eminim, bu yüzden bunun anlamının ‘kapa çeneni ve takip et’ olduğundan eminim.

“Majesteleri, araya girdiğim için üzgünüm ama prensesin suda oynaması için çok erken…..”

“Jim onunla birlikte olacakken ne için endişeleniyorsun?”

Problem de bu zaten, piç!

Konuşacak kadar cesur olan Lilly endişeli gözlerle bana bakmaya başladı. İnsanlar kraliyet kanının tekne zamanına katılmaya davet edilmediklerinden onun eğer bir şey olursa kimsenin bana sahip çıkamayacağından endişelendiğinden emindim.

Yapma ama, Lilly abla. Eğer o piç sana zarar vermeye karar verirse ne yapacaksın?

Ama asında ben de Claude’un bindiği tekneye binmek istemiyorum! Aniden sıkıcı olmaya başladın. Öl. Ve foşş! Göle giderim! Bunu yapmayacağını kim bilebilir?

Bu çürük piç yolda durdu ve sordu.

“Benimle tekneye binmek istiyor musun?”

“Ahhh, Athy babayla binecek.”

Bir kez daha masumca gülümsedim ve cevap verdim. Cevabımı duyunca Lilly’nin yüzü solgunlaştı ama başka seçeneğim yoktu. İşte bu şekilde zorlanmış hissederek Claude ile tekne zamanı geçirdim.

Bir tekneyle gezebilecek kadar büyük gölü olan yer ne kadar büyük. Cansız suratımla karşımda oturan Claude ile suda yüzdüm.

Claude binmem için beni kendisi aldı, kimse fark etmeden acaba beni suya düşürür mü diye korku içinde titredim. ‘Tekneye binme’ görevini tamamladığımda vücudumda güç kalmamıştı.

Huh? ,

Bu bir tekne olsa da çok iyi kontrol edilmişti. Kraliyet kanı olanların bindiği tekneler hep böyle miydi? Hiç titremiyor ve sadece su yüzeyinde kayıyor!

Bekle. İkimizde kürek çekmiyoruz. O zaman bu şey nasıl hareket ediyor? Motor gibi bir şeyi mi var? Ya da belki de iki katı var ve çalışanlar bacaklarını hareket ettiriyor? Huhhhh.

“Ne düşünüyorsun?”

Benimle konuşma. Bana bakma. Wahh.

Claude’un sorusunu ‘Bugünün havası hoş’ ya da ‘Göl çok güzel’ diyerek cevaplamayı düşünüyordum ama bununla gitmeye karar verdim.

“Babanın saçları parlak parlak! Parıltılı! O güzel!”

Şey, Claude’un saçlarının güzel olduğu doğruydu. Beni açık sarı saçlarım da güzeldi ama Claude’un koyu bal sarısı saçları benim tadıma daha uygundu. Ahh, altına çok bağımlı oldum? Ühü.

“Parıltılı parıltılı! Sevdim! Hehe.”

Claude cevabımla çok hafifçe gülümsedi. Hayır, bekle…. Eğer bu şekilde gülümserse…. Kötü bir şeylerin olacağını hissediyorum.

“Bir düşününce, o gün mücevher dolu torbaların vardı.”

Dun dun DUN!! Bu hedefti!! Yarışmacı Athanasia zihinsel çöküşün ilk aşamasında!

“Hazinelerini güzelce saklıyorum, bu yüzden bir dahaki sefere almak için kendin gel.”

….Benim. Benim! Her şey benim olduğundan görmezden gelemiyorum! AHHH!

Şok olduğumdan güzelliklerimle dolu olan torbalarımı bıraktım ama kim Claude’un aslında alacağını düşünürdü! Ahh, deli, çılgın! Huzurla öleceğim bir geleceğin olduğunu gerçekten zannetmiyorum.

Dilimi yutmuşken Claude çoktan duygusuzdu. Sıkıldı. Gözleri yanındaki gölüm karşısına yerleşmişti. Bu da bana onu biraz daha özgürce inceleme fırsatı vermişti.

Umm… Claude’un kıyafetleri hangi ülkeden? Mısır? Yunan?

Bilmiyorum. Ama her neyse, unut gitsin. Bu tarz büyük ve gevşek kıyafetler Claude’a çok yakıştı.

Onu son gördüğümde aslan gibi görünüyordu. Ama şimdi? Şimdi gün ışığında dinlenen leopar gibi görünüyordu. Eh her halükarda o hala vahşi bir etobur.

Çok şok olduğumdan ilk seferinde fark etmemiştim ama Claude herkesin onu gördüğünde nefesini kesecek kadar iyi görünüyordu. Bok. Kabul etmek istemiyorum.

Nasıl tarif etmeli… Hmm, onu çevreleyen vahşi bir havası olan yakışıklı adam mı? Cüppe gibi kıyafetler giyiyordu bu yüzden kaslarının gösterdiği şekil… Hiiih! Hayır! Kanın burnumun etrafında toplandığını hissettim.

<Sevimli Prenses>in sonraki hikâyesini okurken Athanasia’nın annesi Diana’nın Claude’u gerçekten sevdiğini buldum.

Başta anlamamıştım ama şimdi eğer kızlar onu görürse kıvılcım saçan ateş gibi savaşacaklarını biliyordum.

Claude’un benim gözlerim dışında bir yere bakan gözleri benim bile iltifat edeceğim kadar güzellerdi, çünkü sıcaklığı olmayan mavi gözleri gerçekten mücevherlermiş gibi görünüyordu. Bu açıdan üzerinde olduğumuz gölden daha açık bir renkti, hafif turkuaz. Benimki de öyle miydi?

Yine de çok farla bakmak çok zamanımı aldı bu yüzden yavaşça kafamı çevirdim. Hmm? O zaman çok mistik bir çiçek gördüm.

İlk başta uydurduğumu düşündüm ama tekne yakınına gittikçe açıkça gördüm.

Vay… Bu da ne? Bu mavi lotus çiçeği! Ah? Hayır değil. Gölün rengi yüzünden mavi görünüyor ama yaprağın kendisi açıktı. Lotus çiçeğine benziyordu ama yaprağın arkası görünüyordu. İyi de lotus çiçeği gölde açıyor muydu?

Onu istiyorum.

Elimi uzatsam uzanabilirmişim gibi hissettim bu yüzden teknenin ucuna kadar ilerledim. Claude’un izlediğini biliyordum ama bu bile çiçeğe olan ilgimi söndürmedi.

Mistik olmasına rağmen o kadar da güzel değildi. Ancak ben yine de onu elime almam gerekiyormuş gibi hissettim.

Biraz daha. Sadece biraz daha.

Ve tam da parmaklarım yaprağa dokunmak üzereyken.

Foşur!

Tekneden atılmıştım.

“Pffff!”

Su hızla burnum ve ağzıma girdi. Bense sadece çılgın gibi kollarımla ayaklarımı çırpıyordum.

Bu da ne? Nasıl böyle oldu? Sudan nefes alamadığım için zihinsel olarak çılgına dönmüştüm. Claude’u göreceğim gün için hizmetçi ablalar tarafından giydirilen çok katmanlı elbise tamamen sırılsıklam ve ağırdı.

Bekle! Ben yüzemiyorum! Yüzemiyorum!

“İ-imdat……”

Ne kadar çırpındığım fark etmeksizin hiçbir şeye tutunamadım. Sadece ıslak ellerimle tekneyi tırmıklayabiliyordum, kendimi sudan çıkartacak kadar bile gücüm yoktu. Bunu bilsem bile sürekli uzanmak için korkuyla çırpınıyordum.

Her zamanki kadar sakin olan gözler benimle buluştuğunda çoktan soğuk olan bedenim parmak ucuma kadar donmuş gibiydi.

Claude sakince gölde çırpınışımı izliyordu. Onun o sakin gözlerine baktığım andan itibaren biliyordum.

Beni kurtarmayacak. Bu adam beni kurtarmayacak. O duygusuz gözlerle sessizce bana bakmaya devam edecekti.

Foşur…

Fark ettiğim anda tüm gücüm kayboldu. Kendini bileğimin etrafına sarmış olan şey beni aşağı çekiyordu. Kafamın tamamen su altına batması çok hızlı oldu. Ciğerlerime dolan su çok kötü hissettirdi.

Bu hayatın ölümünün boğulmak olduğuna inanamıyorum. Tekneye binmeden önceki düşüncem gerçeğe dönüştü. Konuştuğun sözler gerçek olur dedikleri bu muydu? Öyle bile olsa, seni….-

“Pfffft, ack!”

– köpek çürük kokuşmuş piçin piçi!

(Yukarıdaki paragrafın devamı)

“Nefesi kesilir! Hah! Urgh, öhhö….”

Tam o anda güçlü bir kuvvet beni sudan çıkardı.

Su tükürürken kontrolsüzce öksürdüm. Görüşüm bulanıktı ve kafam sersemlemişti. Kulağıma da suyun kaçtığını hissettim yani bunu da ekleyince vücudumu tamamen kontrol edemiyordum.

“Aman tanrım, prenses!”

Ne kadar zaman geçti bilmiyordum. Birinin bana koştuğunu duysam da Lilly’nin endişeli sesi kulağıma hançer gibi girdi.

O zaman Claude’un beni karaya yanaşan tekneden çıkarttığını fark ettim.

“Felix.”

“Evet, majesteleri.”

“Yarından itibaren bu prensese yüzmeyi öğret.”

Islak elini bir kere salladı ve benden uzaklaştı.

“Eğer Jim’in kızı boğularak ölseydi utanç verici olma mıydı?”

Bu neredeyse boğularak ölen kızına söylenecek bir şey değil. Ancak burada bununla tartışabilecek kimse yoktu.

Lilly etrafıma büyük bir havlu sarıp kucaklayarak beni sakinleştirmeye çalışmakla meşguldü. İmparatorun sözleriyle Felix’in dili tutulmuştu, ardında şokla dolu bir ifadeyle Claude’u takip etti.

“Prenses. Prenses… İyi. Şimdi her şey iyi prenses.”


Bu bölümü çevirirken Claude’dan okuduğum zamankinden daha çok nefret ettiğimi hissettim… Piç…

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>