ATHANASİA BÖLÜM 17

Lilly’nin elleri ve fısıldayan sesi fena halde titriyordu. Claude’un gittikçe bakışlarımdan daha da uzaklaştığını gördüm.

“Uwuuuu….”

Claude görüş alanımdan tamamen uzaklaştığında ağzımı açabildim.

“Wahhhhh…….!”

Uzun hayatım ve bu kısa hayatım boyunca ilk defa korkudan ağladım.

***

Çok sağlıklı olan ve kolayca hastalanmayan ben Claude ile buluştuktan sonra zor zamanlar geçiriyordu. Birlikte yemek yiyerek zaman geçirdikten sonra kusmak normaldi ve elbette. Buna alışmıştım. Ama şimdi, neredeyse gölde boğularak ölüyordum.

Kazanın ardından daha önce hiç olmamışken grip olmuştum ve etrafım battaniyelerle sarılı yatıyordum.

Lilly ve diğer hizmetçilerin bakımı sırasında sonunda o Claude’un gerçek köpek piçi olduğuna karar verdim.

Beni sonunda kurtardığını biliyorum ama o biçin benim çırpınışımı gördüğünde bile hemen kurtarmadığından eminim.

Ne berbat bir psikopat. Beş yaşındaki bir çocuk boğularak ölmek üzereyken nasıl olurda o tarz bir gözle bakabilir. Hem de o çocuk onun kızıyken!

Ne zaman bunu düşünsem hala tüylerim ürperiyor. Şaşırmamalıydım. Böyle olması normaldi. Romanda Athanasia’yı biraz bile tereddüt etmeden öldürmüştü. Ühü ühü.

Kederle ağladığım o kazanın ardından her gece kâbuslarla kıvrandım. O zaman Lilly odamdan ayrılmayıp yanıma oturur ve başımı okşardı. Bana sarılırdı da. O günlerde sadece Lilly’nin sıcak kollarında zor zor uyuyabiliyordum.

***

Bu günlerde yaşamın ne anlama geldiğini merak ediyorum. Önceki hayatımdan tamamen farklı bir şekilde umutsuz bir durumdaydım. Eğer diğer normal çocuklar gibi olsaydım o kaza kesinlikle hayat boyu travma olarak kalır ve bir daha suya asla yaklaşamazdım.

Sadece daha fazla altın toplayıp mümkün olduğunca çabuk buradan ayrılmak istiyorum. Benim için B planının C planından daha çok işe yarayacağını düşünüyorum. O aşağılık psikopatın bana düşmesini nasıl sağlayabilirim? Vay, şu ana kadarki tüm çabalarımın bir hiç olduğunu hissediyorum.

Bir gün bu saraydan kaçabileceğim, değil mi? Ah, şimdi düşündüm de benim iki güzelliğim Claude tarafından alındı.

***

Bu kötü piç!1 Bana gelip kendim almamı söyledi ama deli miyim ben? Çağrılmamışken bile kendi iki ayağımla o şeytani yere gideceğim?

“Hanna.”

Ne kadar sert düşünürsem düşüneyim yaşamaya devam etmek için ilham alamıyordum. Bu yüzden yaşamın iyi kısımlarını kullanarak şimdiden dibe batmış yaşam isteğimi yükseltmeye çalışıyordum.

“Bana çiko ver.”

Hanna panikledi. Ama sevimli davranacak havamda değilim. İçim çoktan koyu siyaha boyandı.

“Çiko.”

“Y-yapamam. Lillian dedi…..”

“Çiko yiyeceğim.”

Hanna bana çikoyu o kadar kolayca uzatmadı. Lilly tarafında sertçe azarlanmış gibi görünüyor.

“Abla, Athy çiko yemek istiyor.”

Hanna’nın suratı gevşemeye başladı. İşte, parıltı parıltı saldırımı al!

“Y-yapma bunu bana.”

Parıltı parıltı.

“Gerçekten yapamam, prenses! Üzgünüm!”

Ama Hanna sanki daha fazla dayanamıyormuş gibi bana hiçbir şey vermeden kaçtı.

Ne, ne? Nereye gittiğini sanıyorsun?! Çikolatam! Bana çikolata verdikten sonra git!

“Hanna!”

İnanamıyorum. Hanna az önce parıltı parıltı saldırımı mı yendi?!

Görünüşe göre sevimli davranma yeteneğimin düştüğü kadar çok strese girdim. Grrr, pis hissediyorum. Ama bunun yememi engelleyeceğini mi zannediyorsun?

Hizmetçiler tarafından yakalanmadan gizlice mutfağa girdim2. Bu sarayda yaşayalı beş yıl oluyordu ve mutfağın ne zaman boş kalacağını biliyordum. Çikolata ve şekerleri nerede sakladıklarını da biliyordum!

Gizlice mutfağa sızdım. Bu hiç olgunca değildi ama bu çikolata istememi engellemedi.

Bu tür kaliteli çikolatalar önceki yaşamımda hiç verilmedi!

Günde sadece bir öğün yerdim, o öğün de marketteki tarihi geçmiş ucuz sushi olurdu. Bu sadece bir rüya bile olsaydı hapse girerdim. Pahalı çikolatalar yemeyi hayal edemezdim. Eh, en azından benim için günah gibiydi.

İşte bu yüzden çikolata yiyeceğim!

Etrafa bakındım ve tabii ki kimse yoktu. Neşeyle çikolataların saklandığı rafa koştum.

“Seth, nereye gidiyorsun?”

“Bekle, sanırım kapağı açık bıraktım. Hemen dönerim.”

Hiiih!

Ani kapı açılma sesiyle hızlıca vücudumu sakladım.

İçeri giren hizmetçi Seth ablaydı.

“Kapak kapalıymış sonuçta.”

Ah. O zaman çalmak yerine sadece çikolata istesem daha iyi olmaz mıydı? Doğru! Böyle bir zamanda buluşmak kader!

“Um….”

“Ah! Böcek!”

Ona seslenmek için ağzımı açtığım anda Seth gözleri açıkken keskince bağırdı.

Çatırt! Vıcık!

Seth’in topuklusunun ucunun altından çıkan sefil bir şekilde ezilmiş hamamböceğinden başka bir şey değildi.

“Ne cüretle pis böcek mutfağa girer.”

Kimse fark etmeden soğuk ses yüzünden ter akıtıyordum.

“Muhtemelen Bayan Lillian’a saray temizliğinin daha erken yapılmasını önermeliyim. Prensesin yaşadığı sarayda hamamböceği olmasını affedemem.”

Seth abla ç-çok havalı! Hızlı hamamböceğini öldüren tanrıça benzeri hareket!

“Ama burada bir ses yok muydu?”

A-ama belki de şimdi çıkmamalıyım.

Seth’in bana onun gibi davranmayacağını bilsem de önümdeki ölü bedeni gördükten sonra….. Seth’in bana çikolata vermektense Lilly’e söyleyeceğini hissediyorum. Ve benim de başım balaya girecek…

Böyle sessiz kalınca Seth arkasını döndü ve ayrıldı.

O zaman sakladığım bedenimi hareket ettirmeye başladım ve başımla gözetledim.

Ühhü. Bugün çikolata almak çok zor. Yavaşça tekrar çikolata için uzandım.

Hışırt.

Huh? Yan taraftan hafif bir ses duydum.

Merakla kafamı sesin geldiği tarafa döndürdüm. Dikkatlice, dikkatlice… Birisi mi geldi?

Ancak orada kimse yoktu.

Sessizlik anı geçti.

Neydi o? Gaipten sesler mi duyuyorum? Hayır, bir şey duyduğumdan eminim. Şaşakaldım.

O anda birkaç yıl önce hizmetçilerin konuştuğu dedikoduları hatırladım. Hayır, şu anda da hala konuşuyorlar. ‘Mutfaktaki hayalet’ dedikodusu.

“Hııh.”

Dün geceki beni suyun altına çeken gizemli su canavarı kâbusundan daha çok korkmaya başladım.

Bunun tüm bu yıllarda Claude’un yaptıkları yüzünden olduğunu düşünmüştüm ama şimdi… Bu başka bir şeymiş gibi geliyor.

Hiçbir ses ya da birisi olmadan sessiz ve karanlık mutfak daha çok perilenmiş gibi geliyordu. Hafifçe ışık gelip gidiyordu ve tozluydu.

Lilly fark etmeden çikolata çalma için gelmiştim buraya ama bu kadar korkutucu değildi. Şuan gerçekten burada yaşayan hayalet varmış gibi görünüyor.

Ter akıttım. Sanki hayalet Ta-da! diyerek birden arkamda belirecekmiş gibi hissettim. Sanki omzumu kapacakmış gibi.

“Prenses!”

Yakalar!”

Evet, aynı böyle…..!

“AaaaaaahhhhCK!”

Köpek gibi korktuğumdan çığlık attım. Bu hayalet! Hayalet omzumu tuttu! CLAUDE TARAFINDAN ÖLDÜRÜLEN ÖLÜ HİZMETÇİ BENİ ALMAYA MI GELDİ?! YOKSA O SU CANAVARI BENİ YAKALAMAYA MI GELDİ?!        

“Ah amanın, prenses! Üzgünüm. Korktun mu?”

Ama arkamda beliren Lilly idi. O da şaşırmış görünüyordu.

“Prenses, dışarı çıkmana ihtiyacımız var.”

Ama Lilly’nin acelesi var gibiydi, beni düzgünce sakinleştirmeden önce aldı.

Ah! Ama mutfaktayken yakalandım. Ayrıca elimde çoktan sepetten iki çikolata vardı.

Woohoo! Gerçekten hızlıyım… diyeceğim şey değil. Lilly fark etmeden ellerimdeki şeyleri gizlice küçük cebe koydum. Benim bakış açımdan Lilly çikolata aldığımı biliyor gibi gözükmüyor. Böyle olması içim durum ne kadar acil?

Ve yakında sebebini anlayabildim.

“Prenses Athanasia’ya hizmet edebilmekten onur duyuyoruz.”

Önümde eğilen hizmetçileri görünce Lilly’nin kollarında donakalmıştım. Kaç kişiler. Bir, iki, üç, dört, beş…

Otuza kadar sayınca pes ettim. Bu hizmetçi ablalar şuandan itibaren bana mı hizmet edecekler?

Déja vu. Gördüğüm belirli bir k-drama dan fırlamış gibi görünüyor. Sadece bir tür fantezi olduğunu düşündüğüm kadar durumuma zıt düşen ve hiç kıskanmadığımdan. Evet, benim durumum tavadaki yağı kazımaktı.

Zengin ebeveynlerin kızının çok popüler olan romantik dizisiydi.

Eh, ama ben, bunu çok popüler hale getiren fanların aksine, gerçeklikten çok uzak ve çocuksu olduğunu düşünmüştüm.

Tanık olduğum sahne alışverişten dönen ana karakterdi. Orada evde çalışan hizmetçilerin sıralanıp onu selamladığını görmüştü.

“Prenses Athanasia’nın yanında hizmet etmem emredildi.”

Yanda duran Felix benim ‘Ne oluyor lan’ halinde olduğum yere yürüdü.

Beni hasta ettikten sonra bana ilaç mı gönderiyorsun?

Claude gerçekten tahmin edilemez aptal kafaydı. Ben anca ağlanacak halime gülebiliyordum, bu gerçeği fark ettim.

Bir zamanlar, ıslak ve titreyen, bana soğuk bir sesle birkaç soğuk söz bırakan piç nazikçe bir sürü hizmetçi ve şövalye veriyordu.

Dahası Felix Claude’un her zaman yanında tuttuğu biriydi. Sadece geçici olsa bile, bununla ne demeye çalışıyordu?

“Majestelerinin lütfuna minnettarız ama sir Robain’i ayarlamak…”

Bu konuda bir şey duymayan ya da beklemeyen Lilly de şaşakalmış gibi görünüyordu.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >> 

Dipnotlar

  1. İlk defa küfür yazarken bu kadar rahatlamış hissediyorum :D
  2. Kimsenin bu kısım için hikayeyi eleştirdiğini duymadım. Çünkü o iki değil beş yaşında olduğu için mi? Yoksa zehirlemek değil de çikolata çalmak için girdiğinden mi? _(:3」∠)_