ATHANASİA BÖLÜM 18

“Görünüşe göre prensesi umursuyor ve değer veriyor gibi.”

Felix bunu söylediğinde neredeyse kemiklerimi burkmuştum. Buraya bak, şövalye kardeş, umursuyor ve değer veriyor ‘gibi’ mi dedin sen? Hah! Kim inanır buna?!

“Ö-öyle mi?

Gördün mü? Lilly asla kekelemez!

“Evet. Majesteleri şuanda prensesin yanında kalacak kişisel şövalye arıyor. Bunu kalıcı olarak yapacak benim dışımda biri.”

Felix bunu söylerken gülümsedi.

“Yani…. sizinle çalışmayı dört gözle bekliyorum prenses.”

Her neyse, işte böyle Claude’un şövalyesi Felix beklenmedik bir şekilde benim kişisel şövalyem oldu.

***

Şimdi yeni hizmetçiler almanın o kadar da iyi olmadığını görüyorum.

Claude’un bana fazladan hizmetçi vermediğini fark ettim, bunun yerine onları eskiden burada çalışan hizmetçilerle değiştirdi. Bu demek oluyor ki onları benim yanıma çekmek için yaptığım tüm uğraştığım gitti.

Şimşek kadar şok edici haberleri yeni hizmetçilerin geldiği gece duydum. Önceki hizmetçi kardeşleri görmek için Lilly’e çok fazla yalvarsam da sadece özür dileyen bir ifade yaptı. Değiştirilen tüm hizmetçilerin bu sabah saraydan ayrıldığını ve diğer saraylarda işe alındığını duydum.

Bunu duyduğumda delirmiştim. Hizmetçiler Yakut sarayındaki güzellikleri çaldığında bir bakış bile atmayan Claude şimdi buradaki hizmetçileri değiştiriyor. Ayrıca imparatorun emri bile olsa hizmetçilerin tek bir şey söylemeden saraydan ayrılmaları da beni çok üzdü.

Bunun o kadar üzülecek bir şey olmadığını biliyorum ama insan kalbi hakkında hiçbir şey yapamazsın.

Yeni hizmetçi ablalar sevimli davranışlarıma hiç ilgi göstermeyip işlerini yapmaya gittiklerinde daha da üzüldüm.

Onlar da hizmetçi olmalarına rağmen…. burada çalışmaya terk edilmiş ve Claude tarafından işe alınmış hizmetçiler arasında bir fark var mıydı? Tüm bu hizmetçilerin benim tarafıma geçmeleri için ne kadar çok uğraştım biliyor musun sen! Ühü!

“Hanna ve Seth’i görmek istiyorum.”

“Eğer prenses istiyorsa onları kesinlikle görebileceksin.”

“Ne zaman?”

“Umm, on gün içinde?”

Böyle yetişkin sözlerine inanmadım. Çocuklara yalan söylemek için kullandıkları kelime değil miydi? Ayrıca önceki hayatımda yetimhanedeki çocuklar daha fazla yemek için yalvardıklarında söyledikleri sözdü o.

Tatmin olmamış bir ifade yaptığımda Lilly yine terlemeye başladı. İşte o zaman bizi kenardan izleyen Felix konuşmaya başladı.

“Majesteleriyle konuşmayı deneyebilirsin.”

Sözlerinin ardından Lilly ve ben ona ‘Çıldırdın mı?’ diye sorar gibi bakmaya başladık. Ama o sadece ‘Söylenmemesi gereken bir şey mi söyledim’ diyen bir ifadeyle baktı.

Felix daha önce bana göldeki lotus çiçeğinin insanların sahip olmak istemesini sağlayan, ardından da onları göle çeken büyülü bir bitki olduğunu söyledi. Daha sonra yaptıkları daha kötüydü. O insanı yiyordu.

Sanki ‘Öyle yemeğinde ne yiyeceksin?’ diyormuş gibi konuştuğunda ben hala donakalmıştım.

Felix Claude’un beni kurtarışının ne kadar inanılmaz ve havalı olduğu hakkında daha fazla iltifat etmek istiyormuş gibi görünüyordu ama bu sadece Claude’a olan kızgınlığımın daha da artmasına sebep oldu.

Claude seni köpeksi piç! Öyle bir durumda ne cüretle sadece bana bakarsın! Ah, sadece düşünürken bile tekrar sinirlenmeye başlıyorum.

“Bu arada, majesteleri prensesle birlikte yemek yemek istediğini söyledi.”

Bununla beraber…. Yükselen öfkem Felix’in az önce söyledikleriyle soğudu. Soluk bir yüzle kafamı Lilly’nin kollarına gömdüm.

…… Ölüp yeniden doğsam daha iyi olmaz mıydı?

Ding. Çıkış yapmak istiyorum. Çıkış! Çıkış! Grrr……!

***

“Prenses, neden b-”

“Hayır!”

Lilly’nin acıklı ifadesini görmezden geldim ve kafamı öteki tarafa çevirdim.

“Ama bugün majesteleriyle görüşeceğin gün olacak…”

Kıyafetim hakkında konuşuyorduk. Lilly bana Claude ile yiyeceğim yemek için elbise giydirmeye çalışıyordu ve ben de inatla reddediyordum. Lilly benim yüzümden bunalmış gibi görünüyordu, böyle bir durumda asla olmayan nadir bir şeydi.

Tembelken neden o piç Claude ile buluşmak için güzelce giyinmeliydim ki?

Eh, C planından falan vaz geçmedim. Ama göldeki o gün yüzünden miydi? Claude’un önünde iyi görünmek için süslenecek havamda değildim.

Dahası gölde daha hızlı boğulmamın sebebi elbiseydi.

Ayrıca şu anda giydiğim elbise de süslü taraftaydı o yüzden gerçekten değiştirmek için bir sebep bulamıyordum.

Çünkü hizmetçi ablalar seni ne zaman çağıracağını bilemezsin diyerek giydiklerim ve kıyafetlerimi abartıyorlardı.

“Sir Robain, bunun hakkında bir şey yapmama da yardım edin.”

İnatla orada oturmuş somurturken Lilly Felix’ten yardım istedi.

Hmph! Ne söylersen söyle kanmayacağım. 5 yaşında olduğumdan bu şekilde davranma hakkım var.

Felix parlakça gülümsemeden önce ‘Ne????’ der gibiydi.

“Prenses Athanasia ne giyerse giysin çok sevimli. Elbette, majesteleri de böyle düşünecek.

Öhhö! Tatlı ve sevimli olduğumu biliyorum ama bu sadece…. hayır. Claude’un beni görünce öyle düşünmesi imkânsız! Tek damla kanı ve gözyaşı olmayan o adam!

“Şey bu doğru…..”

Ama şimdi Lilly de kabul etmeye başladı.

“O zaman sadece saçını yapacağım.”

Pes etti ve saçımı yapmaya geldi. Elleri her zamanki gibi hızlı hareket etti. Lilly’nin üzgün suratını izlerken biraz suçlu hissettim ama hayır hayırdı. Grr, neden o kuru gözlerle boğulmamı izleyen adama sevimli davranmam gerekiyordu. Ühü. Pis. Kötü kötü adam.

Ama Lilly’nin saçıma çok emek vermesini engelleyemedim.

“İşte. Hadi gidelim prenses.”

Lilly’nin işi bittikten sonra Felix beni kaldırıp kucakladı. Yakut sarayı ve imparatorun sarayı arasındaki mesafe iki kasaba evi büyüklüğünde olduğu için tüm yol boyunca beni tutmayı planlıyordu.

Prensesi taşımanın basit bir yoluydu ama çok süslü herhangi bir şeyden daha iyiydi. Lilly ve eğilen hizmetçilere elimi salladım. Ardından Felix ve ben ayrıldık.

Yakut sarayından imparator sarayına giden geçen sefer gitmek için kullandığımdan başka bir yol olduğunu fark ettim. Felix’de oldukça gelişti, artık beni tutuşu oldukça sabitti.

“Majesteleri, prenses Athanasia geldi.”

Ama bu saray…. gerçekten düzdü.

Buraya her geldiğimde bunu düşünüyordum ama neden burada hiç çalışan yoktu. Dahası kapıyı koruyan hiçbir gardiyan olmadığından Claude’u ziyaret ediyormuşum gibi hissetmiyorum. Ve gördün mü? Felix burada olduğumu kendisi bildiriyor.

“Kardeş, kardeş.”

Ahh, yapamam. Çok merak ettim.

“Neden babanın sarayında hiç şövalye kardeşler ve hizmetçi ablalar yok?”

Karşı taraftan hiç cevap gelmeyince burada olduğumu tekrar bildirmek üzere olan Felix’e sordum. O zaman durdu ve bana döndü.

“Burada çalışan kimsenin olmamasının sebebi majestelerinin her şeyi kendisinin yapmaktan hoşlanması. Burada hiç şövalye olmamasının sebebiyse….”

Felix kelimeleri arasında durup gülümsediğinde daha da meraklandım.

“Onlara ihtiyacı yok.”

Ne demek ihtiyacı yok? Bekle, neden ihtiyacı yok? İmparatorun sarayı olduğundan ve yapılacak çok iş olduğundan bir sürü çalışan olması gerekmez mi?! Belki de Claude’un aptal kafa olduğunu bilecek kadar akıllılar ve onu görmezden geliyorlar. Evet, bu mantıklı.

“Ve bana o şekilde seslenemezsin. Lütfen bana Felix ya da Robain de.”

“Uh huh.”

Felix kafasını onun odasının kapısına çevirdi.

“Görünüşe göre majesteleri şu anda mola veriyor.”

Ne halt? Birini çağırmışken uyuyor musun? Ha, bu gerçekten boktan bir davranış!

Eh, ama bu bir şans olabilir. Uyumak Claude’un hatası olduğundan Yakut sarayına geri dönmek iyi olmaz mıydı? Felix şahit olabilirdi.

“O zaman Athy geri gitmek istiyor.”

“Peki ya…”

Ama Felix’in düşündükten sonra söylediği çılgıncaydı.

“Deneyip içeri girmek ister misin?”

…… Huh? Yanlış duydum, değil mi? Bu günlerde pek iyi hissetmiyordum, yani. Haha….

“Eğer prenses onu kendisi uyandırırsa majesteleri daha aydınlanmış hisseder.”

Tıkır. Ben tepki veremeden önce Felix kapıyı açtı. Felix beni nazikçe içeri ettiğinde bile şok olmuş bir halde orada duruyordum.

“O zaman burada bekleyeceğim.”

Tıkırt.

Kapı kapandığında Felix’in gülümseyen yüzü kayboldu.

“Bu, bekle, bekle…..” Kapıyı açmak için itmeden önce şok kayboldu. Ancak benim gücümle bir inç bile hareket etmedi.

“Fel…!”

Felix’e seslenmek üzereyken aydınlanma geldi ve yarıda durdum. Eğer şimdi çığlık atarsam Claude uyanır!

Vay, Felix, seni kötü…..

Başka seçeneğim kalmamışken arkamı döndüm ve odaya baktım.

Ardından odanın dışındaki yumuşaklık görüş alanıma girdi.

“Çürük….”

Son patronun odasına girmiş gibi görünüyorum.


Dikkat.Bir sonraki bölüm aşırı kısa.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>