ATHANASİA BÖLÜM 2

Ben bir yetimdim.

Önceki hayatımda benim gittiğimle aynı yetimhaneden olan büyük kız bir keresinde bana yeni doğan bir bebekken bir parça kumaşa sarılıp yetimhanenin önüne bırakıldığımı söyledi.

Bu sözleri ilk duyduğumda ilkokula başlamadan bir önceki senemdeydim ve şubatta o kızın yaşı on dokuzdu, yetimhaneden ayrılman gereken yaş.

Annem bana isim bile vermediğinden yetimhane müdürü bana telefon rehberi kullanarak ‘Lee Jİ Hye’ adını verdi.

Bunu duyduğumda tepkim ‘peki o zaman’ gibiydi. Yetimhane benim gibi olan çocuklarla doluydu ve olmayan anneme duygu hissetmek benim için çok geçti. Yetimhanedeki sekiz yaşındaki çocuklar çocuk bile değillerdi.

Küçük ve zar zor yeten yetimhanede sadece çocuklarla yemek için kavga edebiliyordum.

Yani yetimhaneden ayrılan kızı düşünmek bana bu boktan yerden ayrılmak için küçük bir umut ve heyecan verdi.

Ancak gerçeklik öylece hayallerinle bilebileceğin bir şey değildi. Hele de parası ve….eh, hiçbir şeyi olmayan bir kız için.

Yetimhaneden ayrıldıktan sonra para kazanmak dışında yaptığım hiçbir şey yoktu. Ellerim uyuşana kadar bulaşık yıkadım, her yerinde sigara içilen oyun merkezinde bile çalıştım.

Tarihi geçmiş Kore suşileri yedim ve süpermarkette çalıştım. Sadece bu da değil, yakıcı güneşin altında araba yıkadım ve hatta sıcak çarpması geçirdim.

Ders çalışıp buluşmalara giden normal bir öğrenci olmayı hayal ettim ama benim boş zamanım bile yoktu. Ben sadece kıt kanaat geçinebilmek için çalışıyordum bu yüzden bakışlarımı bile bir saniye işimden ayıramadım.

Wow, gerçekten benim için hiç umut yok. Kışın ısıtılmamış evimin içinde durmuş soğuktan titrerken böyle şeyler düşünüyordum.

Ertesi gün gece yarısında çalışacaktım ama soğuk yüzünden uyuyamıyordum bile. Durum böyleyse yaz çok daha iyiydi. Bu durumda uyursam soğuk ısırığı olacağımdan endişelendim.

Ama yaşarken bu şekilde kaldığım ilk sefer değildi. Günlerce böyle olmuştu.

Başka şansım kalmayınca önceki gün aldığım uyku ilacı için ev sahibi kadına yalvardım. Gelen uykum tüm endişelerimden arınmamı sağladı.

Ve~ gözlerimi açtığımda ben bir prensestim. 

***

“Abwa.”

Bugün de diğer günlerle aynıydı. Tüm gün yedim, altıma yaptım ve boşça bir şeylere baktım. Bunun gerçeklik mi yoksa rüya mı olduğu konusunda hala kafam karışıktı.

“Güzel prensesimiz Athanasia.”

Şanslı olan şey yalnızca kötü hizmetçiler değil iyi hizmetçilerin de olmasıydı.

Çıngırağı sallayıp benimle oynayan hizmetçiye gülümsedim. Kahverengi saçlı saf mavi gözlü genç ve güzel bir hizmetçiydi. Yirmili yaşların başında gibi görünüyordu ve bu ay bana bakacak olan hizmetçi buradaki kız gibi görünüyor.

Neden prensesken dadım değil de hizmetçim var? Pfft! Çünkü ben o kötü davranılan prensesim.

“Çabucak ve sağlıklı bir şekilde büyümelisiniz.”

O kadar güzeldi ki onunla ilk tanıştığımda sadece yüzüne bakmak zihnimin boşalmasına ve ağzımın suyunun akmasına neden olmuştu. Masum hizmetçinin adı görkemli Lillian’dı. Ah, ismi bu aşırı güzelliğe ne kadar da yakışıyor!

Bu yüzden ben (zihnimde) onu kısaca Lilly olarak çağırıyorum. İnsanın baktığı an zihninin boşalmasına neden olacak bu kadar güzel bir hizmetçiye sahip olmak harika. Haah, çoktan başarılı bir hayat değil mi bu.

“Uwa, bah.”

Ama sakin hüzün sonunda bana bakan Lilly’nin suratını doldurmuştu. Oh hayır, önümdeki bu kadar üzgün görünen güzel kıza bakarken kalbim parçalara ayrılıyormuş gibi hissettirdi. Lilly bana baktığında bir şeyi hatırlayıp sık sık o suratı yapardı.

Abla, öyle bir surat yapma. Gülümsediğinde en güzel oluyorsun.

“Aman aman, prenses. Uyku vakti.”

Fakat mutluluk bir an içindi, Lilly’nin sözüyle uzlaşmaksızın mücadele etmeye başladım.

Bana güneş tepedeyken uyumamı söylüyor, hala enerji doluyum! Bebek olduğumdan çok uzun uyuduğumda bile uykulu hissetsem de bu farklı bir durumdu. Benimle daha çok oyna. Burası çok sıkıcı.

“Mümkünatı yok. Sadece yemeğini yiyip güzelce uyuduğunda sağlıklıca büyüyeceksin.”

Çırpınışlarım işe yaramadı. Onun yumuşak ellerinin altındaki çıngırakla oynadığımı görünce yine gülümsedi.

“Lillian!”

Tam o anda odanın dışından bir ses duyuldu. Bu hizmetçi hep yapıyor bunu. Ben zayıf ve küçüğüm bu yüzden kolayca ‘şaşırıyorum’!

Bu sesleri duyan Lilly de kaşlarını kırıştırdı. Korkuyor olduğumdan nazikçe göğsünü okşayan Lilly’nin elleri iyi hissetmemi sağlamıştı.

“Prenses Athanasia, biraz dışarı çıkıp hemen geri geleceğim.”

İyi vakit geçirmesini belirtmek için kasıtlı olarak ellerimi salladım. Öyle bile olsa onun gözünde mücadele ediyormuşum gibi görünecek. Ühü.

Yalnız bırakıldığımda yatarken tavana bakan gözlerimi yuvarladım. Görkemli odaya baktım ve tavandaki desenleri inceledim. Gözlerimi tekrar tekrar hareket ettirirken parlak eşya ve süsler gözüme çarptı.

Onları her gördüğümde merak ediyorum, onlar gerçek altından mı? Dişlerim büyüdüğünde onları ısırmayı deneyeceğim. O zamana kadar hayatta kalıp kalamayacağım farklı bir hikâye tabii ki de.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>