ATHANASİA BÖLÜM 20

Ancak odanın içerisi iğne düşse duyulacak kadar sessizdi. Neyse ki Calude’un uykusu ağırdı çünkü gürültünün farkında değil gibi görünüyor.

Bekle. Şimdi bir düşündüm de, gerçekten Claude’u uyandırmam gerekiyor mu? Eğer uzun süre bir şey olmazsa Felix neler olduğuna bakmak için gelmez mi?

Bu düşünce Felix gelene kadar beklemeye karar vermemi sağladı.

Odaya bakındım, içinde imparator hissi var… sadece büyük boyutta.

Bu gerçekten imparatorun odası mı? Neden çok basit? Benim Yakut Sarayındaki odamdan bile daha basit.

Tuhaf. Bu önceki imparatorun kullandığı oda değil mi? Şey, Claude’un kişiliğine göre diğer insanların kullandığı odayı kullanmazdı.

Oda tarla kadar genişti. Ayrıca çok boştu bu yüzden yatağı anında görebildim. Perdeler uzun olduğundan içerisini göremedim gerçi.

Ama bekle. Yatağın bu kadar kolay görülebilmesi tehlikeli değil mi? Eğer ‘o’ imparatorsa katiller olmaz mıydı? Bu ‘Beni yakalamayı dene~~!’ oyun şovu gibiydi.

Her neyse, Clude’un ölür falan bunlar benim umurumda değil. Neyse, duvardaki o şey…. Harita benim ilgimi çekiyor…

Bir süredir ilgimi çeken haritaya yürüdüm.

“Hııh!”

Ses kaçmasın diye ellerimi ağzıma götürmem gerekti.

Neydi o? Ne kadar baktığım fark etmeksizin izlemeye devam ettim, yine de gözlerimi ondan alamadım. Dünya haritasının çerçevesi de parlak ve saf altından yapılmıştı. Sadece yüzeyi değil tüm kalın çerçeve öyle gibiydi.

Vay, ne! Daha önce böyle bir şey görmedim. Çok dokunaklı… Kyaaa, elbette! Bu imparatorun sarayı! Böyle bir şeyi duvara tutmak. Sadece buna sahip olduğum sürece altın mumlara ya da altın oyuncaklara ihtiyacım yok! Duvardaki o şeyde mi altından yapılma?

O kadar heyecanlıydım ki halının diğer ucuna koştum.

Claude, sanat eserleri toplama hobisi olmalı. Odada hiç dekorasyon yoktu ama içinde resimler olan çerçeveler vardı. Çoğu dünya haritası kadar büyük olmasa da yine de büyük ve değerliydiler.

Meleklerle çok güzel ablaların resimleri vardı, içine unutulmaz anılar çizilmiş resimler de vardı.

Ah! Bu resim yüce imparatoriçe Embrose’nin taç giyme törenini içeriyor! Lilly’nin daha önce beni çalıştırmak için aldığı kitapta böyle bir şey görmüştüm.

Her neyse, resimlerin hepsi çok büyüktü ve daha büyük altın çerçevelere ihtiyaçları vardı. Üç adan kollarını açıp birleştirse yeter miydi? Ve bunların hepsi altın! Köşedeki kırık çerçeve bile altındı.

Huh? İyi de niye bu tozlu çerçeveleri atmıyorsun? Eğer atacaksan onları bana verebilirsin…….?

Dudaklarımı arzuyla yalarken bir kez daha, daha iyi bakabilmek için dünya haritasına döndüm. Hayır, dönecektim. Eğer gözüme çarpan bir şey olmasaydı.

“……..”

Az önce gördüğüm çerçeveye doğru bir adım attım. İncelemek için. Duvara asılan diğerlerinin aksine tozlu ve kırık olan odanın köşesindeydi.

Bir kadının portresiydi.

Gülümseyen yüz en güzeli değildi ama yeterince güzel ve büyüleyiciydi. Muhtemelen kendisini güzelce giydirmekten hoşlanıyordu, tepeden tırnağa birçok aksesuar giyiyordu.

Bundan imparatoriçe olacağına bile inanabilirdin. Yukarıdan bağlanan saç tatlı kestane kahverengisiydi. Gülümsemesiyle övülen gözleri çim yeşiliydi.

Sadece romandaki bazı açıklamalı okudum ve onu daha önce hiç görmedim, ama…..

Bu kadının kim olduğunu söyleyebilirdim.

Onun yüzünden miydi? Bu kirli lekeli siyah çerçeve ilgimi oldukça çekti.

“Hmm.”

Onu görmemeliydim. Memnuniyetsizlik hissiyle kaşlarımı çattım.

Görülmemesi gereken bir şeyi görmüşüm gibi hissettim. Ha, sadece görmemişim gibi davranacağım. Az önce hiçbir şeye bakmadım. Hiçbir şey bilmiyorum. Bu gerçek, bu doğru!

Ve gözlerimi kapayım başımı salladığım anda…. Hayır, uzaklaşmak için arkamı döndüğüm anda…

“Hıııh!”

Şaşkınlıkla çarpan kalbimi tuttum ve geriye doğru birkaç adım attım.

Neden, neden, neden, neden Claude yatakta değil de burada!

İpeksi altın şeyler siyah deri kanepeye düzensizce yayılmıştı.

Kapalı gözlerle Claude orada kanepede yatıyordu. Altın çerçeveli dünya haritasının oradan sadece kanepenin sırtını görebiliyordun. Ancak diğer tarafta çok net bir şekilde Claude’un yattığını görebiliyordum.

Hah, Haahhhh. Kalbim patlayacak. Yatakta uyuduğunu sanıyordum ama o ne cüretle böyle… böyle balıksı bir şey yapar! Beni mi avlıyorsun?! Kalp krizi geçirsem ne olacağını düşünüyordun! Ama kalbini sakinleştirmeyi başaramamış benim aksime Claude bir gıdım kımıldamadan huzurla uyuyordu.

Urrrrrgh, ondan nefret ediyorum. Ona bir kere vurmak istiyorum. Bir kere yumruklamak istiyorum. Sadece bir kere, yapabilir miyim?

Haksız hissederken Claude’un bulunduğu kanepeye yaklaştım. Ve yüksekliğimden ona bakarken tuhaf hissettim.

Hah. Prens gibi uyuyor.

Claude uyurken inanılmaz derecede masum ve kibar görünüyordu. Elbette, düşündükten sonra tüylerim ürperdi ve titredim. Az önce gözlerim çıldırdı mı? Şimdi kim masum ve kibar görünüyor? Bu çocuk? Başka biri değil ama bu psikopat Claude mu?

Ama bu uyuyan yüzün duvardaki sanat eserleri gibi gözüktüğü gerçekti.

Eğer bu şekilde kalırsa, o oldukça zevkime uygun. Sadece böyle kalıp asla uyanmayabilir misin?

Tekrar tuhaf hissederken ellerimi yüzünün önünde salladım.

Felix’in dışarıdaki seslenişine ya da benim yaklaşmama tepki vermediğinden derince uyuduğundan emindim. Ya ben seni öldürmeye gelen bir katil olsaydım ne yapardın…

Her neyse, iyi böyle. Bir kez tokatlanmak.

Bir daha ne zaman böyle bir fırsatım olur bilmiyorum bu yüzden bu benim şansım. Göl kazasını unutmadım! Çok ileride olan senin aksine çok gerideki yerden bir kızım! Y U DO DIS?!

Nereye vurabileceğimi düşünüyordum. Yüz çok gösterişli olurdu bu yüzden iki elimi de kaldırdım ve vücudunu hedefledim.

Whoosh! Tık….

Ama sonra, bir şey kolumun içinden düştü. Ve o şey Claude’un suratına çarptı ardından da yere halının üstüne düştü. Sonra yuvarlandı. Yuvar, yuvar, yuvarlandı.

Bu sabah mutfaktan gizlice aşırıp sakladığım çikoydu.

Ahhh…..!

O Lilly’den sakladığım çikoydu! Yeni hizmetçileri selamlamakla meşgul olduğumdan unutmuştum! Ve bugün kıyafet değiştirmemiştim.

Claude çikolatamdan uyanırsa diye sessiz kaldım.

Ve o an, tek bir ses olmadan Claude’un gözleri hayalet gibi çabukça açıldı.

“……”

“……”

İki elim hala havadayken donakalmıştım.

Claude yavaşça iki kez göz kırptı, ardından gözlerinde hiçbir duygu olmadan bana bakmaya başladı. Gözleri oldukça açıktı, insanların az önce uyuduğuna inanmamasını sağlayabilirdi.

Ellerimi havadan indirdim ve nazikçe göğsüne vurdum. Garip bir şekilde göğsünü okşadım ve ağzımı açtım.

“Geçti geçti…….”

Bana ne halt ettiğimi söyleyebilir misiniz lütfen……?

Ne yaptığımı fark ettiğimde zihnimde çığlık attım.

Wahh, waaaaaaah! Neler dönüyor burada? Benden ne yapmamı istiyor?! Az önce uyuyan aslanı uyandırdım, değil mi? Bu acil durum, katılıyor musun?! Konuşsaydı daha iyi olurdu ama tek bir ses çıkarmadı. Onun bakışlarından çoktan zihinsel çöküşün eşiğindeydim.

“Ay gülümsüyor. Güle güle, bugün. Yıldıza bakan bebek de gülümsüyor.”

Ühü, wahh, bu çılgınlık! Neden her paniklediğimde ağzım kendi kendine hareket ediyor. Ne tür bir bok mırıldanıyorum şuan?! Claude’a ninni?! Lütfen, durdur artık!

“Daha parlak ve aydınlık sabah gelecek yarın. Sadece tatlı ve güzel rüyalarda. İyi uyu, küçük bebeğimiz.”

Tüm gücüm ve kuvvetimle onu okşadım, ona vurmak üzere olduğu fark etmesinden korktum.

Şimdi çok merak ettim. Claude gözlerini açtığında ne tür bir ifade yapıyordum? Aman tanrım, eğer ‘Onu nasıl tokatlamalıyım? İyi bir tokada ihtiyacı var!’ diyen bir ifade yapıyorsam…. Ühü. Neden bu şeyler bana oluyor…

“Peki bu hangi şarkı?”

Benim aptalca şeyler yapmamı izleyen Claude sonunda ağzını açtı. Anında cevap verdim.

“Kötü rüyalara güle güle demeni sağlayan bir şarkı.”

Bu adam, ninninin ne olduğunu bilmiyor mu? Hizmetçi ablalara göre bu ülkedeki tüm vatandaşlar bu şarkıyı dinleyerek büyümüş. Eh, şey, sadece bir ninni demek utanç verici olduğundan kafama göre istediğim şekilde açıkladım. Gülümsedim, zifiri kara başım ve zihnimi saklayarak.

“Baba, günaydın!”

Ardından Claude garip bir surat yaptı. Sadece bir andı gerçi. Duygusuz bir suratla Claude’un konuştuğu kelimeler gülümseyen suratımı titretti.

“Sabah değil.”

“İyi akşam yemeği vakti!”

Sadece he deyip geçemez misin?

“Seni Felix mi gönderdi içeri?”

Oturdu ve gözlerini kapatan saçlarını eliyle kaldırdı.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>