ATHANASİA BÖLÜM 21

Yeni uyandığından saçları öncekinden daha fazla dağılmıştı ve giydiği kıyafetler kaslı vücudunu göstererek hafifçe açılmıştı.

Oops, utanç verici. Bu utanç verici. Hey, vücudum bir çocuk olsada ben olgun bir hanımefendiyim!

Claude düşüncelerimi fark etmedi ve bakışlarını solundaki pencereye çevirdi. Güneş arkasında sarı turuncu gökyüzü bırakarak batıyordu.

Yavaşça kalktı ve psikopat gibi gerindi.

“Ziyafeti burada yapacağız.”

***

“Parlak ve sağlıklı göründüğünden bugünlerde iyi gidiyor gibisin.”

Tekneden beri Claude ile ilk defa bu kadar doğrudan görüşüyordum.

İmparatorun odasındaki masada olan yemekleri inceliyordum. Tüm yemekler leziz görünüyordu, ama yine de imparator için yenilecek oldukça gayrı resmi yemekler de vardı.

Sadece çok sıra dışı olduğunu düşünüyordum ama şu anda söyleyebileceği en garip şeyi söylediğini duyduktan sonra kafamı kaldırdım.

Sağlığım hakkında bilgilendirilmemiş olmasının imkânı yoktu ama beni bir kez olsun ziyarete gelmedi. Şey, demek istediğim eğer gelmiş olsaydı soğuk algınlığım beter olurdu!

Her neyse, hasta kızını ziyarete bile gitmeyen bu ahbabın sadece ‘Oh, iyi görünüyorsun.’ demesine susakalmıştım.

Çok bir şey beklememiştim, ‘Çok hasta olduğunu duydum, iyi misin?’ ya da ‘Yorgun görünüyorsun, iyi dinlen’ gibi sıcak sözler bile. Ama bu da çok fazla değil mi? Evet doğru. Claude’dan bahsediyoruz burada.

“Baba da swimli görünüyor!”

Ama ben sadece iyi yaşlı zayıf güneş balığıyım. Hadi unutmayalım. Bu C planı, C planı. B planı için olsa bile hayat uzunluğumu bu yolla uzatmam önemli! Kirli ve adaletsiz olsa bile hayatta daha önemli HİÇBİR şey yok.

Claude’u görmezden geldim ve parlakça gülümsedim. Gözleri buna ilgi gösterdi. Evet, evet, göle düştüğü için dün hasta olan kızın oh-çok-parlak gülümsediğini görmek ilginç değil mi?

Claude öylece karşımda oturmuş çenesini eline yaslayarak bana bakıyordu. Ama neden yakışıklı görünmeye çalışıyormuşsun gibi görünüyorsun? Sana âşık olmamı sağlamaya çalışıyorsun? Ha, evet! Ne büyük bir yetenek! Sana âşık olmicam seni piç!

“Dinle. Sadece sevdiğin yemekleri hazırladım.”

Yani, bu et mi? Tombul olduğum için benimle dalga geçiyorsun, değil mi? Beni aşağılıyorsun, değil mi?

“Yemek için teşekkürleeeer.”

Ama yemezsem ben değilim. Claude’un bakışlarını görmezden gelip yemeğe odaklanmaya karar verdim.

Woah, ağzımda eriyor! Her gün böyle yemekler mi yiyorsun? Benim sarayımda da pahalı yemekler var ama kalite ve tat kıyaslanamaz! İşte bu fark!

Gümüş sofra takımlar tutabilmem için fazla ağırdı. Ayrıca et de önceden dilimlenmemişti bu yüzden kendim dilimlemem gerekiyordu. Dahası bu masa çok yüksekti!

Şıngır! Ve benim gümüş sofra takımım tabağı çizerek o korkunç sesi çıkardı.

Hıııh. O an nefesimi tuttum. Utancı bırak, Claude’un tepkisi daha önemliydi. B-bunun yüzünden kızmayacak, değil mi? Bıçağını doğrudan bana fırlatmayacak, değil mi?

“Eğitiminde daha çok çalışmalısın.”

Ama Claude bir kelime etmedi ve görmezden geldi. Hahhh, hayattayım.

“Yarın sarayına birini göndereceğim. Muhtemelen gerçekten eğitimli insanlar sana öğretmediğinden beklediğimden daha çok daha eğitimsizsin.”

Ne? Sevgili hizmetçilerimle dalga mı geçtin sen?? Eğitimsiz? O ablaların hepsi asil! NEYİN var senin?!

“Şuandan itibaren profesyonel yardım al.”

Ah, evet. Bay sen kraliyet kanındansın.

Poker suratı tutmak zordu ama neyse ki fark etmiş gibi görünmüyordu. Birbirimizin karşısında masanın ucunda oturuyorduk. Ah masanın çoooook uzun olması ne hoş. Huhuhu.

Bu bir şekilde öfkemin kaynamasına ve patlamak istemesine neden oldu ama bunun yerine yapabildiğim kadar parlakça gülümsedim.

“Athy elinden geleni yapacak baba!”

Ardından Claude garip bir şey görmüş gibi baktı. Birlikte geçirdiğimiz ilk tuhaf çay partimiz değildi ama bana bu bakışı gönderdiği ilk seferdi. Doğru hissettirmiyor… Neden bir hayvanın sıçtığını görmüş gibi bakıyorsun…?

Claude yediğim süre boyunca bana bakıyordu. Arghhh, kusacak gibi hissediyorum.

“Baba, iyi geceler! Bay bay!”

Claude ile ziyafetin ardından Felix tarafından Yakut sarayına teslim edilen bir pakettim.

Her zamanki gibi bana iyi geceler dedi ama bugün sadece ‘hmph!’ diyerek cevapladım. Bunun yüzünden Lilly biraz kaşlarını çattı ama ona bugün çok kızgındım.

Demek istediğim, tıpkı ‘ Oooh baaak, köpek imparator uyuyor. Gidip onu uyandırmalısın!’ gibiydi ve beni hazır bile değilken kelimenin tam anlamıyla içeriye itti! Ürperir, bugün olan olayları düşünürsem kafasından tüm saçlarını söktüğümde Felix için üzgün hissetmem bile!

Ühü. Sana güvenmiştim. Nasıl beni öylece Claude’un ellerine teslim edersin…

‘Hiçbir şey bilmiyorum’ diyen yüzü olan Felix beni daha da kızdırdı.

“Lilly, ninni.”

O akşam, sevimli davranarak yalvardım. Hoşuna gitmiş gibi görünüyordu, kıkırdayarak üstümü örttü.

“O zaman senin için söylemeli miyim?”

Yakında tatlı bir sesle söylenen şarkı kulaklarıma geldi.

“Shh, adım ve bir adım daha… Gece gelirse bana bir çiçek getir. Güzel bayan yıldız bizim için gülümsüyor.”

Kyaaa. Elbette, benim şarkımla kıyaslanamaz. Diğer günlerde olduğu gibi örtüyü tekmelemek istiyorum ama Lilly burada olduğundan yapmayacağım.

“Bay bay bugün. Yarın daha parlak günler gelecek.”

Lilly’nin tatlı sesi gözlerimi kapatmamı sağladı. O kişinin özellikle benim için ninni söylemesi harikaydı. Ninni dinleyerek uyumak için fena halde yaşlı olsam da.

“Sadece güzel rüyalar gör. Bay bay. İyi geceler, bebeğimiz.”

Yarın ne tür korkunç olaylar yaşanacağını bilmiyorum. Ama, şimdilik… Hadi her şeyi unutup uyuyalım. Büyümek için uyumak zorundayım. On yıl sonrasına uyanmak isterdim. Ühhü.

“İyi geceler, bebeğimiz.”

Lilly, sende iyi uyu! O köpek imparatorun suratını unutmak için uğraşırken Lilly’nin mücevher gibi sesine gözlerimi kapattım.

Tıpkı tüm diğer geceler gibi, zamanın çabuk geçmesini dileyerek…


Önceki bölümü düzelttim, eğer yine bir sorun görürseniz lütfen yazın. Bir sonraki kısa bölüm Claude’un bakış açısından olacak, iyi günler!

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>