ATHANASİA BÖLÜM 22 – O BABA, CLAUDE

Geceleri Gagnet Sarayı gündüz olduğundan çok daha sessizdi.

Claude etrafındaki alanı kaplamaya başlayan karanlığa bakıyordu, ardından bakışlarını bir süredir sakladığı elindeki eşyaya çevirdi.

Yarı erimiş küflü çikolataydı. Çikolata etrafındaki paketi hafifçe dürttüğünde kolayca sıkışıyordu. O çocuğundu, öğleden sonra odasına girip o uyurken kafasına düşüren çocuğun.

Ani bir görüntü Claude’un kafasında belirdi, canlı olması dışında tıpkı küçük erimiş yumuşak küflü çikolata gibi olan kız.

Düşündü.

“Diana gibi affedilemez değil mi.”

O küçük kafadan neler geçtiğini söylemek kolay gibi görünüyordu ama aynı zamanda kimse bilmiyordu.

Gözlerindeki panik ve korkudan ondan korktuğunu söylemek kolaydı, ama yaptığı hareketler tam tersiydi. Gerçekten tahmin edilemeyen bir çocuktu.

Ve bu kısmı oldukça Diana’ya benziyordu. Korktuğunu bilse bile Claude için tahmin edilemezdi, onun kaçmayı bile düşünemeyeceğini biliyordu.

“Bayan Diana’nın kolayca unutamadığın biri olduğu doğru.”

Claude’un arkasında karanlıkta duran Felix ekledi. Ancak Claude sessiz kaldı.

“Bir yılım daha olsaydı onu kesinlikle unutacaktım.”

Felix söylediklerinin yarı samimi olduğunu biliyordu. Hizmet ettiği soğuk kalpli kişi Kesinlikle Diana’yı unutabilirdi. Çocuğu olduğunu bile unuttu.

Ancak, bir yıl uzun bir süreydi.

Claude hala beş yıl önceki Diana’yı hatırlıyordu.

“Prenses Athanasia ile geçirdiğin vakitten hoşlandın mı?”

Felix kalbinde düşündüğü şeyleri söylemedi ve bunun yerine konuyu değiştirdi.1 Ama Felix’in yüzünde açılan gülümseme gerçekti.

“Çok sevimli bir prenses değil mi?”

Küçük canlı kız sayesinde sarayın daha parlak ve canlı hale geldiğini hisseden bir tek o değildi. Efendisi Claude’un kalbi küçük prenses kızına kapalı olsa bile.

“’Sevimli’ huh.”

…..

Beklendiği gibi, Claude kabul etmedi.

Hayatındaki küçük eğlence olabilirdi ama ‘sevimli’?

“O duygunun nasıl hissettirdiğini unutalı çok oluyor.”

Uzun uzun zaman önce hissettiğinden emindi ama bu sadece onun geçmişiydi. Kendi kardeşini bile tanıyamayacağı kadar kalın tabaka tozla kaplanmış bir anıydı.

Felix’in bakışları bir anlığına köşedeki kırılmış portreye gitti ve tam o anda Claude ayağa kalktı.

“Odamdan çık artık. Yoruldum.”

Felix buna sadece kafasını eğdi.

“Obelia’nın kutsallığı ve şanı.”

Öyle söylesen bile içinde bir yerlerde olduğundan oldukça eminim. Bir gün sende fark edeceksin. O gün çabucak gelse güzel olurdu…….

“İyi dinlen.”

Karanlık içinde yaşayan kötülüklerle doluydu. Umutla her şeyi aydınlatacak o gün gelecekti.

Ancak sonu gelmeyen gece sadece geçiyordu.


Bir sonraki bölüm en kısa bölüm! Uyardım.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>

Dipnotlar

  1. Burada Felix’ten de hafif bir piçlik seziyorum. Gerçekten de orijinal kitapta manganın gösteremediği şeyler var.  Mangada Felix Athy ile tanıştığından beri hep aynı. Aynı içten, samimi, sevimli ve masum adam :3… mı? Bu bölüm bana Felix’in de sadece maskesini iyi tutabilen bir soylu olduğunu düşündürdü. Bu zamana kadar onun kötü tarafını görmedik çünkü seçim yapması gereken bir zaman hiç gelmedi. Eh bu Eliza’nın hikâyesi değil, işler hiç o kadar karanlık olacak gibi görünmüyor… Yazık :3