ATHANASİA BÖLÜM 24

“Baba, Athy seni özledi!”

Ancak, burası gerçekliğin benim için belirlendiği yerdi. Claude’un önünde iyi görünmek için yalan söylemek ve sevimli davranmak. Şimdi kendim de kabul ettiğimden, üzgünüüümm.

Ama üzgün ve yalnız olsam bile ağlamayacağım!

“Ah!”

Çim alanında koşmayı bırakarak Claude’un önünde durdum. Farkındalık sesi çıkardıktan sonra eğildim.

“Athy’i çay partisine davet ettiğin için teşekkürler.”

Bugünlerde öğrendiğim gibi eğildiğimde Claude’un arkasındaki Felix’ten pfft sesi duydum.

Evet, yetişkin gibi davrandığımda çok tatlı görünüyorum, değil mi? Elbette, bugün diğer günlerden çok daha tatlı olacaktım. Kasıtlı olarak giymek için en tatlı elbisemi seçtim ve nasıl daha tatlı olunur diye ayna karşısında pratik yaptım.

Bugünün konsepti yetişkin gibi davranan çocuk ama gerçekte görgü kurallarına hala çok aşina olmayan küçük hanımefendi. Tatlı görünmek için biraz habersiz görünmem gerekiyordu ama siniz bozucu falan olmamak için de çok habersiz olmamalıydım.

Neyse ki planım işe yaramış gibi görünüyor. İstediği gibi bana bakan Felix’in aksine hizmetçiler bana Claude’un önünde cesurca bakış atıyorlardı.

Bir sürü fırfırıyla büyük ve pofuduk görünen beyaz elbiseyle ben besbelli melek gibi görünüyordum. Elbette, şuan ki ben görkemli zarif güzel ve saygın melektense küçük bebek melek gibiydim…… Kuhuckkkk!1

Claude’un tepkisi sadece kaşını kaldırmaktı ama bu adam hiç bana istediğim tepkiyi verdi mi ki?

“Felix.”

Claude’un seslenişiyle Felix kısa bir cevap verdi ve beni aldı. Felix’in yardımıyla başarılı bir şekilde sandalyeye çıkabilmiştim.

Bu hareketlerin artık tanıdık geldiğini fark ettiğimde gerçekten biz insanların çabucak alıştığını anladım.

Şimdi masada karşı karşıya oturduğumuzda mümkün olduğunca parlak ve sevimlice gülümsedim ve konuştum.

“Günaydın baba!”

Şu anda saat sabahın onu. Genelde Claude ile buluşup çay partisi yaptığım zaman öğleden sonraydı ama yaklaşık bir ay önce aniden sabaha değişti.

Bir ay öncesinden bahsetmişken, bu ona ninni söylediğim zamana yakın. Ne düşündüğünü bilmiyorum. Eh, o hiç tahmin edebildiğim birisi oldu mu? Yok.

Her neyse, o günden beri onu ‘Günaydın Baba’ diyerek selamlıyorum ve öyle söylediğim zaman sadece bana bir süre bakıyordu.

Elbette hiç ‘Sana da günaydın’ falan yok, bekliyor falan değildim ama yine de. İnatçı olmuştum.

“Dün gece baba rüyamdaydı!”

“Rüya, huh.”

“Athy ve baba ve Lilly ve Felix, herkes bir süpürgeye bindi, ayı ve yıldızları topladı ve birlikte oynadı!”

“Anlamsız köpek rüyası.”

Hoho. Kelimelerini nasıl seçtiğine de bak. Güzel. Çekinmedim ve sadece Claude’a gülümsedim.

“Bulutların üstünde oynadım ve babamla pofuduk oyunlar oynadım. Gerçekten gerçekten eğlenceliydi!”

Claude sadece aptalca konuştuğumu düşünüyor gibiydi ve cevap vermeden dinlemeye devam etti. Ama bu iyi. Ne söylediğimi kendim de anlamıyorum! Eeek, bunu sürdürmeye devam etmek istemiyorum. Hadi sadece kek yiyelim.

Ama çay partisi için tabaklara yiyecek hazırlayan hizmetçinin durarak gözleri pörtlemiş bir şekilde bana baktığını gördüm.

İmparatorun sarayında ne hizmetçi ne de şövalye vardı ama ne zaman burada ziyafet ya da çay partisi yapsak sarayın çalışanları gelip bizim için hazırlıyordu.

Buradaki abla tanıdıktı, daha önce defalarca hazırlamıştı ama daha önce benim Claude ile böyle konuştuğumu görmemiş gibiydi. Diğer yandan Betheran isimli hizmetçi abla Betheran’dı, kendini çabucak toparladı ve ayrıldı.

Claude bugün de çok sakin görünüyordu. Ama onu ne zaman böyle görsem merak ediyordum. Belki de uyku bozukluğu var? Ziyafet için odasına gittiğim zaman da uyuyordu……

Muhtemelen sabah olduğundan ortam daha sakindi. Yoksa sadece uyku bozukluğu mu var?

Beni sabah çağırmasan nasıl olurdu. Ya da daha önceki gibi öğleden sonra çağır. Neden ihtiyacın yokken her gün ‘Günaydın’ alıyorsun?

“Baba, o lezzetli mi?”

Bu bir yana Claude yine aynı çayı içiyordu. Benimle her çay partisi yaptığında o çayı içtiğinden seviyor olmalı. Beklenmedik sorum üzerine hareketlerini durdurdu.

“Tadı yüzünden içmiyorum.”

Yudumladığı çayı bir süre inceledikten sonra bağırdım.

“ Athy babayla aynı şeyi içmek istiyor!”

Geçtiğimiz ayda Claude’a yakın olabilmek… Olan şey değildi ama cesaretim büyüdü ve çok zorlanmadan bu şekilde konuşabiliyordum artık.

Eğer inatçılığım ve saldırganlığımla beni hayatta bırakırsa zaten iyiydi.

“Çay prensesin eğlenebilmesi için fazla sert olacak.”

Claude çay bardağını bıraktı ve bana baktı. Ve onun yerine Felix konuştu. Ama ben öylece onaylamadım, koca yanaklarımla somurttum ve başımı salladım.

“Ben de yiyeceğim, aynı şeyi!”

Felix’in yüzü soldu. Tatlıları evsem de çok fazla tatlı yemekten dilim ölüyor. Yani, ben de Claude’un içtiği çayı içeceğim!

“Ver onu. İstiyorsa vermemek için bir sebep yok.”

Şükür ki Claude beni durdurmadı. Bizden uzakta duran hizmetçi abla anında geldi ve benim için çay doldurdu.

Ben, bir kez daha öğretmenimin bana öğrettiği gibi çay bardağını zarifçe tutarak önce kokusuna baktım.

Tekrar Felix’in bana gülmemeye çalıştığını duydum. Ancak çayı bir kez yudumladığımda endişe yüzünde belirdi.

Kesinlikle! Endişe boşuna.

“Athy de beğendi.”

Dudağımı çay fincanından ayırdıktan sonra parlakça gülümsedim.

Claude’un sıkça içtiğini gördüğümde kokusunun tamamen benim tarzım olduğunu düşündüm. Şimdi deneyince, aman tanrım çok iyi!

Tatlılığa alışmış dilim doğru acılıktaki çayı reddetmedi. Ama tadı biraz eşsiz ve güçlüydü.

“Athy’nin ağzında çiçekler açıyor gibi!”

Huh? Sözlerime olan tepki de ne böyle?

“Hoşuna gitmiş gibi görünüyor.”

Afallamış gibi görünen Felix kendine geldi ve yorum yaptı.

Claude doğrudan tüküreceğimi düşünmüş olmalı, yoksa niye kaşlarını çatsın? Ama herkes yorumumla dondu. Neden böyle davranıyorlar?

“Majestelerinin zevk aldığı Lipeh çayı.”

Ahh, yani adı Lipeh. Yani Claude tüm bu zaman tek başına mı içti bu lezzetli şeyi?

Ama benim ilgim Felix’in sonraki sözlerindeydi.

“Bayan Diana da oldukça severdi.”

Özlediği bir şeyi hayal ediyormuş gibi bana üzgün bir gülümsemeyle bakıyordu.

“Ağzımda açan çiçek gibi…. O da söyledi.”

Felix’in sözlerini dinlemek ilgimi çekmişti. Athanasia’nın annesi, Diana hakkında bir şey duymak nadirdi gerçekten.

Kelimeleri ararken başımı eğdim ve hiçbir şey bilmeyen bir çocuk gibi sordum.

“Yani, annem ve ben aynı şeyleri mi söyledik?”

“Evet.”

Diana’yı düşünüyormuş gibi nazikçe gülümsedi.

“En başında majestelerinin bu çayı denemesinin sebebi Bayan Diana’ydı. Lipeh çayının ana malzemeleri Saodonna’dan geliyor. Ah, onlarda birlikte çay partisi….”

“Öyle bir anım yok.”

Ancak Felix’in cümlesi buz gibi soğuk bir ses tarafından kesildi. Claude az önceki gibi şaşakalmış görünmüyordu ama kesinlikle soğuk, duygusuz ve zalim görünüyordu.

“Bugün çok saçmalıyorsun. Gürültülü. Ayrıl.”

Ani emirle bile Felix tek kelime etmeden ayrıldı.

Diğer yandan ben sadece Claude tatminsizlikle bakıyordum.

Ne oluyor bu piçe. Gelip giden geçmiş olarak düşündüğün için dinlemek bile istemediğini mi söylüyorsun? Yani âşık olduğun kadınla sadece bir gecelik hata ile beni yaptın. Piç. Gerçekten köpek piçi.

Hele ki o… o kadının portresini bile atamazken.

Modum yokuş aşağı düştü. Diana benim gerçek annem olmasa bile.

Ama Claude’un aniden bana dönen bakışıyla yine gülümsedim. Ha, yüce hayatta kalma yeteneklerimi övün.

“Çay küçük çocuklar için fazla olduğundan süt daha iyi olur.”

“Hehe, Athy süt de seviyor.”

Buna hayır dememem gerekiyormuş gibi hissettim ve gülümseyerek kabul ettim.

***

Şuan da Claude’un gönderdiği öğretmenden basit görgü kurallarını öğreniyordum.

O Kontes Elois idi, ünlü profesyonel. Çocukları iyi bilmiyordu ve bende 5 yaşında, genellikle çalışmaya başlayan 8 yaşındaki çocuklardan genç, olduğumdan kolay başladı ve benim de sadece sözlerini dinlemem gerekiyordu.

Ama Kontes bana söylediği yapmam gereken şeyleri nasıl hatasız takip ettiğimden şaşırmış ve şok olmuş görünüyordu.

Görünüşe göre yaramaz kirli ağlayan 5 yaşında küçük kız görmeyi bekleyerek gelmişti, ama ben farklıyım!

Hey, ben sadece temel asil görgü kurallarını öğrendim. Düşündüğün zaman, 5 yaşındaki çocuğun düzgünce oturup ilgi göstermesi zaten çok şaşırtıcı.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>

Dipnotlar

  1. Bıçaklanma sesi gibi bir şey.