ATHANASİA BÖLÜM 25

Lilly 4 yaşında yazmaya başladığım hakkında övününce Kontes Eloise şok oldu.

Ve ardından ödev ve öğretim hızını arttırdı!

Şimdi temel görgü kurallarını, yeni başlayanlar için resmi Paskal dilini, Obelia’nın tarihini ve dünya şaheserlerini öğreniyordum.

Kyaa. Düşündüğümden daha eğlenceliydi ama çalışmaya alışık olmadığımdan şimdi başlayınca tatlı yemek istiyor gibi hissediyorum.

“Prenses, bir süreliğine daha fazla çikolata yok.”

Dun dun dun!!!

Eh, çikolata çalarken Lilly tarafından yakalandım. Yeni hizmetçiler tek bir çiko’ya bile dokunup bana vermeye cesaret edemediklerinde çalmaya başlamıştım.

Hanna ve Seth olmadığından bana çiko verecek kimse yoktu.

Bu yüzden verdiği çikolatanın miktarı yeterli olmadığında riske girip çalmam gerekiyordu.

“Yaaa. Gerçekten azıcık yedim…..”

“Şimdi, prenses. Sahip olduğun tüm çikolataları ver bana. Ev ödevini bitirdiğinde sana geri vereceğim.”

Tereddüt ettim ardından çikolataları çıkarmaya başladım, keder.

Bir, iki, üç, dört. Lilly bana ‘Bu kadar mı?’ diyen bir ifadeyle bakıyordu.

Ama gerçekten. Hepsi bu kadar.

“Eğer çok fazla yersen dişin uf uf olur.”

Ühü ühü. Biliyorum onu! Ama bu kadar seviyorken ne yapabilirim!

“Eğer ödevlerini bitirirsen sana bir tane veririm.”

Kaşımı çattım. Bu yaşta olduğumdan ne zaman, ne kadar istiyorsam yiyememem üzücüydü ama ayrıca bu küçük konu yüzünden bu kadar üzgün hissettiğim için de utanmıştım.

Lilly ayrılmaya başlayınca ödevime döndüm. Ama Lilly’nin mırıldanmasını duydum.

“Sepetin boş olduğunu az önce gördüm. Şimdi de oyuklar olacağından endişeliyim.”

Hayır, bekle! Ben o kadar yemedim! O ben değilim! Ben değilim!

“Lil……”

“Yine de ev ödevini iyi yapıyorsun. Aferin, prensesimiz.”

Karamsar çocuk ifadesiyle Lilly’nin gülümseyip ayrılmasını izledim.

Ne demek şeker dolu sepet boştu? Geçen sefer biraz aldığımda hala kalmıştı.

Huh, huhhhh?! Çikolatamı kim yedi. Kim. Hangi hizmetçi abla. Vay, hiç onların çocuğun şekerlerini çalacak kişiler olduğunu düşünmemiştim. Wahh. Çikolatam. Ve Lilly hepsini yediğimi düşünüyor!

Adil değildi ama çikolataya olan tepkimle kimseyle tartışamazdım, hiç kimse bana inanmazdı.

Kontes Eloise’in verdiği deneme ödevini bitirdim ve Lilly’den övgü ve çikolata kazandım.

“Ne çiziyorsun prenses?”

“Aptal Felix! Bu dünyanın en güzeli Lilly!”

Karnımın üstünde uzanırken resim yapıyordum.

Resim yapmak benim yaşımdaki çocuklar için iyiydi.

Açıkçası resmim sormaları gerekecek kadar berbattı ama ben bu günlerde Felix’e kızgındım. Aptal kelimesi kazara kalbimden gelmişti.

“Ah, bunu biliyorum. Bu majesteleri, değil mi?”

Felix’in modu çizdiğim diğer kişiyi görene kadar düşüktü.

“Beep! Yanlış.”

Heh. Aslında haklısın.

“Bunu sana vereceğim, Felix abi.”

Felix yavaşça kâğıdı aldı ve kâğıttaki yüzüne baktı. Sonra bunun inanılmaz olduğunu ifade ederek konuştu.

“Bu ben miyim acaba?”

Bekle, ne demek ‘acaba’? Bu ‘acaba’ çok iyi çizen benim için mi yoksa ‘acaba’ o kadar çirkin ki bu ahbabın o olduğunu ret mi ediyor?

“Gerçekten……. Gerçekten, çok teşekkür ederim prenses! Bunu en sevdiğim hazinem olarak saklayacağım.”

Hmm hmm, çok duygusal olmaya gerek yok.

“Lilly, Lilly! Bu hediye.”

“Amanın. Ben bu kadar güzel miyim?”

“Yeryüzünden gökyüzüne tüm ırklardan daha güzel!”

Ayrıca yan tarafta bizi izleyen Lilly’e de hediye verdim. Bakalım. Şimdi o piç Claude’u çizme zamanı mı? Mırıldanarak Claude’u çizmeye başladım. En çirkin seni çizeceğim. Rica ederim.

“Eğer hediye olarak bunu alırsa majesteleri mutlu olur.”

Uhh, hayır? Bunu ona vermeyeceğim. Onu çirkin çizdiğim için beni öldürmeye gelebilir. Ayrıca, bunu kabul etmeyecek zaten.

“Bitti!”

“Majesteleri ve prensesin oynadığı bir resim, değil mi?”

Hayır, benim Claude’a uçan tekme attığım bir resim. Stresimi bu yolla atarak zavallı görünebilirim ama daha iyi bir yol yok.

Bakalım. Çizilecek başka insan kalmadı mı? Renkli kalemi tutarak bir süre düşündüm ve aklıma gelen birini çizmeye başladım.

Ama yuvarlak bir kafa çizmekten ileriye gidemedim. Umm. Yani, saç ve göz bu renk….. ve saçı da… bu uzunlukta? ya da bu uzunlukta?

“Lilly, Lilly.”

“Evet, prenses.”

Kendi başıma bir süre düşündükten sonra Lilly’e seslendim.

“Annem nasıl görünüyordu?”

Her şey bir anlığına durmuş gibiydi.

“Annemi çizmek istiyorum ama Athy anneciğin yüzünü bilmiyor.”

Felix ve Lilly donakalmıştı ama kısa bir süre sonra sözlerimle bilinçlerini geri kazandılar.

“Annemin saçı Lilly gibi düz düz müydü? Yoksa dalga dalga mı?

Lilly hemen gülümsedi ve cevapladı.

“Açık altın rengi ve Athanasia ile aynı deniz gibi dalgalıydı, prenses.”

“Hehh. Bu kadar uzun muydu?”

“Ondan biraz daha kısaydı.”

Yüzünün şekli, kâkülleri, gözünün yeri ve boyu gibi sorular sordum ve Lilly hepsini benim için cevapladı.

Felix konuşmamıza katılacak zamanı bulamadığı için bizi izlemeye devam etti.

Hmm. Harika. Şimdi onu çizebilirim sanırım.

Şekli kafamda belirirken renkli kalemlerle çizmeye başladım.

“O çok güzeldi. Tıpkı prenses Athanasia gibi.”

“Athy gibi?”

Zaten biliyordum ama Lilly Diana’yı gerçekten seviyor gibiydi. Bana onu hayal eden gözlerle bakıyordu.

Her neyse, <Sevimli Prenses> te çok çok güzel olarak tarif edildi ve ne kadar güzel olduğunu merak ediyordum.

Elbette, insanlar Diana’ya çok benzediğimi söylüyorlardı ama benim bebek suratımla hayal etmesi zordu.

Ah, şimdi düşündüm de O duygusuz ve soğuk Claude bile ona âşık olmuş ve bebek prensesi olmuştu.

Hmm. Yani, o kadar güzel…

“Ben de onu görmek istiyorum.”

Wahh. Çok meraklıyım, görmek istiyorum!

Onu yüz yüze görmek istiyordum ama yapamamam çok yazık. 10 yıl sonra aynaya baktığımda Diana’yı görebilirim ama sadece o zamana kadar yaşayabilirsem. Ühhü.

“……”

“……”

…… Hmm? Şu an biraz tuhaf değil mi? Bu ağır sessizlik de ne?

Hiçbir şey bilmeden kafamı kaldırıp baktım ve yüzlerine şaşırdım. Lilly ve Felix bana çok tuhaf suratlar yapıyorlardı.

Felix bir şey söylemek istiyormuş gibi ağzını açıp kapatıyordu ama sonunda tek kelime bile etmedi, Lilly ise hafifçe titrerken panikliyordu.

Ve yakında sebebini anlayabildim.

Bekle, Diana’yı görmek istediğimi sesli mi söyledim……?

Eğer öyleyse bu durum anlaşılabilir. 5 yaşındaki çocuğun hiç görmediği annesini görmek istediğini söylemesini öylece görmezden gelemezler. Hıııh. Kasten böyle davranmanız için yapmadım!

Kıkırdamaya başlamadan önce iki kez göz kırptım.

“Abi ve Lilly’nin yüzü tuhaf görünüyor!”

“……”

“Dünkü hikâye kitabın da ki yuvarlak goblinler gibi!”

Bu şeyi kesebilir miyiz? Sizinle dalga geçiyorum şuan. Bu tuhaflıkla ne yapacağız! Ahh, saklanmak istiyorum.

“Mmm, resim yapmak eğlenceli değil artık. Dışarıda oynamak istiyorum.”

Off. Bu daha fazla devam edemez. Kaç!!

Bu baskıya daha fazla katlanamadım, kâğıt ve renkli kalemleri bırakıp ayağa kalktım.

“Prenses……”

Lilly ve Felix bana seslendi ama ben sadece işler daha da garipleşmeden önce odadan ayrıldım.

***

Geçen gün olan olayın ardından ikisi birkaç gün boyunca etrafımda dikkatli davrandılar. Elbette, göstermemeye çalışıyorlardı ama ben sıradan 5 yaşında bir çocuk değilim, değil mi?

Ama görmezden geldim. Demek istediğim, görmezden gelmekten başka ne yapabilirdim. Eğer Diana’yı açıklamaya başlarlarsa gerçek annem olmadığından sadece tuhaf olacak. Yani sadece her zamanki gibi davranın. Waaah.

İkisi konuşmak için beni durdurdular ama ben sadece parlakça gülümsedim ve uzaklaştım. Şimdilik vazgeçtiler.

Ama bugün öğle yemeği için giden Felix bir saat sonra odama geldi Lilly’i çağırdı.

Obelia’nın tarihini okuyan benden sessizce uzaklaştılar.

Bekle…. Omurgamın ürperdiğini hissettim. İçgüdülerim bana konuşmalarının önemli olacağını söylüyordu. Ayrıca eğer bir şeyler yanlış giderse çok tehlikeli olabilir!

Sandalyeden atladım ve sessizce Felix ve Lilly’nin gittiği kapıya doğru yürüdüm. Neyse ki Lilly kapıyı hafifçe aralık bırakmıştı böylece onları duyabiliyordum.

“İmparatorun sarayında hiç video saklıyorlar mı diye sordum ama hiç olmadığını söylediler.”

“Öyle mi… Çok yazık.”

Ama Felix’in bahsettiği video saklama büyüsü oldukça ilgimi çekmişti.

Ah, doğru. Burada büyü var. Büyüyü kendi iki gözümle görebilmek en büyük hayalim! Bunu tamamen unutmuştum. Yaşayıp öldürülmemeye çalışmakla çok meşguldüm.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>