ATHANASİA BÖLÜM 28

Verdiğim şeyi atamayan Felix bir an panikleyen bir ifade yaptı ama yakında sadece tutmaya karar verdi. Sadece bir süreliğine ama sana abur cuburumu koruma görevi veriyorum.

“Duyduğuma göre görünüşü babasına çok benziyor.”

Şimdi yakından görünce, bu taht çok süslü. Hııh, tüm şu mücevherlere bak. Bu boyut, bu parıltı! Tahtın arkasındaki bu küçük olanı alırsam fark edeceğini sanmıyorum……

Tahta salyamı akıtarak bakarken Felix Roger Alfius’un çocuğu hakkında konuşuyordu. Huh? Ama oğlu derken Isekiel’i kastediyor.

“Prenses ile iyi geçinse güzel olmaz mıydı?”

Claude bana bakıyordu ve fark ettiğim anda şaşırdım.

Ne? Bu bakış ne? H-henüz bir şey yapmadım! Sadece bakıyordum çünkü bu mücevher çok güzel gözüküyor!

Beni salya akıtırken gördüğünü düşünürken ürktüm. Hayır, burada hırsız yok. Bu yüzden masum bir çocuk gibi gülümseyerek konuştum.

“Athy’nin arkadaşı?”

İlgi göstermeye başladığımda Felix heyecanlanmış gibiydi. Ama bugün Roger Alfius ile kötü vakit geçirmiş gibi görünen Claude sadece soğukça gülümsedi.

“İki çocuğun sarayda koşturduğunu düşünmek bile keyfimi kaçırıyor.”

Eek, yakalayamadım. Arkadaşa ihtiyacım olmadığını söylemeliydim. Elbette, bu parıltılı şeyle dikkatim çok dağılmıştı çünkü! Üzgünüm, bir dahaki sefere yapacağım!

“Gürültülü çocuklardan nefret ediyorum. Dahası Dük Alfius gibi görünen bir oğlan. Sadece düşünmek beni tiksindiriyor.”

“Haha…… Bu iyi değil.”

Roger Alfius gibi görüneceğini duyunca fikrini değiştiren Felix’ti. Uumm. Hiçbir imadan anlamayan Felix bile bu tarz bir tepki gösteriyorsa ne kadar yoğundu? Şimdi anlıyorum.

Eh yazık. Erkek liderin nasıl göründüğünü merak ediyordum. Isekiel Jennet’ten iki ya da üç yaş mı büyüktü diyordu? Şey iki ya da üç aynı şey, çok fark etmiyorla….

Kaldırır!

“Ehhh.”

Bedenim aniden havada yüzdü. Ani sıcaklıkla beynim boşaldı. Merakla ne olduğuna bakmak için kafamı kaldırdım…… Ama beynim öncekinden 100 kat daha boşaldı.

“Beklendiği gibi ağır.”

……Huh? Huhhh?

Neden Felix değil Claude önümde? Felix’in önceden durduğu yöne kafamı çevirdim ve orada durduğunu gördüm. Bekle, bu ne o zaman? Be ne, bu durum ne?

Akıl almazdı ama bu durumda aklıma gelen tek bir şey vardı.

Ha, bu ne. Claude, sen beni kucağına mı aldın?

Beni tek koluyla kalçasında tutuyordu ama yine de Claude beni tutuyordu. Yürüyüşünden etkilenerek kollarım ve bacaklarım etrafta sallanıyordu.

V-vay. Ne şok edici bir şey. Demek istediğim, neden normalde yapmadığın şeyler yapıyorsun? Çünkü bu o kişinin yakında öleceği anlamına gelir.

Claude beni tutarken zihinsel çöküşe girmeme yetecek kadar şok ediciydi. Ben kollarındayken yürümeye devam etti, tahtın arkasına geçti ve perdeyi açtı.

Hııh. Bu duvar değildi. Perdenin arkasında kabarık görünümlü halılar ve pamukla doldurulmuş yumuşak görünümlü bir sürü yastık vardı.

Ama beni üstüne bıraktığında daha da saçma göründüm.

“Sabah sabah gürültülü köpeğin havlamasını dinlemek yorucu.”

Sabah? Güneş çoktan yarı yolda. Ve yine, köpek havlaması? Hey beyaz beyazcık adam senin damadının babası olacak!

Cık. Jennet ve Isekiel’in evlendiği zaman geldiğinde ne yapacaksın. Oh, her neyse bu yastık göründüğü kadar pofuduk. İçindeki ne?

Ben yastığı dürterken Claude bir yer seçti ve uzandı.

Hehhh, bu yer onun dinlenebilmesi için mi yapılmış? Demek istediğim burası başka bir oda değil, çalışma odası değil mi? Claude’a garipçe baktım ama göz temasını engellemek için dönmek zorunda kaldım.

Hııh. Bekle. Bana bunu yapma. Neden kıyafetlerini düzgün giymiyorsun? Kıyafetlerini umursamadan yattığında kaslarını görebiliyordum.

Bunu daha önce de hissettim ama kasları çılgın. Öyle olsa bile, bir erkek! Daha dikkatli olmalısın! Nereye isterse oraya yatmasını görmek, kıyafetleriyle kötü şeyler yaptığını görmek. Uwuu. Çok utanç verici. Hey sana söyledim, denesen bile güzelliğine kanmayacağım!

Ama neden hala kıyafetlerinin açık kısmından kaslarına göz atıyorum? Kuckkk. Bir şeye kaybettiğimi hissediyorum.

“O zamanki şarkı.”

Ah, bu beni şaşırttı.

Göz atarken yakalandığımı düşündüm. Aniden konuşma. Sinirlerim tavşan gibi bu yüzden kolayca şaşırıyorum. Ama şarkı? Hangi şarkı? Hatırlamaya çalışırken kafamı salladım.

“Şarkı?”

“Kötü rüyaları kovalamak için olduğunu söylediğin şarkı.”

“Ah! İyi uyu İyi uyu şarkısı!”

“İyi uyu İyi uyu şarkısı?”

Ah. Kazaydı. İyi uyu iyi uyu değil! İptal düğmesi nerede? Calude bana iğne gibi keskin kısılmış gözlerle bakıyordu. Claude ipucunu çabuk kapıyor. Bu piç. Neden hala onu hatırlıyorsun! Bir ay falan önceydi!

“Her neyse, o.”

Daha fazla sorgulamaması çok iyiydi. Ama devam eden kelime benim için ‘iyi’ değildi.

“Söyle.”

Ha. Yani, şu anda seni eğlendirmemi mi istiyorsun?

Şimdi duyduklarımdan şüpheleniyordum. Ama Claude beni hala aynı duruşta izliyordu. Bakışları kelimelere dökemediğim mesajlar ve duygular içeriyordu.

Haha…… Seni köpek XXXX piçi? Hayatta kalmak için her şeyi yapacak olman da bu iyi değildi. Beş yaşında gibi gözüksem bile içinde ve zihnimde bir yetişkindim. Bu çok fazla değil mi?

“Athy hatırlamıyooor.”

Cwarrr. Geçen sefer acil durumdu ama tekrar söylemek çok utanç vericiydi.

Hiçbir şey bilmiyorum bakışıyla Claude’a baktım. Evet, o şarkıyı senin için söyleyemem! İstemediğimden değil, yapamam!

“Unuttun?”

Evet! Bir ay oldu! Unutmak tuhaf değil.

“Hatırlaman için ne yapmalı.”

Vazgeç işte inatçı piç.

“Şimdi hatırladım. Yaşamak için önümde diz çöken katiller vardı.”

Ama durup dururken Claude geçmişinden konuşmaya başladı.

“Onları yakaladığım zaman hepsi ‘Hiçbir şey bilmiyorum’ gibi şeyler söylüyorlardı. Hepsi.”

Ama ben duyunca omurgamda ürperti hissettim. Claude rahatça geçmişte olan olayları tükürüyordu ama neden ‘tehlike’ uyarısı ampulümde kırmızı ışık yanıyor bilmiyorum?

“Bu yüzden güç kullanarak hatırlamalarını sağladım.”

Bo-bok. Neden bu kötü his her zaman haklı. Onlara zorla hatırlatmak. Bu ne demek? Neden soğuk hissediyorum?

“İnsanlara unuttukları şeyleri nasıl hatırlatmamalarını sağlamakta çok tecrübeliyim. Muhtemelen binden fazla strateji.”

Cwanng. Ne stratejisi! Yok, hayır. Söyleme bana işte. Lütfen söyleme. Katiller için ne tür bir strateji olabilir? İşkence? İşkence, değil mi? değil mi? Ühhhhhüüü.

“Ama bunu sana yapamam.”

Evet, evet elbette! Onu benim gibi bir çocuğun üstünde kullanmak demek psikopattan daha zalimsin demek! Wahh. Annecim, bu ahbap çok korkutucu.

“Ama hatırladığını ve seslice ismini söylediğini ama aynı zamanda unuttuğunu söylediğini görmek. Hatırlamanı sağlayacak bir yol bulamak endişe verici……”

“Şimdi hatırlıyorum. İyi uyu iyi uyu şarkısı!”

Waah. Neden bu adam her zaman bir normal bir soğuk davranıyor! Seni tüyler ürpertici! Korku içinde titreyen küçük kızına acımıyor musun?

“Athy babaya söyleyecek. Hehe.”

Gururumu korumak için öleceğimi hissettim. Ya, bu piç inatçı davrandığımda gerçekten bir şey yaparsa……. Aooo, hayal etmek bile istemiyorum.

“Gece sessizce geldiğinde……”

Hapishaneye giden insan gibi hissederken söylemeye başladım.

“Güzel Bay Yıldız gülümseyerek selamlar. Güle güle bugün. Daha parlak gündüzler gelecek yarın.”

Kucck. Bu çok tuhaf hissettiriyor. Claude, seni piç. Kendimden şüphe etmemi sağlıyorsun.

Ama bu piç şarkıyı söyledikten sonra ‘Ne duruyorsun’ der gibi bakıyordu bana. Adamım! Bu şarkı kısa! Bu şarkının tamamıydı!

Defalarca kez söylemekten başka şansım yoktu. Altı kez tekrarladıktan sonra Claude uyuya kaldı. Ne, bu utanç verici şeyi uyuyasın diye mi yapmamı emrettin? Cwarrr.

Gerçekten uyudu mu diye bakmak için elimi gözlerinin önünde sallamaya başladım. Yanağını dürtmeyi ve göğsünden gıdıklamayı denedim.

Ve uyuduğundan emin olduktan sonra tarladan ot ayıklar gibi saçlarını çekiştirmeye başladım. Yapmasam olmazdı.

Eeeek. Bunu yaparak kurtulabileceğini mi zannettin! Ehit ehit! Kelleş!

“Majesteleri uyudu mu?”


Hala cuma uwu

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>