ATHANASİA BÖLÜM 29

Ah, bu beni şaşırttı! Yatak perdesinin ardından gelen Felix’in sesiyle şaşırmıştım. Ne zaman geldin oraya?

“E, evet.”

“Bu sıra dışı. Majesteleri insanların önünde gardını indirecek birisi değil.”

Kıkırtısı fare deliğine saklanmak istememi sağladı.

“Görünüşe göre prensesin şarkısı oldukça etkili.”

Ack! Sen de mi duydun? Uwu, bittim ben. Bundan sonra Felix’in gözlerine nasıl bakacağım. Wha whaaa. Utandım.

“Prenses.”

“Ne~?”

Tekmeleyerek minderleri yuvarladım. Ardından Felix tekrar bana seslendi. Ühü. Neden? Şimdi ne var. Peki, söyleyecek bir şeyin varsa konuş.

“Dün için üzgünüm.”

Dünkü kazadan bahsediyordu.

“Prensesin izni olmadan harekete geçmemeliydim. Düşüncesizdim.”

Ehh. Şey, neden özür diliyorsun? Şimdi daha üzgün hissediyorum.

“Eğer prenses Bayan Diana’yı görebilirse mutlu olur diye düşünmüştüm sadece.”

Hayır, bu bir sorun çünkü sadece sen ve Lilly böyle düşünüyorsunuz. En başta Diana’yı görmek istediğini söyleyen bendim…… Her neyse Athanasia’ya ikisi bakıyordu Athanasia’nın annesini tanımamasından endişelenmiş olmalılar.

Hııh. Ama ben sadece çığlık attım ve onları fiziksel olarak istismar ettim!

Kuuck. Artık çöp olduğumu biliyorum. Wahhh.

“A-Athy de sana vurduğu için üzgün-?”

Bu konuya tekrar girmeyecektim ama Felix’in söylediklerini dinlemeye dayanamadım. Tereddütle özür dilerken hafif bir kahkaha duydum.

“Önemli değil. Acıttı, ama artık iyiyim.”

Eek, yalan! Yumuşak itme sert değildi! Üstelik ittikten sonra benim ellerim acıdı! Ayrıca güçle geri itilen bendim!

Ama kazara ağzımdan başka bir şey kaçmasını önlemek için sessiz kalmalıyım. Kuuckkk. Ama Claude, bu velet uyuyor, değil mi? Burnunu dürtüp domuz gibi görünmesini sağladıktan sonra hiç tepki vermediğini görünce kendimi rahatlattım.

“Dürüst olmak gerekirse prenses gibi olmasa da ben de annemi çocukken oldukça erken kaybettim.”

Devam et. Can kulağı ile dinliyorum.

“Annem aynı zamanda majestelerinin dadısıydı. Aynı anne tarafından bakılan kardeşler sayılabiliriz.”

Şimdi Claude’un neden Felix’e diğerlerinden biraz daha yumuşak olduğunu biliyorum. Felix’in annesi onun dadısı sonuçta.

Hayır bekle?! Bu yeni bir keşif. Claude se, bu tür sebepler yüzünden insanlara yumuşak davranacak birisi değilsin! Eğer yanılıyorsam bana da yumuşak davran!

“O zamanlar annemden gerçekten hoşlanmıyordum. Majesteleri ile benimle oynadığından daha çok oynuyordu.”

Tsk. Annen Claude tarafından çalındı. Şimdi Claude’un neden Felix’e biraz iyi olduğunu biliyorum.

“Bu yüzden annem öldükten sonra.”

Ama genç Claude. Hayal edemiyorum. Doğduğunda bile duygusuzmuş gibi hissediyorum……

“İnsanlara o kadının ölümünü umursamadığımı söyledim. Onu özlemedim ve sonraki üç yıl boyunca onu özellikle düşünmedim. Bana vakit ayırmayan bir anneye ihtiyacım yoktu.”

Sanırım Felix’in neden annesinden bahsetmeye başladığını biliyorum. Sessizce oturdum ve hikâyesini sözünü kesmeden dinledim.

“Ama bir gün, çok tesadüfen, işlemeli mendil…… yani annemin bana kendisinin işlediği işleme… Ona baktığım zaman,”

Falix sanki bunu yapmak hiçbir şeymiş gibi söylüyordu, çok fazla cesaret ve güçlük gerektirmiş olmalı.

“Kendime inanamadım. Gözlerimden yaşlar aktı.”

Bozuk moralimle Claude’un yumuşak saçını çektim. Bunu bilmeye hakkım var mıydı bilmiyordum.

Felix bana kendisi söylediğinden Claude bana bir şey demezdi… ama geçmişinden bir hikâye duyduğumu fark ederse beni incitmeye çalışmaz mı?

“O nefret ettiğim annemdi. Benim için unvanı anne olan bir kadındı sadece ama dürüst olmak gerekirse onu özlüyordum.”

Açıkçası Felix’in konuşması kalbimin derinliklerine ulaşmadı.

“Onunla çok anım olmasa bile o hala benim tek ve biricik annemdi.”

Felix’in sırrını duyduktan sonra bunu söylediğim için üzgün hissediyorum ama en başında nefret edebileceğim bir ailem yoktu.

Elbette gençken anne ve babaya sahip olmanın harika olacağını düşündüm…

Büyüdükçe o hissi uzun zaman önce kaybettim. Ve daha sonra beni terk ettiklerini öğrendiğimde hiç kızgın ve ya rahatsız olmuş gibi bile hissetmedim. Çünkü aileni özlemek ve nefret etmek sadece biraz olsun içinde umut ve beklenti olduğunda mümkün oluyor.

Eğer gerçek Athanasia olsaydım ne düşünürdüm? Ya eğer annesinin yüzünü bilmeden istismar edilerek yaşayan Athanasia olsaydım ve ilk defa babası Claude ile tanışsaydım.

“Görüyorsun. Bu büyük bir sır.”

Sadece Felix’e sırrımı söyleyecekmişim gibi fısıldadım.

“Annemi görmek istediğimi söylemem yalandı doğrusu.”

“Gerçekten.”

Felix muhtemelen her şeyi biliyordu ama yumuşak bir şekilde cevap verdi.

“Ama annemi görmem gerekmediği yalan değildi.”

Umm. Bilmesem bile, Athanasia olsaydım eminim söyleyeceğim…

“Athy için babası var.”

Eğer bu yaşta olsaydım aynı şeyi söylerdim.

“Annem olmasa bile, babamla güzelce uyuyabilirim yani Athy ağlamıyor.”

Kyaa. Claude seni piç. Jennet’ten hoşlansan bile nasıl olurda seni ay çiçeği gibi seven Athanasia’yı öyle zalimce öldürürsün?! Sen! Lanetlen!

“Ve Yakut sarayına gidersem orada Lilly, Felix ve bir sürü hizmetçi abla var, ve çiko var!”

Ve Claude da yok! Ahh, çok harika. Ühü ühü. Yakut sarayına gitmek istiyorum. Şimdi gidemez miyim? Claude uyuyor. Şimdi, Felix dostum. Çabuk al beni!

“Prenses Athanasia’nın bir dileği var mı?”

“Dilek?”

“Yani, Prenses’in ‘eğer olsaydı güzel olurdu’ dediği ne var?”

Bu da soru mu? Benim dileğim kesinlikle!

“On sekiz………”

On sekiz yaşıma geldiğimde Claude’un beni öldürmemesi dışında soracak bir şey mi var? Olabilmesi için önceden ölmemem gerekiyor tabi. Ühü ühü.

“Pardon?”

Neyse ki Felix beni duymamış gibi görünüyor. Dileğimi beş yaşındaki birinin dileyeceği bir şeye değiştirdim.

“Babamın Athy’i şimdi olduğundan daha ve daha çok sevmesini diliyorum!”

Böylece beni öldürmeyi düşünmeyecek bile! 10 olduğumda bile, 18’ime bastığımda bile!

“Buuuu kadar tıpkı Athy’nin babasını sevdiği kadar! Çok çok fazla!”

Sana karşı iyi hisler barındırmasam bile en azından seni öldürmeyi düşünmüyorum, hmm? Temel mantığı dikkate al ve sadece beni umursa. Ardından benden kurtulman gerekmediğini öğreneceksin. Ühü ühü. Wahh!

Benim dokunaklı dileğimin ardından Felix sonunda zayıfça gülümsedi.

“Bu dilek, bu dilek kesinlikle gerçekleşecek.”

Ben de öyle umuyorum. Şu anda uykuda ve bilinçsiz olsa da umarım dileğim bilincini aşar ve Claude rüyasında dileğimi görüp beni yalnız bırakır lütfen. Lütfen, lordum.

Bunu düşününce tekrar Claude’un saçını çektim. Bu altın saçların karman çorman olduğunu görünce biraz tazelenmiş hissettim ve ‘kekekekek’ diye gülmeme engel olamadım.

Şaşırtıcı bir şekilde Claude’un yanında uyuya kaldım. Muhtemelen dün büyük kavga yüzünden iyi uyuyamadığımdandı.

Ayrıca Claude da uyuduğundan gardımı indirdim ve gözlerimin kapanmasına izin verdim.

Felix bu kadar sessiz ne yapıyordu bilmiyordum. Ayrıca öğlen uykusu için güzel bir zaman değil mi? Bu yüzden bedenimi yumuşak yastıkların arasına yerleştirdim ve bilincimi bıraktım.

Rüyamda bir kadın gördüm.

İlgimi çeken ilk şey gece yarısı parlak tabakta yuvarlanan çiy gibi net şarkı sesiydi. Sadece dinleyerek mutlu oldum ve bu sesin kime ait olduğunu merak ettim.

Ama merakım uzun sürmedi. Görüntü sisin kayboluşu gibi netleşince bir kadın canlı çimlerin üstünde göründü.

Gün ışığı gibi açık sarı saçlar gözlerimin önünde sallandı. Sırtı bana dönüktü ve dans eder gibi yalın ayak yürüyordu. Hareketleri kelebeğe çok benziyordu ve bana kelebeğin her an uçup gidebileceği hissini verdi.

Ben, hiç düşünmeden, elimi ona uzattım. Ama elim dokunmadan önce bana bakmak için kafasını daha hızlı çevirdi.

Ah. Gülümsüyor.

Kavisli gözleri parlak gün batımı kadar cazipti ama ona masumiyet havası veren bir miktar gençlik hissi vardı. Onu gören herkesin nefesini tutacağı inanılmaz bir güzelliği vardı.

Hull1, aşırı güzel! Abla, çoook güzel! Tam benim tipim!

İlk defa bu kadar güzel bir güzellik gördüğümden çok heyecanlandım. Vay, eğer her zaman gülümsemesini görebilirsem ayakkabı temizleme havlusu bile olabileceğimi hissediyorum.

O bir tanrıça. Bir peri. Abla benim kaderim……

Gülümsemesi o kadar sıcak ve nazikti ki sadece onu görerek çok mutlu hissettim. O kadar mutlu ki hafifçe göğsüm acıyordu.

“Görünüşe göre prenses güzel bir rüya görüyor.”

Tanıdık ses beni tekrar gerçekliğe çekmeye çalıştı ama şu anda uyanmak istemedim.

“Elbette. Kötü rüyaları kışkışlayan şarkıyı söyledi defalarca.”

“Doğru. Muhtemelen prensesi şimdiye kadar can kulağıyla dinleyen perinin hediyesiydi.”

“Bu günlerde ağzında hep saçmalıklar dökülüyor.”

“Haha.”

Çok gürültülü. Daha çok uyumak istiyorum.

“Euung……”

Rahatsız bir ses çıkarınca iki kişinin konuşması durdu. Daha çok uyuyabilir miyim? O zaman kafamda bir sıcaklık hissettim. Zar zor hissedilecek çok hafif bir dokunuştu, kafamı birkaç kez okşadı.

“Sinir bozucu. Uyu.”

Gördüğüm rüya çok çok güzel olduğundan ve beni mutlu ettiğinden o sesi ‘tamam’ olarak kabul ettim ve tekrar derin bir uykuya daldım.

Eğer yapabilseydim asla uyanmak istemediğim bir rüyaydı.


Öncelikle bu kadar uzun süre hiçbir şey demeden ortadan kaybolduğum için üzgünüm. Mide rahatsızlığım yüzünden hatırlamak istemediğim çok berbat zamanlardan geçtim. Şu anda iyileşiyorum ve tekrar güncellemelere devam etmeye niyetliyim. Güzel yorumlar yazan arkadaşlara da ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Sağlıklı ve mutlu olmanız temennisiyle çevirmeniniz Riana’dan sevgilerle…

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>

Dipnotlar

  1. Korede şaşırtıcı ve ya inanılmaz bir şey görüldüğünde yapılan bir ifade.