ATHANASİA BÖLÜM 31

Claude her zamanki gibi önünde bir bardak çayla benim yiyişimi izliyordu.

İlk başta o bakış yüzünden yedikten sonra kusmam gerekiyordu, ama artık alıştığımdan korkunç değildi. Nam nam.

Ama söyleyecek bir şeyin mi var? Varmış gibi görünüyorsun?

“Sarayıma gelirken birisiyle karşılaştın mı?”

Tabii ki haklıyım. Claude bana kaşları buruşukken sordu.

“Nam nam. Karşılaşmak? Kiminle?”

Besbelli hala kekimi çiğnerken cevap verdim. Farelerin bile dolanmadığı bir sarayda yaşıyorsan kiminle karşılaşırsın?

“Eğer karşılaşmadıysan iyi. Görmezden gelmeye devam et.”

Yani, kim hakkında konuşuyorsun? Ama Claude çay fincanını yüzünün önünde tutarken sinirlenmiş bir surat yaptı. Sadece düşünerek kötü bir ruh haline girmiş gibiydi.

Kekimi çiğnerken kim hakkında konuştuğunu merak ettim.

Ve yakında Claude’un kimin hakkında konuştuğunu anladım.

“Ah! Bu bay beyaz köpekçik!

“Merhaba, Sir Dük Alfius.”

“Nasılsınız, prenses…..”

Beni görünce ‘oh hayır’ suratı yapan Dük Alfius’a parlakça gülümsedim. Claude beni normalden daha önce kış kışladığı için erkenden ayrılmıştım. Claude diğer günlerden daha yorgun görünüyordu.

Ama geri dönüş yolunda Dük Alfius ile karşılaştım.

“Merhaba, Bay Beyaz köpek?”

“Bir ismim var……”

“Bay Beyaz köpek, el.”

Roger Alfius bana gerçek ismini söylettirmeye çalıştı ama yakında iç çekerek vazgeçti.

Bu iki yıl içinde onunla birkaç kez buluşmuştum ve her zaman ona beyaz köpek diyerek eğlendim. Ve Roger Alfius her zaman beni görmezden gelmeye çalıştı.

Ama ben prenses değil miyim? Eğer beni görmezden gelebilirse öyleyse öyledir, ama o ve ben böyle karşılaşıp konuşma başlatırsak beni görmezden gelemez.

Felix’in kollarında olan bana elini uzatmaya engel olamadı. Muhtemelen evcil hayvanlara yapıldığı gibi biraz yiyecek vereceğimi düşünüyordu. Ama bugün değil!

“Bay Beyaz köpek, aferin! İşte benim oğlum.”

Gördün mü? Bu değişik! Bana uzattığı elini tuttum ve diğer elimle kafasına uzanıp başını okşadım.

“Pfft.”

Felix her zamanki gibi kahkahasını tutmaya çalışmakla meşguldü. Roger Alfius suratını buruşturdu ve iki adım benden uzaklaştı.

Ah, görünüşe göre kaçacak. Dük Alfius onunla dalga geçtikten sonra benden kaçınma becerileriyle hayran bıraktığından ona uzun zamandır gerçekten saldıramadım.

“*boğazını temizler*”

Huh? Ama bana hemen veda etmedi. Boğazını temizledi ve ‘Şimdi gideceğim’ dışında bir şey söyledi.

“Prenses Athanasia.”

Vay, Bay Beyaz köpek için ne nadir bir durum. Hiçbir şey bilmiyorum ama söylemek istediğin bir şey varmış gibi görünüyorsun. Bu diğer zamanlardan farklı bir şekilde ilginçti. Ve bir sonraki konuşacağı kelimelerle çok daha fazla ilgilenmiştim.

“Belki de oynayacak bir arkadaşın olmadan yalnızsındır?”

Neden bu adam bana böyle bir soru sorarken dışı kaplan içi böcek gibi görünüyor? Şimdi düşündüm de, Claude bana biraz önce kiminle karşılaşırsam karşılaşayım görmezden gelmemi söyledi ama görünüşe göre o buradaki adamdı.

Hııh. Ne, ne. Be Beyaz köpek Claude’a ne söyledi de Claude bana o sözleri söyledi. Bu çok ilginç.

“Arkadaş?”

Görünüşe göre son günlerde cesaretim arttı. Eğer yarım yıl önce olsaydı onu Claude’un söylediği gibi gerçekten görmezden gelmezdim ama onunla konuşarak Claude’u görmezden gelmek……

“Üzgünüm, Sir Alfius. Prenses……”

“Sir Robain, prenses konuşuyor. Müdahale etmeyin.”

Felix Claude’un önceki sözlerine göre reddetmeye çalıştı ama Dük’ün sözleriyle ağzını kapatmak zorunda kaldı.

Felix’in ailesi Robain Obelia’nın diğer dükü olsa da sadece Felix’i buradaki diğer dükle karşılaştırırsam Dük Alfius’a kaybeden Felix olurdu.

O kahraman Jennet’e ve erkek lider oğluna sahip olan Dük Alfius olduğu için mi? Neden bu arkadaş şeyine başladı?

“Bay Beyaz köpek çoook aptal. Athy’nin arkadaşı var.”

Um. Ama Bay Beyaz köpeğin istediği cevabı vermek istemiyorum.

“Felix Athy’nin arkadaşı.”

“Prenses.”

Felix’in duygusal bakışlarını hissettim. Tavuğu ye, sonra da yumurtasını ye diye buna derler. Beyaz köpekle dalga geçip aynı zamanda Felix’in iyi hislerini arttırdım.

“Ama prensesin kendi yaşında arkadaşı olması daha iyi olmaz mıydı?”

Oh vay. İlk başta tahmin etmiştim ama şimdi neyi hedeflediğini biliyorum. Her zaman beni görmezden gelmeye çalışan zayıfın teki olduğundan tahminimin yanlış olduğunu düşünmüştüm.

“Dürüst olmak gerekirse, prenses ile aynı yaşta bir oğlum var.”

Görünüşe göre Roger Alfius İsekiel’i <Sevimli Prenses>’in erkek lideri oğlunu bana tanıtmak istiyor.

Huhh?

“Oğlum olduğundan çok zeki ve olgun bir oğlan. Prensesten üç yaş büyük yani eğer prenses ona abisi gibi davranırsa oğlum da prensese kız kardeşi gibi davranır.”

Patlamak üzere olan öfkemi tuttum.

Tanrım, bu adamın ne düşündüğünü açıkça görebiliyorum! Bana sigorta muamelesi yapıyorsun değil mi? Claude ile bir şekilde iyi olduğumu görünce beni acil durum için tutmak istiyorsun sadece.

Jennet daha sonra Claude’un iktidar planında başarısız olursa diye beni kullanacaksın galiba.

Ve kendi iyiliğin için benden oğlunda abi-kardeş ya da başka ilişkiler kurmamı istiyorsun.

Eh, eğer reddedersem ya da Isekiel’den hoşlanmazsam bu onun kaybı olmazdı, ama Isekiel’den hoşlanır ve onunla arkadaş ya da kardeş olursam büyük kazancı olurdu.

“Hmm hmm…… Ve bunu kendim söylemek biraz utanç verici ama oğlum da benim gibi göründüğünden çok yakışıklı.”

Ama bayım, bir ihtimal bunu Claude’a da sordun mu? Eğer Dük Alfius kendisi oğlunun onun gibi göründüğünü, yakışıklı, zeki, iyi karakterli olduğunu söylemiş ve arkadaş yapmaya çalışmışsa Claude’un neden sinirli olduğunu anlardım.

Bay Beyaz köpek, çok yanılıyorsunuz! Bunun yerine Claude’a ulustan sorumlu olacağını söyleseydin. Onun olasılığı bunda çok daha fazla olurdu.

“Eh, eğer Bay Beyaz köpek gibi görünüyorsa istemiyorum”

Erkek lider unvanı olsa da 10 yaş hala 10 yaş. Eğer Isekiel’i öyle görürsem…… Hmm. Aklımdaki imajını yok eder gibi hissediyorum. Ve o çocukla ne yapmamı istiyorsun? El sıkışıp alkışlayayım mı? Onun yerine bir Atlantan kelimesi daha öğrenirdim. Ayrıca, bu günlerde çalışma sürem uzadı ve oynamak için daha az vaktim var.

Tiksinmiş bir ifadeyle ‘Senin gibi görünüyorsa o zaman hayır’ diyen bir surat yaptığımda Dük Alfius’un gözü biraz seğirdi. Görünüşe göre sözlerim biraz onurunu kırdı.

“O zaman……”

Ve ben Dük Alfius’un konuştuğunu görünce kaşımı kaldırdım.

“Aynı yaştan bir kız nasıl olur?”

Bu adam deli mi? Bu hiç mantıklı değil.

“Ah, Alfius konağında yaşayan kız mı?”

“Doğru. Zayıf olduğundan Floria bölgesinde olan büyük kuzenimin son çocuğuna bakıyorum.”

Ne iyi bir bahane. Tabii ki Claude’a ‘o senin kızın’ diyemezsin ve doğru kelimeleri kullanmak zorundasın.

Söylentileri duymuş gibi görünen Felix sanki biliyormuş gibi dedi.

Bir süredir sürekli Claude’a bir arkadaş için sorduğundan yaşıtım bir kız ilgisini çekmiş gibi görünüyordu.

Ve şimdi, ben……

“Ne dersiniz, prenses?”

Dük Alfius’a biraz fazla kızgındım.

Ne demek ne dersin, seni çılgın adam!

Isekiel yüzünden seni bağışlayacaktım ama şimdi de beni Jennet ile arkadaş yapmaya mı çalışıyorsun? Ha, hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranırken bir aptal olduğumu görüyorum. Bunun yüzünden geri savaşamıyorum!

En başta Athanasia’nın ölmesinin sebebi Jennet’in mutlu sonu olsun diyeydi ama ne? Ben ve Jennet’i arkadaş yapmaya mı çalışıyorsun? Peki ya onunla arkadaş olursam? Claude’dan ilgi kazanmaya çalışacak mısın?

Jennet’in yanlış bir şey yapmadığını biliyorum. Ancak ben Athanasia’yım ve Jennet için olmasaydı Athanasia’nın en başta ölmeyeceğini düşünmüştüm.

Bu yüzden Jennet’in varlığıyla güvensiz hissediyordum ve Jennet’i kullanarak fayda sağlamaya çalıştıkları için Dük Alfius ve Jennet’in teyzesini tokatlamak istedim.

Ancak bunların hepsi kitaptaydı. Gerçekte Dük Alfius kitaptaki kadar şeytani değildi bu yüzden onunla sıradan bir ilişki sürdürdüm. Hislerime ihanet etmeye çalıştığını görmek yüzümde öfke işareti yaptı. *

Ahhh! Kafasını okşamak yerine kel olana kadar çekmeliydim!

“Prenses, eğer prenses de bunu istiyorsa majestelerinin Sir Dük Alfius ile düşünmesini sağlayacağım.”

Sadece hiçbir şey bilmeyen Felix masumca fikrimi soruyordu. Roger Alfius sanki onu iki kez reddetmeyeceğimi düşünüyormuş gibi kendinden emin görünüyordu.

Benim yaşımdaki birçok çocuk arkadaşı olmadan yalnız hissedip arkadaş isteyeceğinden kolayca kabul edeceğimi düşünmüş olmalı. Kolayca yüzünde görebiliyordum.

Ve Alfius ailesinin erkek ve kızı olduğundan arkadaş olarak istediğim cinsiyetle eşleştirebileceğinden harika olduğunu düşünüyor olmalı.


Öfke işareti

Benim çevirdiğimi görmeden kendi başına çeviren birini bulduğumdan moralim bozuldu bu bölümü daha erken bitiremedim kusura bakmayın. İyi okumalar 🙂

Her şeyin aşırı pahalı olduğu dönemde siteye katkıda bulunmak ister misiniz? O zaman lütfen AdBlock’u bu sitede durdurun ve bana yardımcı olun. İyi Okumalar~~

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>