ATHANASİA BÖLÜM 32

İşlerin Roger Alfius’un gitmesini istediği yönde gittiğini düşündükçe yüzüm daha donuk olamayacak kadar donuklaşmaya başladı.

İtiraf etmem gerektiğini düşünüyorum. Her zaman Claude’un dünyadaki en hasta kişi olduğunu düşünmüştüm ama bunu değiştirmek istiyorum. En hasta olan kişi bu önümdeki Beyaz köpek!

Roger Alfius’la dalga geçmek için kızgınlığımı sakladım ve düşünüyormuşum gibi yaptım. Ve sanki hala bir şey düşünüyormuşum gibi konuştum.

“Eung, ama Athy ondan daha aptal arkadaşlardan hoşlanmıyor.”

Cevabım çok mu beklenmedikti? Muhtemelen çok beklenmedikti çünkü ikisi sözlerimle şaşakalmıştı.

“P-prenses.”

Kuckk. Şimdi de ben hastayım gibi hissediyorum. Ama öyle bile olsa önemli değil! Sadece onu iyice rahatsız edebildiğim sürece!

“*boğazını temizler* O zeki bir kız yani prenses endişelenmemeli.”

Ah, gerçekten mi? Onun kendinden emin cevabına gülümsedim. Elbette öylesin. Çünkü gelecek uğruna erkenden Jennet’e öğretmeye başlayan sensin. O zaman buna ne dersin?

Bay Beyaz köpeğin cevabıyla heyecanlanmış gibi davranıp ‘vay’ dedim ve sordum.

“O zaman o kız Atlantan konuşabiliyor mu? [Bay Beyaz köpek aptal köpek boku deniz anemonu].”

Atlantan’a olan yatkınlığımla Roger Alfius’un gözleri genişledi. Ama henüz şaşırma.

“Faskal resmi diline ne dersin? [Beyaz köpekçik her yere işeyen bir aptal. Bleh Bleh].”

“……”

“Psykansia kutsal dili kolay yani onda ustalaşmış olmalı. [Tanrı yalan söyleyenleri cezalandırır.]

Psykansia kutsal dilini kullanarak incilden sözler söylediğimde Roger Alfius susakalmıştı. Ama hala dahası ver.

“Peki ya sosyal teori? Eğer o kadar zekiyse ikinci kitabı bitirmiş olmalı? Hmm, Athy Beridingar işlevselcilik teorisinde sıkıştı çünkü biraz zordu ama Bill Rohitch’i bitirdi mi? Peki ya diğer konular? Mana? Filozofi? Tarih?”

“……”

“Uhh…… Ama Bay Beyaz köpek zeki olduğunu söylediğinden belki de o bu yaşta Atlantan dilini çok iyi konuşamayan Athy ile arkadaş olmak istemez…… Şu anda öğrendiklerimi bitirince ondan arkadaşım olmasını isteyebilir miyim?”

Üzgün, depresif bir ifadeyle sordum.

Çevre ölümüne sessizdi.

Ha, bu saygı.  Görünüşe göre Claude’un benim için gönderdiği öğretmenlerle bugün ki gibi günler için çalıştım.

Sadece Claude’un önünde iyi görünmek için çalıştım ama bu oldukça faydalı.

Evet. Güçlü bir kişiliğim var. Kabul ediyorum. Ama bunu Bay Beyaz köpek başlattı! Hmph, ne cüretle Jennet’i benim topraklarıma itmeye çalışırsın.

Huh, ama bekle…… Eğer Bay Beyaz köpeğin planı başarılı olur ve Jennet Claude ile romandan daha önce buluşursa, bu ölüm günümün daha hızlı geleceği anlamına gelmez mi?

Şimdi bu yönden düşününce saçlarımı zıplatacak kadar tüylerim ürperdi.

Hıııh hııııh. Çılgın. Bu çatlak. Sadece kimliğini gizlerken beni Jennet ile arkadaş yapmaya çalışmasına kızacak bir sorun değildi.

“…… Söylentilerden prenses Athanasia’nın zeki olduğunu duymuştum.”

Ardından Roger Alfius sessizliği kırarak konuştu.

“Ama görünüşe göre söylentiler prensesin zekâsını açıklamaya yeterli değildi.”

İfadesini tekrar toparlayabilmesiyle etkilendim. Ama gözleri hala hayranlık içeriyordu.

“O kız erkenden çalışmayla ilgilendi ama görünüşe göre prensesle karşılaştırılamaz.”

Elbette. Kahraman olsa bile o yedi yaşında, toprakla oynadığı yaşta. Ve yedi yaşında bir çocuğa hile yaptığımın farkındayım.

Eek. Şimdi bunu söyledim de, daha utanç erici olamazdı. Şimdi kitabımda daha fazla kötü tarih ver ve bu gece uyku battaniyemi tekmeleyeceğim.

Ama Roger Alfius’u yenmek kötü bir his değildi bu yüzden bununla tatmin olmalıyım. Şimdi git buradan. Kış kış.

Ne?! O on yaşındaki çocuk çoktan benimle aynı seviyede mi?1 Yalan değil mi?

Bu Roger Alfius’un benimle her buluştuğunda hissettiği his mi? Beni on yaşındaki bir çocukla karşılaştıran sözlerle gururum incindi.

“Eğer Bay Beyaz köpek gibi görünmüyorsa düşüneceğim.”

Roger Alfius şu anda hiçbir şey yapamadı.

“Athy şimdi gitmek istiyor.”

Gitmek istediğimin sinyalini vermek için parmağımla Felix’i dürttüm. İşte böyle Roger Alfius hiçbir şey kazanamadan gitti.

Geri dönüp ona bakış attığımda Roger Alfius Claude’un bulunduğu Gannet sarayına gidiyordu. Görünüşe göre benimle başarısız olduğundan Claude ile deneyecek. Claude her zaman onu reddettiğinden kolayca anlaşmayacak.

Eek, Bleh bleh. Burada tuz yok mu? İyi bir gün olmadığından her yere tuz saçmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Her neyse gerçekten Isekiel, o çocuğun benimle aynı seviyede olduğu doğru mu?

Bunu düşünürken kötü hissettim ve somurttum. Ama ardından bir süredir kötü bir ruh halinde görünen Felix bir şeye karar vermiş gibi konuştu.

“Prenses ben de prensesin benden utanmaması için çok çalışacağım.”

Huh? Ne için?

Tabii ki merakla ona baktım ama Felix cevap vermedi.

***

“Şimdi, ayağa kalk.”

Bugün de meşguldüm.

“Şimdi otur.”

Otur! Kalk! Bekle! Köpek eğitimi gibi.

“Şimdi bulunduğum yere doğru yürü.”

Tam olarak temel görgü olarak adlandırılan temel görgü günde otuz dakika uygulamam gereken temel görgüydü. Ardından bir sonraki bölüme geçmem gerekiyordu.

“Erken öğrenme sayesinde prensesin duruşu oldukça iyi.”

Kulağa iltifat gibi geliyor ama güven bana, öyle değil. İki yıl boyunca bana öğrettiği ve yaşıtım diğer çocuklardan daha iyi olduğum için kendine iltifat ediyor.

Uwuuuu. Diğer dersler en azından eğlenceli ama görgü? Eğlence yok, rüya yok, umut yok, gurur yok.

Neyse ki zaman hızlı geçti ve Kontes Eloise ile temel görgü ve kompozisyon dersi de çabuk bitti.

Yemeğimi bitirdiğimde öğleden sonraydı.

“Obelia’nın şansı. Nasılsınız prenses?”

Şimdi Atlantan dersi zamanı. Önceki dersten ev ödevi kelime ezberinin hızlı testinin ardından Atlantan okuyup tercüme ederek derse başladık.

Bu derste asıl yaptığım şey önceki derste ezberlediğim kelimelerle bir paragraf yazmaktı. Ama bunun benim gibi bir çocuk için fazla olduğunu düşünmüş olmalı ki sadece okuyup o kelimelerle yazdığı paragrafı kopyalamam gerekiyordu.

İki saat Atlantan’ın ardından tarihe geçiyordum. İkisini de bana öğreten Obelia’da ünlü alimdi, oldukça yaşlı bir adam.

İyi görünen genç bir abi istiyordum ama her neyse. Otobüs çoktan kalktı. Kuckk. Sosyal teoriyi de ondan öğrendiğimi de ekleyince.

“Bugünlük burada bitireceğiz.”

Yaaay! Bugün ki tüm dersleri bitirdim! Mutlulukla içimden neşeyle bağırdım.

“Haha. Öğretmen olarak prensesin bir şeyden on şeyi bilmesiyle gurur duyuyorum.”

Ya, ya, biraz fazla zekiyim. Git artık işte.

“Yarın görüşürüz o zaman.”

“Elveda!”

Yaşlı beyaz saçlı adama el salladım. Eğer o Kontes Eloise olsaydı nefret ederdi ama bu yaşlı adam torun gibi davrandığımda daha mutlu oluyordu.

Dediği gibi, her şeyi sünger gibi emiyordum. Önceki hayatımda istesem de yapamadığım ama burada yapabildiğim bir şeydi çalışmak. Eğlenceliydi.

Eh, bazen çalışmak istemediğim günler oluyordu. Ve bugün o günlere örnekti.

“Felix, Felix. Ne yapıyorsun?”

Dersten sonra hemen Felix’e koştum.

Bu günlerde dersler dışında yapacak bir şey olmadığından sıkılmıştım.

Gannet sarayında Dük Alfius ile tanıştığımdan beri Claude beni bir kez bile çağırmadı. Felix’ten duyduğuma göre, laftan anlamayan siniz bozucu bir köpekçik olduğundan Claude Gannet sarayına ziyaret edilmemesini emretmiş.

Bunu duyduğumda sadece ‘cık’ sesi yapabildim.

Bay Beyaz köpek cesur. Eğer bunu yapmaya devam edersen ve Claude gerçekten sinirlenirse, o gün ya da sonsuza dek eve gidemeyeceksin.

Eh, Geçmişe kıyasla Claude bu günlerde daha sakin. Yürüyen saatli bomba gibi göründüğü zamana kıyasla diğer insanlara söylenen normal safla aynı olmasa da şimdi çok saftı.

“Ehh? Bu ne? Hmm, hmm?”

 Her neyse Felix’e saldırım ne olabilirse onunla saldırdım. Lilly dışında benimle oynayan tek kişi Felix’ti.

Felix sandalyede oturmuş masanın üstündeki bir şeye ciddi bir şekilde bakıyordu. O kadar odaklanmıştı ki geldiğimi fark etmedi. Felix’e doğru yürüdüm ve yanında durup neye baktığına baktım.

“Ah, prenses. Dersleriniz biti mi?”

Felix o zaman kafasını bana çevirdi.

“Felix ne yapıyordu?”

Ne yapıyorsan bırak ve benimle oyna diyen bir tonla sordum. Ama Felix bu cevabı bekliyormuş gibi sadece gülümsedi.

“Max Beridingar’ı çalışıyordun.”

“Huh, max Beridingar?”

“Evet. Prensesin arkadaşı olarak bunları bilmeliyim.”

H-huh? Bu da ne?

Sözleriyle panikledim. Aniden bunları mı yapmak istedi? Şimdi düşündüm de, her zaman yanında kitap taşıyordu……


Her şeyin aşırı pahalı olduğu dönemde siteye katkıda bulunmak ister misiniz? O zaman lütfen AdBlock’u bu sitede durdurun ve bana yardımcı olun. İyi Okumalar~~

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>

Dipnotlar

  1. Burada bir cümle eksik gibi ama başka bir yerde bulamadım.