ATHANASİA BÖLÜM 37: BÖYLE ANİ BİR ŞEY SENİN İÇİN İYİ DEĞİL

“Blackie, hadi banyo yapalım!”

“Prenses, saçını kurutmalısın.”

Her zaman dinlediğim Lilly’yi görmezden geldim ve Blackie’ye koştum.

Gece banyomdan sonra tazelenmiş hissettim. Blackie ile birlikte yapmak istedim ama yapamadım çünkü Lilly yapamayacağımı söyledi. Evcil hayvanla(kutsal hayvan aslında) banyo etmenin kabul edilemez olduğunu söyledi.

Bu yüzden izin verene kadar beklemem gerekiyor.

Şimdi, Blackie. Senin sıran!

Huh? Ama biraz önceye dek yatağımda olan Blackie kayıptı. Nereye gitti?

Ancak bu Blackie’nin benden saklandığı ilk sefer değildi. Bu yüzden nereye gittiği hakkında biraz tahminim vardı.

Biliyordum. Aramaya başlamamdan kısa süre sonra Blackie’nin kuyruğunu buldum.

“Buldum seni, Blackie!”

Pencerenin yanındaki yatağa yaklaştım ve çömeldim.

“Prenses, bu kirli!”

Lilly hareketimle panikledi ama Blackie ile oynamakla çok meşguldüm.

Çok tatlısın sen. Bu kadar sevimli ve tatlı kimin kutsal hayvanısın sen. Blackie sevimli davranışlarımla yüzünü açığa çıkardı. Altın gibi sarı gözler bana baktı.

Euk. Hayır, eğer bana böyle bakarsan, Kalbim! Neredeyse kalp krizi geçirirken nefes aldım. Ne yaptığım hakkında meraklı olan Blackie’de çok tatlı.

“Hadi Blackie’yi temiz ve parlak yapalım.”

“Kyuu.”

Banyosuz bile Blackie temiz ve parlaktı ama benimle dışarıda oynadığından yıkanması gerektiğini düşünüyorum. Elbette Blackie yıkanmaktan nefret ediyordu bu yüzden onu yıkamak zordu.

“İyi Blackie. Şimdi kal öy……Ack!”

“Qing!”

Bugün de her zamanki gibi onu yıkamak için tüm kaslarımı kullanmam gerekiyordu. Zorluğumu seyreden Lilly iç çekti.

“Bu yüzden sana onu yıkayabileceğimi söyledim. Tekrar ıslandın.”

İyiyim be- pfft!”

O anda Blackie kuyruğunu salladı ve beni sırılsıklam yaptı. Neden Blackie sudan bu kadar nefret ediyor? Kedi değil. Tıpkı daha önce göle düşünce bir süre derin sulardan uzak durmuş benim gibi.

“Blackie, hadi yiyelim.”

Hala Blackie ile eğlendiğimi gören Lilly pes etmiş gibiydi. Ama bizim Blackie’mizin tatlılığı sadece ortalama mı! Hayır! Blackie ile oynamamı izleyen Lilly gülümsedi.

“Blackie’miz yemeğini bitirmekte çok iyi. Aferin oğluma.”

Blackie’nin az önce yediği şey Obelia’dan taze meyvelerdi. Lilly’nin getirdiği hayvan yemekleriyle birkaç kez onu beslemeyi denedik ama onları yemeyi reddetti ve her yere dağıttı. Kedi ve köpeklerin en sevdiği atıştırmalıklarla beslemeyi denediğimizde bile aynıydı.

İlk günden beri çikolatayı sevdiğini biliyorduk ama Lilly ve Felix hayvanları çikolatayla beslemenin iyi olup olmadığını bilmedikleri için endişelilerdi.

Ama muhtemelen kutsal hayvan olduğundan hastalanmadı ya da başka bir şey olmadı. Eh elbette eğer hasta falan olsaydı en başta tüm çikolatalarımı yemezdi!

Her neyse meyve yemesi iyiydi ama görünüşe göre daha tatlı olanları seçiyor. Kutsal hayvan yemek hakkında bu kadar seçici olabilir mi?

“Lilly, Lilly. Blackie’mizin hangi türe benzediğini düşünüyorsun?”

Obelia’daki hayvanları pek bilmediğimden Lilly’e sordum.

“Merak ediyorum. Muhtemelen Baum ya da Raphy.”

Blackie hiçbir şeye çok benzemediğinden Lilly çok kafa yoruyor gibiydi. Obelia’nın özel mor elmasını ısırırken ben de merak ettim.

O köpek, o köpek türüne benziyor gibi. Neydi ki? Po…… Po…… Pome……

“Ah!”

Doğru, doğru! Pomerian! Pomerian gibi görünüyor!

“Sorun ne?”

“Eheheh. Hiçbir şey.”

Bu tatlının benim kutsal hayvanım olduğuna inanamıyorum! Uh huh, tatlı, çok tatlı. Öpücük öpücük öpücük!

“Yarın majestelerini ziyaret edeceksin değil mi? Bir süre oldu.”

Haklısın. Blackie ile oynadığım bu günler cennetti. Ühü ühü.

“Yatağa gitme zamanı. Blackie’ye bay bay de.”

“Hiiing Daha çok oynamak istiyordum.”

Çoktan yemeğini bitirmiş Blackie’nin ön bacağını yalamasını seyrediyordum ve Lilly onu aldı ve dışarı çıkardı.

Lilly’nin kollarında olmaktan hoşlanıyormuş gibi görünen Blackie’yi görerek yatağıma uzandım.

***

“Babaaa!”

Claude’u gördüğümde heyecanlı köpek yavrusu gibi koşmaya başladım. Eek, böyle davrandığımdan beri bir süre olduğundan biraz tuhaftı.

“Beni özledin mi?”

Ona koşarak geldiğimde sadece gözlerini duygusuzca oynattı. Geldiğimde Claude her zamanki gibi tahtındaydı.

Daha önce olsaydı aurasından korkmuş olurdum ama şimdi tam olarak ne hissettiğini biliyordum.

Uykun mu var? Tatlı ve sevimli beni gördüğünden beri uzun zaman oldu ama uykulu musun? Şu anda uyuyacak gibi mi hissediyorsun? Beni SEN çağırdıktan sonra mı?

Ama Felix’ten günde en fazla dört saat uyuduğunu duydum yani uykulu olması mantıklıydı. İmparator olmak kolay değil, değil mi? Sadece rahatlayıp keyiflerine baktıklarını sanıyordum ama sanırım öyle değil.

“Majesteleri, bugün hava güzel olduğundan neden yürüyüşe çıkmıyorsunuz?”

Felix de hissetmiş gibiydi ve sordu. Yürümek benim için iyiydi ama oradaki başka bir şeyle ilgilendiğimden odaklanmamıştım. Bakabildiğim her an göz attım.

“Yürüyüş. Kötü değil.”

…… O taht çok güzel. Satarsam ne kadar eder?


Her şeyin aşırı pahalı olduğu dönemde siteye katkıda bulunmak ister misiniz? O zaman lütfen AdBlock’u bu sitede durdurun ve bana yardımcı olun. İyi Okumalar~~

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>