ATHANASİA BÖLÜM 38

Yakut sarayındaki mücevherler küçük ve tatlıydı ama buradaki mücevherler büyük ve zarif olduğundan bakış atmama engel olamadım. Ah, neredeyse salyalarım akıyordu. Dikkatli olsam iyi olur.

“Prenses?”

“Hmm.”

Beni bu güzelliklerden ayırma! Ühü. Sadece biri benim olsaydı keşke.

Birinin bana yaklaştığını hissettim bu yüzden o kişinin kıyafetlerini çektim. Mücevherlere bakarken düşünmeden yaptım ve bu Felix’e beni almasını ima ederken yaptığım bir şeydi.

Ama Felix hemen beni almadı. Ah doğru. Yürüyüşe gidiyoruz? O zaman Claude ile yürümeliyim.

“Baba……”

‘Babacık ve Athy birlikte yürüyecek!’ diyecektim. Ama kafamı kaldırdığımda gördüklerimden şok oldum.

“Eh.”

Neden buradasın Claude? Felix nerede?

Felix’i bulmaya çalıştım ama o uzaktaydı. Neden o kadar uzaktasın? Bana yaklaşanın sen olduğunu zannettim!

Şimdi bakıyorum da sanırım Claude yanımdan geçecekti. Çünkü kapı arkadaydı. Ack! Kime ait olduğunu bilmeden birisinin kıyafetini mi çektim?

“Ne istiyorsun?”

Dilim tutulmuştu. Ama uzaktan izleyen Felix bana bomba gibi gelen sözleri konuştu.

“Onu tutmanı istiyor.”

“Tutmak?”

“Evet. Prenses yürümekten yorulduğu zaman bana yapıyor.”

Sen olduğun için yaptım! Claude olduğunu bilseydim yapmazdım!

Felix’in sözlerini duyduktan sonra Claude bana baktığında tehlike hissettim.

“Hayır. Babacığın kıyafetlerinde bir şey olduğ…… Wahh!”

Ugh! Bekle, karnım! Aniden beni kaldırdığında çırpındım.

Ve beni çanta dolusu eşya taşıyormuş gibi tutmaya başladı. Rahatsız duruşla çırpınmaya başladığımda Claude ‘tsk’ sesi yaptı.

“Sabit bile duramıyorsun. Yeterince ağırsın.”

Suratımda öfke işareti çıktı.

Rahatsız bir duruştayım! Bu pozisyonda yüzümü bile kımıldatmadan elbisemi ve ayakkabılarımı görebiliyorum. Çünkü dosya gibi katlandım! Sadece sen rahat olduğunda her şey tamam mı? Huh, huh?

“Majesteleri, onu öyle tutarsanız prenses rahatsız olacak.”

“Ne demek istiyorsun? Yürümüyor.”

Claude Felix’i anlamıyor gibiydi. Şu anda ne hissettiğimi gösterebilmek için elimden geleni yaptım.

“N-nefes alamıyorum…… Hııh.”

Tüm kan kafamda toplanıyordu. Islak gözlerle ellerimi Felix’e uzattım.

“Onu böyle tutmalısın.”

Felix artık alıştığından beni hiç zorlanmadan tutabildi.

İlk tanıştığımızda beni taşıyamadığına inanamıyorum. Evet, yani sadece beni tutamaz mısın?!

“Aynen böyle.”

Hayır, lütfen yapma! Beni Claude’a gönderme! Wahh. Felix’i daha sıkı tuttum.

“P-prenses.”

Felix biraz paniklemiş gibiydi ama başka çarem yok. Beni tutmasını ya da bana yakın olmasını sevmiyorum. Hayal etmek bile istemiyorum! Hayır, istemiyorum!

“Majesteleri bekliyo-?”

“Böyle Felix ile gideceğim.”

Gözlerimde çaresizlikle baktım. Felix biraz düşünüyor gibiydi. Ama mutlu görünüyordu ve gülümsemesini saklamaya çalıştı. Boğazını temizledi ve konuştu.

“Prenses onu tutmamı istediğinden yapacak bir şey yok.”

“………”

“Gitmeliyiz majesteleri. Arkanızdan takip edeceğiz.”

Evet evet. Hadi gidelim. Felix’in kollarında rahatım artık! Bu yüzden Claude’a bir şeyler gevelemeyi bırak.

Ama Claude hiç kımıldamadı. Endişelenmeye başladım. Neden böyle? Beni tutman gerekmediğini söylüyorum.

Ve sonraki sözleriyle korkmam gerekti.

“Tutacağım.”

NE! NEDEN!

“Bu hiçbir şey. Özel tekniklerin olduğunu düşünmüştüm ama yok sanırım.”

Oof. Gururun için mi? Her neyse bu senin sorunun! İstemiyorum.

“Athy sadece.”

“Yani. Seni tutmamdan nefret mi ediyorsun?”

“Ehehe.”

Wahh. Hiçbir şey yapamadım. Yanlış anlaşılma olduğunu söyleyerek gülümsedim. Bu günlerde seçiciydim, değil mi? Artık olmayacağım. Her an fikrini değiştirip beni öldürebilecek piç olduğunu unuttum sadece. Ühü.

Sonunda beni Claude tuttu. Ama bak. Gördün mü? Bu tuhaf. Beni tutarken gözleri benimle buluştu.

Hehe.

Gülümse. Ah, bu çok sıkıntılı, gerçekten.

Her neyse, Claude beni tutmayı başardı.

“Kımılda. Rahatsız edici.”

Claude orada durup izlemek dışında hiçbir şey yapamayan Felix ile dalga geçmeye başladı.

Neden durup hayatımdan çıkmıyorsun? Sadece varlığın hayatım için büyük rahatsızlık. Sana yalvarıyorum! Sonsuza dek hayatımdan çık!

“Arkadan takip et.”

Claude Felix’i arkada bırakarak yürümeye başladı. Neden Felix’e böyle bir şey yapıyorsun?

Umm. Felix’e gururunu kaybettiği için mi? Yani Felix’in suçu.

Sadece olduğum gibi kalmalıyım. Ben kayayım. Kaya. Kasımı bile kımıldatmayacağım.

“Felix seni her zaman böyle mi tutuyor?”

Salonda yürürken Claude sordu. Nereye? Ne zamanı diyorsun?

“Babacığı görmeye geldiğimde?”

“Ondan başka.”

Yakut sarayında? Sadece seni görmek için yakut sarayının topraklarından ayrılıyorum.

“Athy kendi yürüyor!”

Yani bırak beni.

“Athy babacığın elini tutarsa Athy şimdi de kendisi yürüyebilir.”

“Benden ayrılmak istediğin anlamına mı geliyor bu?”

Öhhö.

Neden soruyorsun………

Görünüşe göre gururun çok incindi. Düşündüğüm kadar olgun değil. Buna karışmıyorum gerçi.

“Seni çağırmadığım sürece Felix’in seni tutmasına izin verme. Alışkanlık haline gelecek.”

Bu ne demek oluyor? Yakında Felix’i alacak mısın? Eh Felix beklendiğinden uzun süre kişisel muhafızım olarak çalıştı.

Her neyse Claude bana hemen muhafızlar vereceğini söyledin ama iki yıldır hiçbir şey olmadı. Unuttun mu?

Ama bir süredir bir şey ilgimi çekti. Ne tür bir böcek bu?

“Majesteleri. Yakına gelebilir miyim?”

Eek! Yüzüme uçmayı kes. Sinir bozucu olmaya başlıyor. Claude’un kollarında olduğumdan hiçbir şey yapamıyorum. Kış. Hah, reddediyorsun? Wahh, Yakut sarayının sayko ablası Seth’e ihtiyacım var!

“Rahatsız etme dedim. 10 adım daha geri git.”

Vücudumu hareket ettirmemek için elimden geleni yaparken elimi salladım. Böceği kışkışlamaya çalıştım. Ama böcek gitmedi. Ne cüretle beni bu kadar kızdırırsın?!

“Eğer ağırsa prensesi tutabilirim?”

Ack, sinir bozucu! Öl böcek!

“Saçmalı………”

Şak!

Böceği yakalamaya çalışıyordum ama görünüşe göre yanlış şeyi tokatladım. Bir sürelik sessizliğin ardından iki buz rengi mücevher bana bakmaya başladı.

“Hııh.”

Elim hala yanağındayken donup kaldım.

Böceğe vurduğumdan oldukça emindim ama neden elim orada? O zaman elimden gelen vurma sesi……

“Ne………”

O konuşurken elimi uzaklaştırdım.

“…… Bu?”

Ne yaptım az önce?

Korktum. Az önce suratını mı tokatladım?

“Majesteleri.”

Havayı hisseden Felix konuştu. Donmuştum. Hava buz gibi ve korkutucuydu. Claude gülümsedi.

“Görünüşe göre bu günlerde sana çok iyi davrandım.”

Buz gibi gözlerinin neyi kastettiğini anladım. Titremeye başladım.

Her zaman korkumu gizlemeye çalıştım ama bu sefer yapamadım.

“Oyuncaklar gereksiz ve bıktım.”

Yaklaşık yedi yıl. Kısa ama hayatta kalmak için çırpındığım uzun zaman.

“Gitmeleri gerek.”

Tek bir hareketle tüm sıkı çalışmamın çöpe gitmesini sağladım işte. Claude boynuma dokunduğunda ruhum bedenimden ayrılıyormuş gibi hissettim.

Ve bu normal bir his değildi. Çünkü normal olsaydı görüşüm böyle bulanıklaşmazdı.

Ve gördüğüm son şey sıcak bakışlar ya da üzgün suratlar değil buz gibi bakışlardı.


Her şeyin aşırı pahalı olduğu dönemde siteye katkıda bulunmak ister misiniz? O zaman lütfen AdBlock’u bu sitede durdurun ve bana yardımcı olun. İyi Okumalar~~

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>