ATHANASİA BÖLÜM 41

“Yaşamak istiyorsan kafanı daha çok kullan. Çünkü bir dahaki sefere bu sözleri gevelemeden önce kafanı keseceğim.”

Claude’un konuşması burada durdu. Hiçbir şey bilmiyordum ama zehirlendiğim için böyle olmadığımı öğrendim ve beni iyileştiremediği için o adam götürüldü.

Bana doğru geldiğinde sonunda Claude’un suratını görebildim.

 “E-euk. Baba, acıy……Wahh……”

Claude bana tatminsiz bir ifadeyle baktı.

Hey, yine de etkilendim. Göle düştüğüm geçen sefer gibi sadece izleyeceğini düşünmüştüm ama beni kurtarmak için bir yol arıyorsun. Burası Claude’un odası gibi görünüyor.

Benim ağlamamı izleyen Claude tek elini kaldırarak sonunda konuştu.

“Gürültülü. Uyu.”

Hey, seni piç! Kızın ölümüne hastayken tek söyleyeceğin bu mu?! Az önce dediğimi iptal et! Ve sen şaka mı yapıyorsun? Acıdan uyandım nasıl uyumamı bekliyorsun!

Ama ben Claude’un eli yüzüme dokunduğu an ışık hızında bilincimi kaybettim.

V-vay. Böyle bir durumda uyuduğuma inanamıyorum……Benim gibi bir kız…… zihinsel…. bir kız olarak biliniyor.Zzzzzz.

Yüzümdeyken soğuk el ıslak gözyaşlarımı siliyormuş gibi hissettim.

Ve rüyamda tekrar peri ablayla karşılaştım.

İki yıl önce rüyamda gördüğüm abla hiç değişmemişti ve hala güzeldi.

Ondan sonra onunla birkaç kez daha rüyalarımda karşılaştım ve aynı karakteri birçok kez rüyada görmenin mümkün oluşuna hayret ettim.

Ve peri abla geçen sefer ile aynı şekilde belirdi.

Doğa perisi olarak yeşil çimenli arka planlı bir tane, diğeri ay ışığının altında dans eden ay perisi ve bir kere de gölde çocuk gibi oynayan su perisi.

Sadece perinin kendisi. Her neyse 7-8 çeşidi daha vardı ama abla belirdikten sonra çok geçmeden kayboluyordu.

Onunla konuşup oynamak istiyordum ama tıpkı video gibi hiçte konuşup dokunamıyordum.

Romandaki Athanasia’nın annesinin tasviri gibi görünüyordu. Bu yüzden Diana’nın görüntüsünün bu abla gibi olduğunu hayal ediyordum.

Bu gün gözü yaşlı abla versiyonuydu.

Bu oldukça nadir! Sadece bu gün gördüm. Ama aktif ve iyimser ablanın üzgün ve ağlıyor oluşu beni çok etkiledi.

Bu ağlama sahnesinin bugün görünmesinin sebebi ölüyor gibi hissedişim mi? Ühü. Abla, bugün az kalsın ölüyordum. Hayır, her an ölebilirim. Süt içerken kan tükürdüm. Ve canım yandı. Wahh.

Tepki verip cevap vermeyeceğini bildiğim halde konuştum.

Sadece havanın ortasına bakıyordu.

Rüyalarımda ablayı gördüğüm her seferinde başka birisinin bakış açısındaydım. Şimdi de onu görürken başka birisiydim.

Peri abla odadaki pencerede ay ışığının altında oturuyordu. Bir an sonra berrak gözyaşı gözlerinden damladı.

Hah o güzel abla ağladığından üzgün hissediyorum şimdi.

Onu rahatlatmak istedim ama tabii ki yapamadım. Rüyamda onu gören ‘ben’ sessizce odadan ayrıldı. Son seferki gibi rüya burada durdu.

Huh? Ama bugün farklıydı.

Çıkmak üzere olan ‘ben’ yolunda durdu. Bir an sessizce orada ‘kaldım’ ardından o ablaya geri döndüm.

Bu sefer sessizce değil ablanın dönüp şaşırmasını sağlayan ayak sesiyle yürüdü.

Kulağıma gelen ses de onun kadar şaşırmıştı.

-Kaybettim.

O tanıdık sese odaklandım.

-Ellerinde oynanmışım gibi hissediyorum. Ama istersen sana yalvarırım.

Bu kişinin aniden ortaya çıkışına şaşırmış abla gözyaşlarını silecek zamanı olmadan fısıldadı.

-Nasıl… Nasıl böyle söylersin.

-Yapmazsa, beni terk edeceksin.

Adam bir süre sessiz kaldı ardından konuştu.

-Evet, biliyorum. Bu da diğer işe yaramaz duygulardan farklı değil. Dikkatli olmama rağmen o duygular tarafından kontrol edildiğime kendim de inanamıyorum.

-Majesteleri.

-Dürüst olmak gerekirse seni şu an parçalara ayırmak istiyorum.

-………

-Öyle bile olsa.

Bu ablaya karşı olan ‘ifadem’ ve titreyen bakışlarla ‘bana’ bakan abla dâhil her şey solmaya başladı.

-Öyle bile olsa sana yalvarmak istiyorum. Beni terk etmemen için yalvarıyorum.

Yanakları gözyaşlarıyla ıslaktı. Ablanın suratına ‘elimi’ uzattım. Ardından yanaklarını tutarak fısıldadım.

-Bu yüzden beni seç. Başka hiçbir şey düşünme. Bencil ol ve kendine fayda sağlayacak seçimi yap.

Önümdeki sahne şu ana kadar gördüğüm en net sahneydi. Hangi ruh hali ve duyguların gösterildiğini biliyordum.

-Kurtarmak için fedakârlık yaptığın çocuğu değil.

Ardından peri abla gülümsedi. Hala yanaklarında olan ‘elimi’ ıslatıyordu.

Yüzü şimdi ölmekten hiç pişmanlık duymayacağı kadar mutlu olduğunu söylüyor gibiydi ama aynı zamanda ölmek istediği kadar depresif gibiydi.

Görüş bulanıklaşmaya başladı. Boğulduğum suda yüzüyormuşum gibi hissettirdi. Bu hissi biliyordum. Görünüşe göre rüya bitecek.

Beklendiği gibi kısa süre sonra rüyadan uyandım.

“Sonunda uyandın. Uyuyan güzel değilsin biliyor musun?”

Ama neden gördüğüm ilk şey bu siyah aptal?

Sessizce gözlerimi tekrar kapattım.

Görünüşe göre yanlış yerdeyim. Çıkış yap! Çıkış yapmak istiyorum!

“Uyuyormuş gibi mi davranıyorsun? Başka diyarlardan prens getirip seni uyandırmalı mıyım? Nerenin prensi? Atlanta? Hyuhail? Psykansia?”

Ah, cidden! Bana uyanmak için zaman veremez misin? Az önce gerçekten önemli bir rüya gördüm! Bu yüzden şu anda oldukça ciddiyim! Rahat bırak beni, wahhh!

Gördüğüm ilk şey daha önce Blackie’yi yemeye çalışan büyücü olduğundan sinirlenmiştim. Hastalanıp kan kustuğum için zaten hassasım……

Huh?

Ama ardından vücudumdaki değişikliği fark ettim.

Huh, acımıyor. Daha önce uykumda ağladığım kadar acıyordu!

“Bana borçlusun. Hayatını kurtardım.”

Sözleriyle gözlerimi açtım.

“Sen, demek istediğim abi mi beni iyileştirdi?”

Hala korkutucu biri olduğunun anılarına sahiptim bu yüzden farkına varmadan kendimi savunuyordum. Kyaa.

“Evet. Ben olmasaydım kalbin patlayarak ölürdün.”

Söylemesi ne kadar korkutucu bir cümle. Ama Felix ve Claude nereye gitti? Beni bu piçle yalnız bırakarak nereye gittiniz?

Şimdi tazelenmiş hissettiğimi ve bir süre önce giydiğim kanlı kıyafetler yerine pijamalarımda olduğumu gördüm. Lilly mi geldi?

Bekle, hasta olduğumu nereden biliyordu?

“Hasta olduğumu nereden biliyordun?”

Ardından irkildim. Belki de beni iyileştirmek için değil de başka bir şey için geldi. Belki de tekrar Blackie için?!

“Blackie’miz değil!”

Doğruldum. Ardından siyah aptal gülümsedi.

“Hah, gerçekten insanlara güvenmiyorsun. Sana onu yemeyeceğimi söyledim.”

Neden sana güvenmeyeyim? Hala şüphelerimi engelleyemiyordum. Ardından bacaklarını çaprazlayarak gülümsedi. Yattığım yatağın yanındaki sandalyede oturuyordu. Şimdi bu piçin neden inatçı olup benim yanımda oturduğunu anlıyorum?

“Yemek için daha güzel görünse de sen ve benim verdiğimiz söz yüzünden onu yemeyeceğim. Ve bana minnettar olmalısın.”

Ona gerçekten güvenebilir miyim? Elbette ona güvensem de güvenmesem de hiçbir fark olmayacaktı.

Ve ağzından çıkan sonraki sözlerle kafam karıştı.

“Babanın Blackie’yi öldürmesini engelledim.”

“Huh?”

Ne tür bir şaka bu? Neden Claude Blackie’yi öldürmeyi denesin? Ama bu ahbap kolayca cevap verecek gibi görünmüyordu. Söylediği sonraki sözlerle irkildim.

“Çok zor zamanlar geçirdim. Yeme isteğini tutmak bir yana.”

Ack, Yani Blackie’yi öldürmeye çalışan Claude değil sendin!

“Hah, bak kim burada. Zaman doldu.”

Yüzünü kapıya çevirdi. Bende bakışlarını takip edip kapıya baktım.

O anda kapı açıldı.

“Prenses!”

Kapıdan gelen Felix ve Claude idi.

İlk giren Cladue oturduğumu gördü ve geniş gözlerle yürümeyi bıraktı. Felix rahatlamış görünüyordu.

Yataktan kalktım ve anında Claude’a koştum.

“Babaaa!”

Neden beni o piçle yalnız bıraktın?! O, o yaptı! Blackie’yi yiyeceğini söylemek gibi, beni öldürceğini söylemek gibi, falan filan! Ama sen ve Felix beni öylece onunla yalnız bıraktınız! Wahh!


Her şeyin aşırı pahalı olduğu dönemde siteye katkıda bulunmak ister misiniz? O zaman lütfen AdBlock’u bu sitede durdurun ve bana yardımcı olun. İyi Okumalar~~

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>