ATHANASİA BÖLÜM 42

Arkadan ‘Seni kurtarmışken bana çok fazla kötü biri gibi davranmıyor musun?’ diyen bir mırıltı duydum ama benim işim değildi.

Ama Claude’a koşmak üzereyken bacaklarımda hiç güç kalmadığını fark ettim ve düşmeye başladım. Amanın. Ne utanç verici.

Kan kusup acı çektikten sonra uyandığımda ilk gördüğüm şey bu siyah aptalken kayıp halıya mı düşeceğim?

“Ack!”

Domuz benzeri sesle dengemi kaybettim.

Ama Claude beni düşmeden yakaladı. Ben düşmeye başlarken Claude iradesi dışında otomatik olarak hareket etmiş gibi görünüyordu.

Çünkü öyle olmasa doğrudan kollarına girmemle bu kadar şaşırıp katılaşmazdı. Hııh. Beni tekrar atmayacaksın, değil mi?

Kafamı yavaşça kaldırdığımda inanılmaz bir şey oldu.

Bir süre bu tuhaf pozisyonda kaldıktan sonra Claude beni kucağına aldı.

“Şimdi her şey iyi mi?”

Claude nasıl olduğumu bile sordu. Sesi hala soğuk ve duygusuzdu ama rüyamda duyduğum duyguyla benzerlikler gördüm.

Sadece bununla şaşırdığımdan kafamı salladım. Ardından Claude hızlıca bana göz gezdirdi.

“Yan etkisi olmayacak, doğru mu?”

Bende yanlış bir şey olmadığını doğrulayan Claude yüzünü yatağa çevirdi. Ah, doğru! Siyah aptal!

“Babacığım, o kişi!”

Neden bu piçin burada olduğunu soracaktım ama Felix daha hızlıydı.

“Ah. Görünüşe göre prensesi tedavi etmekten yorgun düşmüş.”

İvit? Ni?

Kim kimi tedavi etmekten yorgun düştü?

Felix’in sözlerini anlayamadım. O değil de neden yüzün böyle? Dokunulmuş ve müteşekkir ama acınası suratın nesi var?

“Sana bunun için teşekkür etmeliyim. Ama prensesin sonrasında iyi olduğunu gördükten sonra elbet.”

“Üzgünüm ama prenses tamamen iyileşmedi.”

……Huh? Ne?

Tüylerim ürperirken söyleyecek söz bulamadım.

Bu siyah aptal değil miydi……? Ama bu ıslak gözlü çocuk kim? Ayrıca edepli davranıyor?

“Tamamen iyileşmedi derken ne demeye çalışıyorsun?”

“Üzgünüm. Prensesi tamamen iyileştirmek için çok gencim.”

Kafamı robot gibi doğal olmayan bir şekilde siyah aptala çevirdim.

Ardından siyah bir kafanın Claude’a eğildiğini gördüm.

Ama biraz önce karşımda bacaklarını çaprazlayarak oturan aptaldı.

“Ama artık ciddi bir durumda değil bu yüzden doğal olarak iyileşecek…… Öhhö!”

11 ya da 12 yaşında görünen oğlan göğsünü tutarken sanki nefes alamıyormuş gibi öksürmeye başladı.

“Öyle olabilir, öhö. Sonrasında birkaç kez, öhö…… Ancak bu kişi kendisini memnuniyetle feda edece…… Uek, öhö öhhö! Uek, Hıııh!”

Oğlanın suratı solgundu ve yere düştü. Tabii ki onu çenem yere düşmüş şaşkınlıkla izliyordum.

N-ne! Sen kimsin! O aptal nereye gitti?! Bu kadar genç değildi!

Az önce goblin büyüsüne tanık olmuşum gibi hissediyorum. Ne oluyor?

“Majesteleri, şimdilik dinlense iyi olur diye düşünüyorum. Prenses artık uyandığından önemli şeyleri daha sonra konuşabiliriz. Genç büyücü de yorgun görünüyor.”

Böyle acı çeken bir çocuğa karşı herkes kötü hissederdi. Claude ‘tsk’ sesi çıkardı ve kabul etmek zorunda kaldı.

Böylece siyah aptalın mini versiyonu Felix’in desteğiyle yürümek zorunda kaldı. Sonsuza kadar odadan çıkmadan hemen önce kızıl gözleriyle bana bakmak için döndü. Kazanan birinin gülümsemesiyle gülümsedi.

Bu, bu, bu! Bu o siyah aptal, değil mi? Değil mi?

“Prenses’”

Ama araya giren birisi yüzünden devam edemedim.

“Lilly!”

Lilly gözü yaşlı solgun suratıyla bana doğru koştu. A-ama hey, böyle gelebilir misin? Claude burada.

“Prenses, tekrar prenses ile buluşabilmek, ben, ben……”

Ah, sen de şaşırdın. Eh kan kusarak bayıldım sonuçta. Lilly önümde ağlamaya başladı.

“Bir ay gerçekten uzundu. Gerçekten tekrar prensesi göremeyeceğimizi düşündüm……”

Hehhh? Bekle. Ne?

“Bir ay?”

“Evet.”

Sorumu cevaplayan Felix’ti. Ve rahatlamış gibi gelen sözleri beni daha da şaşırttı.

“Uyandığınızdan beri 48 gün geçti.”

“Heh?”

***

Bir ay sonra uyandığımı söylüyorlar. Sadece bir gece rüya gördüğümü düşündüm ama 48 gündü! Bu gerçek, huh?

“Tabii ki gerçek.”

Masamdaki çikolatalı kurabiyeleri yiyen siyah aptalın mini versiyonu konuştu.

“Kendini şanslı say. Bir gün geç gelseydim ölecektin.”

Bu yüzden neden burada olduğunu açıkla. Ve neden Lilly’nin yemem için verdiği kurabiyeleri yiyorsun? Eek, seni abur cubur hırsızı!

Birkaç gün önce ölecek gibi olan çocuk gibi görünmüyordu. Çok iyiydi.

“Bugün yapacak hiçbir şeyim olmadığından burada vakit geçireceğim.”

“Ne? Ama diğer insanlara beni iyileştirmek için bir saate ihtiyacın olduğunu söyledin.”

“Bu apaçık bir yalandı. Hah, dünyadan haberi olmayan çocuklar.”

Ack, kin kimi görmezden geliyor?

Sırıtarak kurabiyelerimi kemirmesini görmek çok tiksindiriciydi.

Biraz önce Claude’a eğilenle aynı çocuk muydu? Bu yüzden mi aşırı odaklanmak gerektiği için benimle yalnız kalman gerektiğini söyleyerek diğerlerini kovaladın?

“Yakışıklı genç büyücü beni gördüklerinde herkes aşırı tepki veriyor. Her neyse, herkes sinir bozucu.”

Bok yakışıklı genç büyücü.

Eek, kahretsin. !0 yaşındaki görünümünün harika olduğunu inkâr edemiyorum.

Ahh, kabul etmek istemiyorum! Ama çok güzel! O ipek siyah saçlar, hatta (başkalarının önündeki) gözü yaşlı kızıl gözleri ve tüm yüz yapısı, gerçekten güzel bir ölümsüz gibi görünüyordu.

Ağızında kırıntıyla kurabiye çiğnemesi de tatlı gözüküyordu.

“Bu çılgın. Neden çok iyi? Daha sonra geldiklerinde hizmetçilere daha fazla getirmelerini söyle.”

Ama içinde nasıl……

Onun yemesini izlemek dışında başka bir şey yapamadım.

“Haklıydın. Baban Aetherunistas değildi.”

“Abi gerçekten aptal, değil mi? Aetherunistas çoktan 200 yıl önce öldü.”

O sırada yatağımın altında olan Blackie yavaşça çıktı. Blackie’yi okşarken Lucas’a ters ters baktım.

Yine mi bu? 20 yıl uyuyan 9 kuyruklu tilki falan mı? Onu gerçekten anlayamıyorum.

“Yanlış bir şey hissettiğimi sanmıştım.”

Blackie o adamın yediği kurabiyelere salyalarını akıtıyordu.

Ama almaya cesaret edemedi. Aynısı benim için de geçerli. Kuuck. Blackie, o gittiği zaman sana koca bir tabak kurabiye vereceğim.

Benim evim olmasına rağmen neden dikkatli olmam gerektiğini anlamıyordum. Ühü. Hiç adil değil.

Ama sarayda hayat kurtaran gibi görünüyor. Prensesi bir ayda uyandıran dahi büyücü başlıklı. Görünüşe göre ben uyurken birçok şey oldu.

Felix’ten kan kusup bayılmamın sebebinin manamın aniden kontrolüm dışında hızla dolaşmaya başlaması olduğunu duydum.

Ama kimse neden olduğunu ya da bir daha olursa çözümünün ne olacağını bulamadı. Tekrar tekrar uyanıp ağladığımı ve bayıldığımı söylediler.

Bu yüzden Claude beni uyuttu. Ve bana yardım edebilecek bir büyücü tuttu. Ancak tüm büyücülerin kafalarını sallayıp bir şey yapamadıklarını söylediler.

Bu sırada bu aptal gelmiş ve beni tedavi edebileceğini beyan etmiş.

Nasıl bilmiyorum ama saray büyücüleri tarafından desteklenen ve korunan dahi bir büyücü olmuş. Ve benimle olduğunda Claude dâhil diğerlerinin önünde olduğundan çok farklı davranıyor.

Bunu eğlenceli bulmuş gibi benim dışımda diğerlerinin önünde terbiyeli zayıf ve güçsüz yakışıklı genç dahi büyücü gibi davranıyor.

Önümdeki aptala bakış attım. Ona minnettar olmalıyım ama tuhaf bir şekilde hiç öyle hissetmiyorum.

Ama bakışlarımın onun üstüne düştüğünü hissedince kurabiyeyi çiğnemeye devam ederken gülümsedi.

“Neden, bunu mu istiyorsun? Onunla değiştirmek ister misin?”

Hayır teşekkürler! Değiştirmeyeceğim!”

Wahh, bu piç hala Blackie’yi avlıyor! Blackie’de tehlikeyi hissetmiş gibi kollarımda sızlanmaya başladı.

“Seni kurtarmama rağmen çok soğuksun. Biraz tadına baktıktan sonra geri vereceğim.”

“Hayır!”

Biraz tadına bakmak?! Wahh. Blackie’yi o aptala veremem!

Tiksinti gösterince kafasını eğdi.

“Bu hale gelmenin sebebi o şey?”

“Ne? Neden Blackie’nin suçuymuş?”

“Manası biraz senin içine kaçtığından. Onunla ne zaman temas kursan ya da ona yakın olsan manası içine emiliyor. Bu nadir. Mananın güçlü bir diriliş sistemi olmalı. Ya da kutsal bir hayvanın bile kontrol edebilmesi için fazla manan var.


Daha önce 34. bölümde bu seriye olan hevesimin kırıldığını belirtmiştim. Maalesef bu durum düzelmedi ve haftalık düzenime uymak gittikçe daha zor hale geliyor. Bu yüzden bu seriye kısa bir ara verip diğer serilerime odaklanacağım. Kısa sürede geri dönebilmeyi umuyorum.

<< Önceki Bölüm |Özet|