ATHANASİA BÖLÜM 5: SEVİMLİ PRENSES

Bir bakalım. Romandaki hikâye nasıldı?

<Sevimli Prenses> delicesine büyük popülerliği olan romantik bir fantezi romanıydı.

Tabi ki kendim araştırmadım ama kitabını (oyun merkezinin) bilgisayar odasında bırakan kızdan duydum. Gecenin geç saatlerinde sıkıldığımda okumuştum ama okumayı seçmemin bir anlamı yoktu.

Tıpkı romanın başlığındaki gibi sevimli bir prenses var. Obelia krallığının ikinci prensesi, Jennet.

Hikâyede iki prenses sosyal çıkışlarını yaptıklarında gerçekten talihsiz bir kaderle bitiyor. Jennet’i romanın gerçek kahramanı yapıyor.

Sadece kan bağı olan kraliyet ailesinde olan saf mücevher mavi gözleriyle kahverengi saçlı çok güzel bir prensesti.

Sadece görünüşü değil melek kadar güzel karakteri birçok insanın kalbini kazandı. Sadece Obelia Krallığındakiler değil düğer ülkelerdeki erkekler bile ona âşık olup pek çok aşk çağrısı gönderdi.

Ve… Listeye imparator Claude da dâhildi.

‘Bir babanın kızını sevmesi gerektiği açık değil mi?’ diyorsunuz. İnsanlar bunu söylüyor çünkü onlar Claude gerçekten kim bilmiyorlar.

Bu p*ç o zamanlar taç prensi olan kendi öz kardeşini öldürdü ve imparatorluk konumuna yükseldi. Ne dökecek tek damla gözyaşı ne de bir damla kanı yoktu.

Ancak herkes önceki imparatorun ülke için kötü şeyler yaptığını bildiğinden o zaman Claude krallığın kahramanı olarak çağrıldı. Ama bu onun kibar olduğu anlamına gelmiyordu.

Kanıt, Yakut sarayında yaşayan tüm insanları öldürmedi mi?

Her neyse, o donmuş kalbi eriten harika kişi sevimli prenses Jennet’ti.

Doğruyu söylemek gerekirse imparator onun varlığını Jennet 14 yaşına girdiğinde fark etti. Ama bundan önce Alfius ailesine ait yerde kaldı.

Jennet’in annesi Ünlü bir ailenin kızı olan aslında Claud’un nişanlısıydı ama bazı olaylar yüzünden saray topraklarından kovuldu. Daha sonra da Jennet’i doğururken vefat etti.

Annesinin ablası, Jennet’in teyzesi çoktan evlenmişti ve şimdi kontun karısı kontesti.

Bu yüzden Alfius ailesi tarafından alının saklandı.

Küçük Jennet’i bir kez deliren Claude’dan korumaya çalışıyorlardı. Bu yüzden Claude onun varlığını çok sonradan öğrendi.

Elbette, İlk bakışta Jennet’e dair sıcak hisler (Sevgili tarzı hisler değil!) duymaya başlamadı.

Ancak bizim kahramanımız Jennet nasıldı? İnanılmaz derecede ilgi ve sevgi alan sevimli prensesti.

Buz kalpli Claude bile Jennet’ten etkilendi.

Sonrasında Jennet mutluca babası, imparator ve Alfius ailesindeki dünyanın bir numaralı kocası Isekiel’le her öğünün müthiş kaliteli olduğu en iyi hayatı yaşadı.

“Oh hawta reeh iniih ocuu”

Çok hasta iğrenç siniz bozucu.

SOL (SOL: Seslice gülmek veya b*ktan şans)

Öylece durup romanı düşünmeyi bıraktım ve battaniyemi ısırdım. Yumuşak battaniyeyi büyümekte olan bebek dişlerimle ısırması kolaydı.

Sadece kıskançlığım yüzünden mi bilmiyorum ama hala Jennet’in çok sinir bozucu olduğunu düşünüyorum.

Gerçekliğin acısını bilmeyen meleksi kahraman olduğundan mı? Doğumundan beri etrafındakiler tarafından sevilmeye başlar ve Claude’un kalbini de kapar. Önceki hayatımda okurken Jennet’in Claude’un kalbini çaldığı kısma geldiğimde patladım ve kitabı tezgâha fırlattım.

“Vay, Claude ve Jennet tam bir p*ç.” okuduktan sonra vardığım sonuçtu.

Benim ve ya diğerlerinin ağzından kaçan küfürler normal değil mi? Yani sevilen Jennet’e kıyasla şanssız ilk prenses Athanasia’yı bir düşünün.

Ferah sarı saçları ve saf mavi mücevher gözleriyle ilk prenses Jennet ile aynı yaştaydı.

Athanasia’nın doğum sonrası anne krizi Jennet’inkine benzese de sonlarının kaderi tamamen farklıydı.

Ama Jennet’inkiyle karşılaştırıldığında Athanasia’nın annesinin ölümü doğrudan Claude’a geçti ve o da kızını başka bir yere kapattı.

Hizmetçiler onu görmezden geldi ve Athanasia o ana dek korkunç bir hayat yaşadı.

Claude ile ilk buluşması dokuzuncu doğum günündeydi. Athanasia’nın doğum gününü hatırlama ihtimali yoktu, diğer krallıklardan gelen insanlarla imparatorluk ziyafeti vardı.

Oradaki ses ve ışıklardan dolayı Athanasia Yakut sarayından ayrıldı ve tesadüfen yanlış yöne gidip sarayın topraklarındaki bahçede Claude ile karşılaştı.

Besbelli Claude ona duygusuz bir ifadeyle küçük bir bakış atarak öylece geçip gitti. Ancak aç Athanasia için tesadüfi ancak anlamlı bir ilk buluşma olarak değerlendirildi.

Jennet görünmeden bile önce o çoktan soğuk babasına ilgi duyuyordu.

Onun tarafından sevilmek için elinden gelenin en iyisini yaptı bu yüzden en azından zarif bir prenses olarak büyüdü. Ancak onun umudu Alfius ailesinin başıyla birlikte Jennet’in çıkışının ardında parçalara ayrıldı.

Güneş gibi olan Jennet ile kıyaslandığında Athanasia sadece karanlık bir sisti.

Durum bu olduğundan insanların Jennet’i Athanasia’dan daha çok umursadıkları belliydi.

Jennet melek gibi bir prenses olarak tarif edildi ama Athanasia çok yumuşak kalpli ve oldukça masum bir kızdı. Çok fazla. Ne kadar mı? Eh…

Tüm insanların sevgi ve ilgisini aldığı için Jennet’ten nefret etmek mi? Yo! Saraya girip alışamamışken ona yardım etti. Jennet’in saraya alışmasına yardım etti ve pek çok farklı şekilde yardım etti. Bu ilk prenses Athanasia’ydı.

Haah. Aptal bir kızdı. Kendine iyi bak, diğerlerine değil. Neden rakibine yardım ediyorsun.

Her neyse, çok yumuşak kalpli olduğundan en çok arzu ettiği babasının kalbi Jennet tarafından çalındı.

Doğruyu söylemek gerekirse Claude bir kez bile Athanasia’yı kızı olarak düşünmemişti, yani Jennet’in onun kalbini Athanasia’dan çaldığını söylemek yanlış kelime kullanımı olur.

Son sonuç olarak zavallı ve acınası prenses kendi babası, Claude’un ellerinde öldü.

Çünkü bir günkü ziyafette Athanasia Jennet’i zehirleyip bilincini kaybetmesini sağlamakla suçlandı.

Ancak bu sahteydi. Gerçek suçlu Athanasia’dan kurtulup Jennet’i ilk imparatoriçe yapmak isteyen Jennet’in teyzesiydi.

Bunu yapmasa bile Athanasia Claud’un en ufak ilgisini alamayan bir prensesti.

Dahası Athanasia’da bu tarz şeyler yapabilecek bir kalp yoktu. Sadece cesaret edemezdi. Eğer böylesi aptal prenses ne olacağını bilseydi Jennet’i kurtarmak için zehirli çayı içmiş olurdu.

Çünkü Jennet’e kötü bir şey olsaydı Claude’un üzüleceğini biliyordu. Athanasia bu kadar acınası ve aptal bir prensesti.

Jennet’in teyzesi olan Kontes sadece Athanasa’nın ilk imparatoriçe olma şansının olmamasını istedi.

Ama Claude nasıl bir insandı? Jennet’i zehirleyenin Athanasia olduğu onaylanmadan Jennet hala acı çekerken onu öldürdü.

On sekiz yaşında. Athanasia’nın dokuzuncu yaşında tanıştıkları günde tam dokuz yıl sonra on sekizinci doğum gününde güneşli bir günde. Çok tesadüfi değil mi?

Sonunda Jennet’i zehirleyenin Jennet’in teyzesi olduğu açığa çıktı ama çok geçti ve Athanasia çoktan ölmüştü. Adaletsiz bir ölüm…

Oh ve bir şey eklememe izin verin. O Claude onu hiç umursamadan çoktan ölmüş olan prenses için acıma ve ya pişmanlık bile hissetmedi!

O meleksi kahraman ikinci prenses Jennet suçlu hissetti ancak Isekiel’in kucaklamasının rahatlığında iyileştikten sonra çabucak unuttu.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>