ATHANASİA BÖLÜM 7: ATHY 5 YAŞINDA. LÜTFEN BENİ ÖLDÜRME!

Sıcak ve güneşli bir bahar günüydü. Kimsenin bakmadığı yine de açan güzel çiçeklerin olduğu Yakut sarayının bahçesi çok güzeldi.

Gökyüzünden düşen çiçek yapraklarının olduğu yolda koridordan bir hizmetçi geçerken koştum. Hafifçe eteğinin köşesini çektim.

“Abla, abla.”

Bir önceki görevini bitirdikten sonra diğerini yapmak için yolda olduğundan emindi. Onun önceki görevi hafta için bugün teslim edilen yemekleri kontrol etmekti, çünkü bugün teslimat günüydü.

Bana bakmak için kafasını eğdi. Sevimli bir surat yapıp en yüksek ‘parlayan gözler’ moduna geçtim.

“Athy için çiko ver lütfen.” (Çiko: Çikolata)

Ben beş yaşındayım. Sadece beş. Bu yüzden utanmadım. Utanmaz değilim… Bok. Ühü, utanç!

“Tatlı prenses, sana çikolata vermeli miyim?”

Uh huh! Çiko severim. Bisürü bisürü lütfen.”

Hizmetçi abla tatlılığıma bayılmış gibi görünüyordu ve çoktan ceplerini karıştırıyordu. Bu mutfakta çalışan hizmetçi Hanna idi ve her zaman bana verecek çikolata ve şekeri olduğunu biliyordum.

“Çikolataları bu kadar çok mu seviyorsun?”

Athy çikoları seviyor! Buu~u kadar seviyor!”

Kollarımı kaldırdım ve havada koca bir çember çizdim. Utanç verici olduğu doğruydu ama ödül alacaksam bu kadarı hiçti.

“Athy Hanna’yı da seviyor!”

“Amanın.”

Ver bana! Bana çikolatayı ver!

“Hanna, ne yapıyorsun?”

Ödülümü kazanma planım bize yaklaşan başka biri tarafından söndürülüyordu.

“Seth!”

“Lillian’ın sözlerine dikkat etmedin mi? İzin olmadan prensese atıştırmalık vermeyin dedi.”

Koridorun sonunda ortaya çıkan hizmetçi oldukça soğuk ifadesi olan zayıf bir hizmetçiydi.

O Seth adında hizmetçi ablaydı ve her zaman bana ödülümü veren hizmetçileri tıpkı şimdiki gibi durduruyordu.

“Ama sadece bir tane.”

“Böyle düşünen bir sen olmadığın için bu bir sorun.”

Grrr, çikolatayla olan ilişkime karışma!

Seth ve Hanna’nın insanların kendilerine yaklaşmalarını zorlaştıran auraları vardı ama ben o ‘insanlara’ dâhil değildim.

“Abla.”

Bu sefer Seth’in eteğinin kenarına tutundum ve göz saldırımı fırlattım.

“Athy çiko yemek istiyor lütfen.”

Seth ablanın yüzü ona en tatlı suratımı yaptığımda soldu.

“Yapamam, prenses.”

Ama biliyorum! Zihnin değişiyor!

“Ama gerçekten yapamam…”

Benim kazanmamla sonuçlandı.

Bir an sonra Seth vücudunu benim yüksekliğime indirdi indirdi ve bana avuç dolusu çikolata verdi.

“Bu Bayan Lillian’a sır.”

Lilly bana sıkça tatlı vermeyi kestiğinden beri birbirimize tatlı verip aldığımız diğer hizmetçilerle benim aramda sır oldu. Şey, onlar veriyor ben de alıyorum.

“Saaaaağ ol abla!”

Onun yanağını öptüm ve parlakça gülümsedim. Benim tatlı suratıma bakarken ifadesinin yumuşadığını gördüm.

Bunu gördün mü? Gerçekten, bu abla dışından sert görünüyor ama aslında oldukça yumuşak.

Kyaaaa. Sadece bana yumuşak olan güzel soğuk hizmetçi. Bu çok… güzel hissettiriyooooooor~

“Ah! Seth, bu hiç adil değil. O öpücüğü alabilmek için kasten yaptın bunu, değil mi!

“Öhhöm. Ne hakkında konuşuyorsun? Benim senin gibi hep ve tüm tuzaklara düşen biri olduğumu mu düşünüyorsun?”

“O zaman neden prensese çikolata verdin? Ahh, prensesten gelen öpücük benim olmalıydı!”

İkisi benim arkamda kavga etmeye başladı.

Lilly beni görürse diye hemen koridordan koşarak kaçtım.

Bir şeyler olacakmış gibi hissetsem de Lilly tarafından görülmemek de önemliydi.

Zaman su gibi akıp geçti ve artık beş yaşında oldum.

Lilly bunu yaptığımı her gördüğünde şikâyet etmeye başladığında resmi ton ve kelimelerini kullanmadı ama bu benim biraz daha kolay ve iyi yaşamam için daha iyi bir yoldu.

Ayrıca, bu eski köşe odasındaki prensesten ne istersin.

Benim sıkı çalışmamla, beni görmezden gelen hizmetçilerin bana atıştırmalık vermesini ve benimle hoş konuşmalar yapmaya başlamalarını sağladım. Sanırım buna başarı denebilir.

Elbette, benimle konuşma başlatan hizmetçiler normalde… Şey, normalde ama bu sarayda değil, şu anda böyle bir kabalık yok.

Ben yürümeye başladığımda beni görmezden gelmeyi kestiler.

Önceleri beni görmezden gelen hizmetçilere gerçekten sinir olmuştum, bu yüzden ağlamaya başlardım ve ya halıya bir bardak suyu döküp yanlışlıkla olmuş gibi davranırdım, ama iyi ilişkilerin daha faydalı olduğunu fark ettim.

Zaten Claude ile ilişkim kötü(?) ve hizmetçilerin de benimle öyle bir ilişki içinde olmaları daha iyi değildi. Dahası Eğer bu şekilde devam ederse bu romandaki asıl Athanasia’dan farklı olmayacak!

Benim bu şekilde düşünmemi sağlayan şeyin kanıtı odamdaki değerli eşyaların kaybolduğunu fark eden tek kişi olmamamdı. Fakir olduğum için benimle dalga geçme. Zengin insanlar bu ufak şeyleri bilmiyor! Ühhü.

Normalde sarayda çalışan insanların hepsi asil olurdu ancak şuan ki Yakut sarayında çalışanlar çoğunlukla soyluların bir seviye altında olan insanlar.

Ve gelmek istememelerinin sebebi bir keresinde bu sarayda yaşayıp çalışan herkesi öldüren Claude yüzündendi.

Yani burada çalışmamak için ağlayıp yalvaran ama burada olan insanlar Vikont ve baron ailelerinden insanlardı.

Tek cümleyle, Yani gücü ve ya ölüsü ya da dirisi önemli olmayan insanlar buraya zorla işe alındı. Vikont ve Baron aileleri için çalışmış olan insanlar burada işlerini yapmaya başladılar.

İlk başta sıkça görünmüyorlardı. Ancak aylar ve yıllar geçtikçe hizmetçiler imparatorun bana bir bok vermediğini fark etti. O zamandan beri hayatım köşedeki tozlardan bile daha alçak.

Claude korkutucu olmasına rağmen, korkunun nasıl hissettirdiğini unutup Yakut sarayındaki değeri eşyaları çalmaya mı başladılar merak ediyorum.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>