Ben, Kahraman Mı? Mümkün değil!

Uzun zamanın ardından randevum vardı. Sabahtan beri kendimi gaza getiriyordum, kıyafet ve makyajıma mükemmel bir şekilde karar vermiştim. Ama ne var ki…

Bu olamaz…

Şu anda aşırı derecede geniş bir odada duruyorum. Sayısız büyücü benzeri cübbe ve kaftan giymiş insanlar sağımda ve solumda duruyordu. Önümde papa benzeri elbiseler giymiş biri, dövüş sanatları ustası gibi zırh ve kask giyen kaba bir amca ve gösterişli kıyafetler giymiş kendini beğenmiş görünümlü insanlar vardı.

Hepsi bana değer biçen gözlerle bakıyordu. Açık sözlü olmam gerekirse sadece kötü hislerim vardı.

[Seni bekliyorduk, Kahraman-sama. Lütfen, dünyamızı kurtar.]

Düşündüğüm gibi!

Öne adım atan papanın söylediklerini duyduktan sonraki ilk izlenimimdi. Doğruyu söylemek gerekirse, ben yıllar önce bu dünyaya tökezleyen Japon’um.

Çoktan tatmin edici öteki dünya hayatı yaşamış olmama rağmen… Kahraman çağırmaya yakalanacağımı düşünmek…

Soğuk bakışımı fark etmeden papa dünyanın krizini coşkuyla sona ermeden açıklamaya devam etti.

[Lütfen. Başka seçeneğimiz yok.]

Dinlemediğim uzun, uzun hikâyesini bahaneyle bitirdi. Ama bana yalvarsan da… söyleyeceklerim benim gerçek hislerim.

[Mümkün değil!]

Benim doğrudan cevabıma papa dünyanın krizi ve kahramanın ebedi görkemiyle ilgili konuşmayla karşılık verdi. Özgürce tercüme ettiğinde [ Kahraman olarak seçilmekten gurur duy! Hemen Şeytan Kralı yenip dünyayı kurtarmak için yola çık!] denk geliyor.

[Kahraman olarak seçildin Lütfen, Şeytan Kralını yen.]

[Reddediyorum!]

Kesinlikle kahraman olmayacağım.

[Ne?!]

[Bu seçim hatası. Tek seferde beni geri gönder.]

Buluşma için randevum var. Gecikmeyecek miyim?

[………]

[………]

[………]

[……… Umm]

Uzun bir sessizliğin ardından sahte papaya dik dik baktım sağlam bir sesle konuştum.

[Geri gönder beni. Hemen! Tek seferde’ Orijinal yerime!]

[Hayır… umm… bu yüzden…bu……]

Zaman kaybı. Diğer insanlarla görüşeceğim.  Benim hakkımda endişelenme.

[Şeytan Kralı yendiğin anda seni geri göndereceğiz.]

Gösterişli, tazeleyici prens yüzünde gülümsemeyle bunu söyledi. Ama basitçe onaylayacağımı düşünüyorsan büyük hata yapıyorsun. Diğer insanları bilmiyorum ama bana göre görünümün ortalama, ortalama.

[Beni tehdit mi ediyorsun?]

[Bu tehdit değil. Bir rica.]

Sanki! Böyle yalanlarla dolu gülümsemek.

[Şeytan Kralı yendiğim sürece geri dönebilir miyim?]

[Bu doğru.]

Sonunda anlamışım gibi onayladı ama kötü şans.

[Bu basitçe Şeytan Kralı yenmediğim sürece beni geri göndermeyeceğiniz anlamına geliyor, değil mi? Sonuçta bu bir tehdit değil mi?]

[……!]

Daha çok, beni geri gönderemezler, huh.

Sadece bir andı ama parıltılı yüzünün kasıldığını gördüm.

[Kes şunu! Saygısızlık ediyorsun1!]

Ah, zırhlı amca da savaşa katıldı.

[Ha? Öyle söylesen bile onun kim olduğuna dair hiçbir fikrim yok.]

Doğru. Bu arkadaşlar kendilerini bana tanıtmadılar bile ve doğrudan [Dünyayı Kurtar!] dediler. Öyle insanların dürüst olmasına imkân yok. Ayrıca Şeytan Kralı düşmeden dünyanın yok edileceğine dair bir konuşma duymadım.

[!… Bu kişi-]

[Kapa çeneni! Bu kadar geç tanıtıma ihtiyacım yok. İlgilenmiyorum.]

‘İlgilenmiyorum’ lafı ağzımdan çıktığında parıltılı adam şoka girdi. Bir sebepten, amca da şoka girdi. Neden? Konuşurken bölündüğü için mi?

[İlgilen…… miyorsun?]

Parıltılı adamdan küçük bir ses çıktı. Bu yüzden yüksek sesle açıkça söyledim.

[Hayır!]

Un. Kesinlikle hayır. İnsan olarak. Erkek olarak. Hiç ilgilenmiyorum. Bir parça bile. Yolculuğa çıkıp evden uzaklaştığımda bile fark etmeyeceğim kadar, o kadar ilgilenmiyorum.

[Böyle bir şey önemli değil, çabuk beni geri gönder.]

Sevgilim kızdığında korkutucu, bilirsin!

Çok sinirlenmiş hissederken ayaklarımın altındaki zemin parlamaya başladı. Ne? Ne? Baktığımda aniden güçlü bir ışık patladı. Gözlerimi korumak için kollarımı kaldırdım.

[Seni arıyordum.]

Hafifçe alçak bir ses duydum. Aşırı, aşırı derecede tanıdık bir ses. Yavaşça kaldırdığım kollarımı indirdim.

[Sevgilim…?]

Arara Sevgilim geldi. Çok seviliyorum~~

[Lütfen, dışarı çıkacaksan en azından bana haber ver.]

Kotsu… Elinin arkasıyla hafifçe kafama vurdu.

[Üzgünüm! Ama, ben masumum. Birdenbire kaçırıldım ve amelelik yapmaya zorlandım.]

[Hou]

İtaatkârca özür diledim ve basitçe açıkladım. Ardından, güzel yüzü anında karardı.

[S, sen de kimsin!? Nasıl geldin buraya…?!]

Amca sesini yükseltti. Sesi beni ve diğer insanları kendine getirdi.

[Bu arada, ameleliğin içeriği?]

Sevgilim muhteşem bir şekilde gülümserken sordu.

Etraftaki böcekleri görmezden mi geliyor? Öyle mi? Öyle. Benim dışımda kimseyle pek ilgilenmiyor sonuçta.

[Şeytan Krala boyun eğirme. Öylece bırakırsam dünyanın yok olacağını söylüyorlar.]

[Dünya yok olmayacak, değil mi? İnsanları bilmiyorum gerçi.]

[Doğru~]

Sevgilimin sözlerini gülümseyerek onayladığımda kızgın bir ses yankılandı.

[Sizi piçler!]

[Ne?]

Soran sevgilimdi. Sesinden memnuniyetsizlik akıyordu.

[Akılsızlar! Dünya kriziyle böyle konuşmak…!]

U~waa~ Amcanın suratı kızgınlıktan kırmızıya döndü. Kan basıncı arttı kesin. Kılcal damarı bile patlamış olabilir.

[Her neyse! Kız! Hemen git ve Şeytan kralını yen!]

[Hayır!]

Anında cevapladım. Öyle bir reddettim ki yanlış anlamaya ya da yanlış yorumlamaya açık değildi. Doğal olarak.

[………]

[H A Y I R]

Önemli, bu yüzden iki kez söyledim. Bu arada, ikincisinde güzelce gülümsedim.

[Kız… Seni piç……]

Amca o kadar kızdı ki suratı kırmızıdan siyaha döndü. O amca kılıcını eline aldı. Ama parıltılı adam onu durdurdu.

[Senin için üzgün hissediyorum. Ancak , bu gidişle dünya…]

Parıltılı kaşlarını çatarak gözlerini indirdi. Bu kesenlikle keder ve ıstırabın ifadesiydi. Ancak cevabımla kederli ifadesini ezdim.

[Ne olmuş yani?]

Suçluluk hissi? Vicdan acısı? Buraya geldiğimden beri bir parça bile hissetmedim.

[Sen kahramansın! Dünyayı kurtarma yükümlülüğün var!]

[Bu kadar bencil olma! Ben, kahraman? Mümkün değil!]

[O benim eşim sonuçta.]

Kafamın üstü nazikçe öpüldü.

[Ah, hayır, bu utanç verici, bu yüzden durur musun lütfen?]

Tatlıca rica etmeyi denedim.

[Elimden geleni yapacağım. Ama… Bu muhtemelen imkânsız.]

[Neden?]

[Çünkü seni seviyorum.]

Mantıksızca pürüzsüz, büyüleyici bir gülümsemeyle söyledi. Öpücükten daha fazla utandım~~

[U~~… Baka.]

[Utanmış halin de çok tatlı.]

Bu sefer alnımı öptü.

[Utanç verici olduğunu söyledim.]

[Üzgünüm.]

İfaden hiç de üzgün değil, biliyor musun? Ama eh, sevgilimin bu yanını da seviyorum.

[Bu iyi. Seni affedeceğim.]

Çok kibirli konuştuğumu biliyorum ama sevgilimin beni affedeceğini bildiğim için yapıyorum.

[Çok naziksin. Balım, seni seviyorum.]

[Esas kibar olan sevgilim. Ben de seni seviyorum.]

[Sizi piçleeeeer!]

Ah, parıltılı adam patladı.

[Önümüzde flörtleşmek…]

[Bir çiftin flörtleşmesinde ne var?]

Sevgilim sağlam bir iddiada bulundu.

[Sessiz ol! Kapa çeneni! Daha fazla katlanamıyorum!]

Cidden bize ters ters bakıyor. Korkutucu değil gerçi.

[İtaatkâr bir şekilde kahraman olup Şeytan Kralı yenmeliydin! Geri dönmeyi düşünme bile!]

Ahh, burada bir aptal var.

[Meydan okumanı kabul ediyorum.]

Belli belirsiz gülümseyen sevgilim son derece yakışıklı.

[Bitti, huh.]

[Ne?]

[Sevgilimle kavga etmek idam cezası almakla aynı şey. Başınız sağ olsun.]

Endişe? Tabii ki değil. Sevgilimin gücünü ge~~~rçekten iyi biliyorum mon. Hepsi birden bile gelse, en ufak bir şüphem yok.

[Ne biçim bir şaka yapıyorsun! Sadece ikiniz ne yapabilirsiniz2?]

[Rüzgâr bıçağı. Buz mızrağı. Ateş oku. Yıldırım çekici. Ve daha birçoğu. Hangisini seviyorsun?]

[?!…S, sizi piçler, siz kim……]

Sonunda endişelen biri olduğu ortaya çıktı.

[Ben Satanas Ülkesinin Kralıyım. Siz çocukların Şeytan Kralı olarak çağırdığınız kişiyim.]

[Ş, Şeytan Kralı… diyorsun?]

Parıltılı adamın gözleri kocaman açıldı. Diğerlerinin de.

[O zaman……]

Parıltılı adam ve diğerleri bakışlarını bana çevirdi.

[Bu Şeytan Kraliçesi3.]

[Bu yüzden size söyledim. Şeytan Kraliçesinin kahraman olması mümkün değil, değil mi?… Gerçekten aptalsınız.]

Şeytan Kraliçesi kahraman çağırmaya karıştı, ne gülünç bir hikâye.

[Oi. Meydan okumalarını kabul eden bendim, biliyor musun?]

[Ama, çok bıkmış hissediyorum mon!]

Muu~~ Somurttuğumda yanaklarım sıkıldı.

[Ihyai…]

[Karışma.]

[Üşgünüm.]

[Anladığın sürece.]

U~~ Acıtıyor.

[Şimdi]

Sevgilim yavaşça parıltılı adam ve diğerlerine baktı.

[Neye karar verdiniz?]

Sevgilim sağ elini kaldırdı. Ardından parıltılı adam ve diğerlerinin ayaklarının altında büyülü çember belirdi.

[Bon voyage4.]

Sözleriyle birlikte büyülü çember parladı ve parıltılı adam ve yoldaşları kayboldu.

[Transfer?]

[Evet. Kuzey kıtasına.]

Kuzey kıtası Satanas ülkesi dışında bilinmeyen bir kıta. Elbette, orada yaşayan insanların kendi kültür ve sihirleri var.

[Zor zamanlar yaşayacaklar, değil mi?]

Zerre umurumda değil gerçi.

[Hadi dönelim?]

[Un5!]

Sevgilimin sözlerini yüzümde kocaman bir gülümsemeyle onayladım.

Ben Şeytan Kraliçesiyim. Ben, Kahraman mı? Mümkün Değil!


Her şeyin aşırı pahalı olduğu dönemde siteye katkıda bulunmak ister misiniz? O zaman lütfen AdBlock’u bu sitede durdurun ve bana yardımcı olun. İyi Okumalar~~

Özet

Dipnotlar

  1. Hehe (* ̄∇ ̄)
  2. Hani şeytan kralını yenecekti? İkisini o kadar kolay yenebileceğinizi düşünüyorsan neden en başta şeytan kralını kendiniz öldürmeye gitmediniz?
  3. Hehehe (* ̄∇ ̄)
  4. İyi Yolculuklar. Fransızca
  5. Evet.