ELİZA BÖLÜM 10 – YÜRÜYÜŞ* EĞİTİMİ

Basit askeri eğitimin temellerinin yürüyüş eğitimine denk olduğunu biliyor muydun? Kışlalarda yaşadığım üç ay boyunca her gün saatlerce eğitildim. Her gün ne kadar olduğunu her düşündüğümde kan kusmak istediğim noktaya kadar inanılmaz bir miktardı…..

“Oi velet, gözlerin ölmüş.”

Yanımda yürüyen Gunther’den gelen acımasız sözlü suistimal bana zar zor ulaşmayı başardı. Eğitim sırasında bir süre düşüncelerimde kaybolmuştum, sesiyle çabucak duruşumu doğrulttum ve farkındalığımı düzelttim.

Doğum günü kutlamama hala iki dolunay var, şu an alanımın ordusunu yönetmek için eğitimde çok çalışıyorum. Hem atıma hem de Rashiok’a dikkat etmem gerektiğinden, dikkatimin birazcık kaymasına izin verirsem atımdan düşerdim. Bugün pratik yapmak için küçük bir beygir değil büyük bir aygır1 sürüyordum. Aygırı yürüyen insanlarla aynı hizada tutmak için tüm gücümle konsantre olmam gerekiyordu.

“Omuzlarındaki gerilimi biraz gevşetmen daha iyi olur. Eğer at korktuğunu düşünürse seni küçümser.”

“Evet.”

Yürüyüşü denetleyen Earl Terejia bana geldi ve bir öneride bulundu. Atı çok sessiz olmasına rağmen benimki tamamen huzursuzdu ve kafasını sallıyordu. Earl ile atları değiştirmiş olsak bile sonuç yine aynı olacağından, sorun benim eksik sürüş becerilerimden ibaret. Bu tamamen doğal, altı yaşındaki bir çocuğun bir savaş atını kontrol etmesini beklemenin saçma olduğunu düşünüyorum, ama…

Liderlik etmek için atıma sürekli sola, sağa dönmesini veya durmasını emrederek zorluk seviyesini daha da arttırıyorum. Önümde, sağ ve solumda bana askerler eşlik ediyorlardı ve arkamda kırk er asker vardı. Zamanlarıyla eşleşmek te zordu. Keşke bu bir bando olsaydı.

……… Acaba neden birden bire böyle bir şeyi hatırladım. Anıları hatırlamanın nasıl çalıştığı hakkında hiçbir fikrim yok.

Hedef bölgeye ulaştık ve daha sonra su kaynağımızı yenilemek için Altın Tepeler Konağına geri dönmeye başladık. Zaten üç gezi turu yaptığımızdan hem insanlar hem de atlar sınırlarındaydılar, Earl bizi saldığında herkes yarı çökmüş gibi görünüyordu, hepimiz kışlaya emekleyerek dönüyor gibiydik. Ama yine de yarın her şeye tekrar hazır olmamız gerekiyordu, gerçek askerlerin yaptıkları gerçekten inanılmazdı.

“Tekrar hoş geldiniz.”

İkinci gezi turumuz sırasında ayak işleri yapmak üzere ayrılan Kamil tarafından karşılandım ve konağa girdiğimde Earl’ın “ Kendini temizlemeyi ve üstünü değiştirmeyi bitirince kabul salonuna gel” diyerek beni çağırdığını duydum.

Bu vakitte kabul salonuna çağrılmak… Yüzde seksen ihtimalle doğum günü kutlamama erken gelen bir misafir. Kalan yüzde yirmi ihtimalse Earl’ın bu misafiri karşılamamı istemesi.

Aceleyle vücudumu sildim, kıyafetlerimi değiştirdim, gösterildiği gibi saçımı düzelttim ve kabul salonuna yöneldim. Odamda zaten sıcak su, havlu ve temiz kıyafetler hazır olduğundan sadece bir robot gibi mekanik hareket etmem gerekmesi iyiydi.

“Sizi beklettim.”

“Ahh, mükemmel zamanlama. Tanıtımlar daha yeni bitiyordu.”

Kamil beni salonun önünde bekliyordu ve görünüşümü kontrol ettikten sonra, salonun kapısını çaldı. Eliza-sama geldi, lütfen gir, kısa bir konuşmanın ardından kapı açıldı.

Anında garip bir his tarafından ezildim.

Earl Terejia’nın karşısındaki koltukta tıpkı Earl’a benzeyen yaşlı bir adam oturuyordu. Giysileri, yüz ifadeleri ve saç stilleri farklıydı, ancak özelliklerinin ne kadar benzer olduğu konusunda hiçbir hata yoktu. Ne kadar benzer gözüktüklerine şaşırırken ona yukarı aşağı bakmaya karşı koyamadım.

“Marki, bu Vikontes Eliza-dono. Leydi Eliza, bu kıdemli Marki Rittergau. O benim ağabeyim.”

Earl, misafirini bu şekilde rahatça tanıttı. Her ne kadar akraba olsalar ve birbirlerine benzeseler de bir şeylerin garip olduğunu hissettim. Havada gözle göremediğim tehlikeli bir şey var gibi hissettim, belki de soylu akrabalar arasında böyle oluyor.

“Bunun ilk görüşmemiz olduğuna inanıyorum Vikontes Eliza. Benim adım Radian Terejia Rittergau. ”

“Tanıştığımıza memnun oldum Marki Rittergau. Kendimi tanıtmama izin verin, adım Eliza Kaldia. ”

Her zaman yüzüne sert bir bakış attıran Earl ile karşılaştırıldığında, Marki Rittergau onu iyi huylu bir dedeye benzeten hoş bir gülümsemeye sahipti. – Hemen gülüşünün son derece soğuk bir şey içerdiğini fark ettim. Gözleri en ufak gülümsemiyordu. Beni gözlemliyormuş gibi, keskin bakışlarıyla yukarıdan aşağıya doğru baktı, sonra bana olan ilgisini yitirdi ve tekrar Earl’a baktı.

Ne olursa olsun, yani Marki Rittergau Earl Terejia’nın ağabeyiydi. Neden daha önce akraba olduklarını duymadım merak ediyorum, bazı şeyler düşünürken sağ yanağımı çektim.

Kıdemli Marki Rittergau. Arxia Krallığı’nın başbakanı ve Terejia ailesinin başı olan prestijli bir soylu. Kraldan bir isim verilen bir aristokrat.

……. Yani küçük kardeşi Earl’dı. Koruyucumun arkası oldukça güçlü görünüyor. Terejia ailesi on bir şube ailesi ile geniş bir aile olduğu için, burada kırsal bölgeye gönderilecek birisinin küçük şube ailelerden olacağını düşünmüştüm.

Aile başının küçük kardeşi olmasına rağmen Earl kendi aile şubesini kurmamış, bu kadar yetenekli olmasına rağmen kendi topraklarına sahip değil, bu durum endişelenecek bir şeyler olduğunu hissettiriyor. Ama öylece boynumu uzatıp durumu gözetlemeyeceğim. Gücüm sınırlı olduğundan yapmam gereken şey onu kendi haline bırakmak.  İlk etapta Terejia ailesiyle yapacak hiçbir şeyim yok.

Evet, kendi kendime kafamı sallayıp karar verirken Terejia kardeşlerin sohbetini itaatkâr bir şekilde dinledim. Konuştukları her şey ilginç ve hiçte sıkıcı değildi ancak önemli olan hiçbir şeyden bahsetmemeleri bu yaşlı soylular hakkında korkutucu olan şeydi. Her zaman önceki kişiyi gücendirmeyecek güzel bir cevap vardı ve benim konuşmaya katılmam için hiç yer yoktu. Ancak, konuşma becerilerim için çok eğiticiydi.

Earl’ın ağabeyi Marki Rittergau’nun yaşı Arxia Krallığı’nda oldukça şok ediciydi ve varlığı ve tavrı oldukça güçlüydü. Arxian topluluğunun üs kademelerinin yaşlıları çok çalıştırdığını düşünüyorum. Görünüşe göre iki günlüğüne ziyarete başkentten gelmiş ve yarın geri dönecek.

Başbakanın muhtemelen boş vakti olmadığını bilmeme rağmen vücudunu daha az çalıştırıp biraz rahatlasa daha iyi olmaz mıydı merak ediyorum. Gerçi onun kişiliğinde biri muhtemelen böyle bir düşünceyi gereksiz bulurdu.

– O gece Marki Rittergau kardeşinin daha önce yaptığı gibi ben cam kenarında dururken bana yaklaştı. Yıldızlı gece göğü kalın renksiz vitray camın ardından çarpık görünüyordu.

“Üşümüyor musun, Vikontes Kaldia?”

Niyetini bilmezken bana “Vikontes Kaldia” demesi, sadece bu tek başına vücudumdaki tüm tüylerin ürpermesine ve tamamen gerilmeme yetti.

“Benim için hiç sorun değil. Hala bir çocuk olduğum için vücut ısım daha yüksek. Eğer üşürsem, hizmetçimden benim için bir ateş yakmasını isteyebilirim. ”

“Bunun için minnettar olurum. Yaşlı kemiklerim soğuğa karşı zayıf. ”

Bunu söylemesine rağmen Marki Rittergau hiçbir ayrılma niyeti göstermedi. Benimle konuşmak istediği bir şey mi var merak ediyorum. Çocuk olmama rağmen bu süper kodaman Marki Rittergau’nun bana söyleyecek bir şeyi mi var?

Ne kadar gergin olduğumu gizleyemiyorum. Doğal davranmaya çalışmak yerine göstermek daha iyi. Sadece altı yaşında olduğumdan muhtemelen “önemli yetişkinlerin etrafında davranışları hakkında endişeli” gibi bir şey düşünecek. Marki bana bakmıyordu gerçi, pencerenin ardındaki çarpık gökyüzüne bakıyordu.

“……Asaletin ne olduğunu düşünüyorsun?”

Bir süre sessiz kaldıktan sonra bana bir soru sordu. Asalet. Önceki hayatımda, artık önemli değildi. Şu anda hayatımı hem destekleyen hem de tehdit altına sokan benim kaderim.

Peki asalet neydi merak ediyorum. Ne yapmalı, nasıl yapmalı ve ne. Ben de bu şeyleri bilmek istiyorum.

“……….. Bilmiyorum.”

Her ne kadar on saniyeden fazla düşünmeye çalışsam da, kulağa uygun gelen bir şey düşünemedim. Ne de olsa, şu anki pozisyonum uzayda yüzüyormuş gibi. Toplumdaki bir hayalet gibi, ne söylersem söyleyeyim, sözlerimin ağırlık veya gücü yoktu.

“Yani kendi cehaletinizi tanıdığınızı mı söylüyorsunuz? …… Bilmiyor olduğunuzu bilmeniz ne kadar akıllıca. Kendi bilgisinin cehaletini anlamayan birçok insan var. ” Bu sorunun cevabını ben de bilmiyorum, diye sessizce mırıldandığını duydum


  • Marching: Uygun adım yürüyüş. Aslında burada bahsettiği atlarla düzgün bir şekilde ilerlemek, kimse yürümüyor.  

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>

Dipnotlar

  1. Damızlık erkek ata aygır, atın dişisine kısrak, koşum atına beygir adı verilir.