ELİZA BÖLÜM 12 – GÖZLERİNDEKİ NEFRET

“- Eliza-sama!!”

Sanki su altından yeni çıkmışım gibi beş duyum bir anda kendine geldi. Gördüğüm ilk şey Kamil’in solgun yüzü ardından da arkasındaki mavi gökyüzüydü. Aynı zamanda bir düzine insanın söylenilen hiçbir şeyi anlayamadığım bir kargaşaya neden olduğunu duydum.

Başım çok ağrıyor. Özelliklede hareket ettiğimde, sarsıntım mı var merak ediyorum. Attan düştüğümden bu oldukça mümkün.

“….kamil?”

“ Kimse ölmedi, yaralanmadılar bile. Senin dışında. Çünkü bazıları onları öldürmeyin diye çok fazla inliyordu.”

Anında bana basit bir rapor verdi, muhtemelen beni rahatlatmaya çalışıyordu. Şimdilik bu kadarını bilmem yeterli. Kamil parmak uçlarıyla ıslak bezle alnımı sildi ve sessizce bana baktı. Tüm gücümle koşmuşum gibi kendimi halsiz hissettim.

Farkına varmadan yer değiştirilmişim, Cyril köyünün dışındaki nehre yakın düz bir zeminde yatıyor gibiydim. Güneşin konumuna bakılırsa o kadar zaman geçmiş gibi gözükmüyor.

Kalbim hala deli gibi atıyor, sırtımı çarptığım halde orada herhangi bir acı hissetmedim. Kaya alnıma çarptıktan sonra sadece birkaç saniye boyunca bilincimi korusam da köyü onca kaosun ortasında bırakmak… Muhtemelen en fazla on dakika sürdü. O sırada neler oldu bilmiyorum ama büyük ya da şok edici bir şey olmamış gibi görünüyor.

Beni kuşatıyorlarmış gibi askerler etrafımda dinleniyorlardı. Çocukların tiz çığlıklarını duyabiliyordum ama boynumu döndürmek çok rahatsız ediciydi.

“Ahh, Charlie gerçekten tam bir taş kafa.”

“Bu da ne böyle, aniden.”

Yaralarımı silmeyi bitirdikten sonra Kamil aniden iç çekti. Bu olayda taş kafa olarak çağrılmama neden olacak bir şey yaptım mı merak ediyorum.

“Tırnaklarını gerçekten çok zorladın. Daha sonra acıyacak.”

Kamil az önce sildiği sol elimi işaret etti…. Bir düşününce, acıdan çok rahatsızlık hissi var gibi görünüyor. Daha önce tırnaklarımla toprağı kazırken muhtemelen çok güç kullanmıştım. Gerçekten de aptalca bir yara, taş kafa denmeye verecek bir karşılığım yok.

“Bu bezi yıkamaya gideceğim. Askerler seni koruyacak ve yalnız bırakmayacak olsalar da şu anda kafana göre takılamazsın tamam mı?”

“…… Bunu söylemesen bile şu anda tek başıma kalkamıyorum. Uslu duracağım ve tam burada dinleneceğim.”

Kamil’in bezle ayrılmasını izledim ve sonunda nefesimi bıraktım. Sırtım, parmaklarım ve alnımdaki acı yavaş yavaş azalmaya başladı ve Cyril köyündeki kaos tek bir yaralanma olmadan çözüldüğü için rahat bir nefes aldım.

Atımdan düştüğümde birikmiş yorgunluk ve gerginlikleriyle birlikte askerler liderleri olmadan yönlerini tamamen kaybetmişlerdi.

Askeri güçlerini ve silahlarını kullanmış olsalardı kayayı fırlatan kişiyle alakası olmayanlar etkilenmiş olabilirdi. Bu olsaydı alan ciddi bir tehlike altında olurdu. Sırf köylülerden biri taş attı diye bu alanda yaşayan köylülere gelişi güzel saldırmak için bir neden olamazdı.

Earl’ın dört yıllık emeği sayesinde sonunda babamın insanlarda yavaşça yok ettiği enerji ve irade geri dönüyordu. Bununla birlikte insanlar hala soylulara güvenmiyordu, özellikle de Kaldia olduğum için bana olan nefretleri devam etti.

İnsanlar babam tarafından şekillendirilmiş insan yapımı cehennemsi felakette hayatta kaldılar, ama benden intikam almaya çalışıp beni öldürmeyi deneselerdi tuhaf olmazdı, bu bölge şu anda oldukça kırılgan bir denge altında.

Gerçekten, kimsenin ölmemesi güzel. – Hayır, öldürülecek bir kişi olabilir.

Dinlenmekte olan askerlerin diğer tarafında bitmez tükenmez şekilde çığlık atan, kısıtlamadan kaçmaya çalışan ve kargaşaya sebep olan bir çocuk vardı. Earl için bile, muhtemelen bir çocuğun eylemlerini tahmin edemedi. Çocukların düşüncesiz davranışlarının yetişkinler tarafından durdurulması gerekiyordu Ama yetimleri hesaba katmaması onun başarısızlığıydı.

Kamil geri döndüğünde başım biraz daha iyiydi ve bir şekilde kendi başıma oturabiliyordum. Kamil’in kolunun gücünü ödünç alarak ayağa kalktım ve beni ağlayıp çığlık atan çocuğa götürmesini istedim. Kaşlarını çatmasına rağmen, Kamil bana hiçbir şey söylemeden kolunu ödünç verdi.

Bana taş fırlatan Cyril köyünden yetim bir çocuktu. Annesi “zorunlu hizmet” sırasında hamile kaldığından babası bilinmiyordu, annesi o kadar üzgündü ki doğumdan kısa bir süre sonra intihar etmiş.

Sersemliğim ve mide bulantımı bastırmak için zorladım ve doğrudan çocuğun bulutlu gözlerine baktım. Çocuğun kolları askerler tarafından tutuluyordu, ince ve fakir görünümlü bir çocuktu. Çocuğun yetersiz beslenen vücudu benden bile daha küçük görünüyordu. Karanlık gözlerinde, gizlenemeyen katil bir niyet ve yetişkinlerden kurtulmak için umutsuz bir arzu vardı.

“Sadece Kaldia kızı olduğum için mi bana taş fırlattın? Yoksa başka bir sebebin var mı?”

“ Neden başka bir sebebim olsun ki!? Dört yıl önce ölseydin daha iyi olurdu.”

Sesi kısık ve kulak tırmalayıcı hale gelene kadar bağırdı, bir çocuğun sesinden daha boğuk geliyordu. Bunun babamın bıraktığı miras olduğunu düşününce neredeyse iğrenç duruma gülecek gibi hissettim.

Öfkeli çocuğun direnmesini engellemek için askerler kollarını yere sabitlemişlerdi. Sıska çocuk yerde solmuş bir ağaç dalı gibi gözükse de, hiçbir şekilde korkusu yoktu. Ne kadar kararlı.

“Ne, komik olduğunu mu düşünüyorsun? O zamanlar bir bebektin diye o kahrolası babanın yaptıklarının seninle hiçbir ilgisi yok diye mi düşünüyorsun?”

Sesi zemin boyunca alçaktan geldi. Kötülük ve katil niyetinin ne kadar net olduğu neredeyse övgüye değer. Etrafındaki askerler olmasaydı kötü bakışı aslında gerçekleşme ihtimali olduğunu gösteriyordu.

“Bu gerçekten öyle mi?”

“Her gün sütünü içip uyurken kaç kişi öldü sanıyorsun?”

Benimle hiçbir ilgisi olmamalı. Ne de olsa ben iki yaşımdayken o iğrenç döküntü lord tarafından rahatça büyütüldüm. Bu bir suç olsa bile, insanların d zaman ölmüş olsaydım daha iyi olacağını düşündükleri noktaya nefret edilmek o kadar çocuksuydu ki komikti. Eh, Henüz on yaşına bile gelmemiş bir çocuktan beklendiği gibi.

Bu dünyada suç ortaklığını suçlunun ailesine uzatma sistemi kullanılıyor. Kötü suçlar için bütün aile idam edilecek, diğer evlerdeki bebekler bile, kız ya da erkek yeğenler dâhil edilecek. Bu mantığa göre hala hayatta olmam çok garip.

-Ama ne olmuş. Şu anda normun istisnası olarak yaşadığımdan suçluluk duygusundan boğulup intihar etmeye ya da alanımdaki insanlar tarafından öldürülmeme izin vermek gibi bir niyetim yok.

“72.”

“……… Eh?”

“Doğduğumdan beri, bu alanda ölen 72 kişiyi tanıyorum. 23’ü diğer bölgelere ‘hizmet’ için gönderilirken öldü, 11’i doğal sebeplerden öldü ve 6’sı kayboldu. Ne olmuş yani?”

Doğduğumdan beri ölen insanların gerçekten benim suçum olduğu konusunda ısrar ederse şimdilik öylece kabul edeceğim.

Geçmiş hayatımın anılarını ilk defa bir yaşına girmeden biraz önce hatırladım. Cinayet gibi korkunç şeyler, buradaki aptal idealli adamın bildiği her türlü çürümüş şey, bir yılımı burada yaşayan insanların tek kullanımlık sarf malzemesi gibi harcandığını izleyerek geçirdim.

Ondan sonra bahçeye yakın gölün kenarında zehirli baldıran otunu buldum. Çorba alan efendisinin ailesi için hazırlandıktan soğuması için mutfağın köşesine bırakılmıştı ve mutfakta orijinal yedi kişiden hayatta kalan iki aşçı vardı, bu yüzden gizlice girmek basitti. Babamın kendisi için topladığı malzemeler, sıradan aşçıların onları tatmayı bile düşünmesi yasaktı ve yakalanan hiç kimse affedilmeyip öldürülecekti.

Zehri bulduktan sonra uzunca bir süre kullanmakta tereddüt ettiğim için 40 kadar insan öldü. Bunun benim suçum olduğu söylenebilir ama kim bilecek?”

“Bu, bu!”

“Hayattayım. Hayatta olduğum gerçeği ölmek istemediğim anlamına geliyor. Sana tekrar sormama izin ver. Sence neden hala seni öldürmedim?”

Kendimi desteklediğim Kamil’in kolunu bıraktım ve belindeki dekoratif kılıcı çektim. İnce kılıç dekoratif olsa da hala bir insanın derisini kesecek kadar keskindi.

Bulutlu karanlık gözlerde ilk defa korku gördüm.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>