ELİZA BÖLÜM 13 – HAYATIN ZOR MODU

“Muhtemelen öldürülme ihtimalini bile düşünmedin, değil mi?”

Çocuğun saçını tuttum ve bir böceğe yapan gibi toprağa bastırdım. Saçlarını uzaklaştırıp boğazını açığa çıkardıktan sonra kılıcın tersini bastırdım.

Nefesini yuttu. Buna rağmen kararlı bir şekilde kötü kötü bakıyordu, bu yaşta bir çocuk için ne kadar da cesur.

“Tapınak kızı Xia Fema’ya göre, günahkârların ruhlarındaki safsızlıkları temizlemek için uygun cezalarla suçlarını telafi etmeleri gerekiyor. Öyleyse, hemen burada ölüm cezanı versem nasıl olur?”

“……..Beni öldüreceksen görkemli davranmayı bırak ve acele et artık. Böyle bir şey, senin annenle hiçbir ilgisi yok1!”

Bana havlarken hala bu kadar ruhlu olan duyguları takdire şayan olsa da, bu aptalca.

“- Onu bodrumdaki zindanlara koyun. Festival sırasında kan dökmek kötü olurdu.”

Hançeri Kamil’e geri verdim ve çocuğun görüş alanını terk ettim. Biraz zeki ve küstah ama şu anda basit bir çocuk olduğunu iyi biliyorum. Evet, Kamil yüzeyde itaatkâr görünüyordu ve saygılı bir şekilde başını eğdi, askerler aldıkları talimatla çocuğu iple bağlamaya başladılar.

“Bu da ne! Sonunda beni öldüremiyorsun bile!”

Kıvranıp askerlerin elinden kaçmaya çalışırken çocuk hala bağırıyordu. Hepsini görmezden geldim ve tekrar Kamil’e seslendim.

Köydeki bu çocukla alakası olan on beş kişiyi konağa getirin. Çocuk olsalar bile iyi.

“Evet.”

“N……Ne! Köylülerin bununla hiçbir alakası yok!”

Çocuk birden bire çılgına döndü ve içimden güldüm. Bir kez daha görmezden geldim ve askerlere derhal yerine getirmeleri gerektiğini söyledim. Çok geçmeden ağzı bezle tıkandığından artık sesini duymadım

“….. Bu çocukla ne yapmayı düşünüyorsun Charlie?”

Kamil ben bir şey söylemek zorunda kalmadan önce kolunu uzattı, belki ilgilendiğinden falan sesinden tanımlayamadığım bir duyguyla sordu.

“Kendim de henüz karar vermediğimden henüz bu sorunun cevabını bilmiyorum. Şimdilik ilk önce Earl‘la konuşacağım. Doğum günü kutlaması için orijinal planların daha da yoldan çıkmasına izin veremeyiz. ”

Kamil tarafından desteklenirken, bizden sadece biraz uzakta olan Earl’a doğru yöneldim.

Elini tuttuğumda askerlerin bedeni oldukça sert görünüyordu. Çocukla yüzleşirken ki konuşmama tanık olduktan sonra doğrudan gözlerine bakınca keskin bakışlar bana yöneldi. Biraz dehşete düşmüş gibiydiler ve bana karşı korunuyordular. Belki de kalplerinde yine benden uzaklaştılar.

Ancak bu bir gün gerekli olacaktı. Her zaman onlar tarafından aşina oldukları çocuk olarak görülemezdim. Duygusal olarak bağlanabilecekleri bir çocuk değilim, liderleri olacak lordları olarak tanıyıp kabul etmelerini sağlamam gerekliydi.

……. Oldukça zor göründüğünden biraz depresyondayım. Ana kapılıp gittim, bunun şans mı şanssızlık mı olduğunu merak ediyorum.        

Güneş öğleden sonra olduğunu gösterdi. Güneş, öğleden sonra bir ara olduğunu belirtti. Sonunda konağa döndük ve askerlerin gözleri onlar için hazırlanan şölende parıldıyordu. Doğum günü kutlamamın ilk gününün insanlar için olması gerekiyordu. Öğleden sonra köylülerin için insanlara yiyecek ve içecek sağlayarak köylerin etrafında yürülüyordu. Geceleri askerlerine çabaları için teşekkür etmek üzere konakta bir ziyafet olacak.

Günün erken saatlerinde gerçekleşen olayı göz önüne alarak, geleneksel hediye alışverişinden hemen sonra festivallere son verilmesi kararlaştırıldı. Muhtemelen askerler için de işleri sessizce bitirmek iyi olur. Şarap içmiyorlar ve çocuklar gibi ayık kalıyorlardı, yere soğuk gözlerle bakıyorlardı, sanki festival havası üzerine su dökülmüş gibiydi.

Bayan Galton’un yardımıyla sıkı, resmi şövalye kıyafetlerinden kurtulup tekrar rahat tunik ve dalmatik giydim. Dalmatik yüksek sınıf aksesuarlarla süslenmemişti ancak karmaşık bir dokuma deseni vardı. Asalet çok lüks olduğunda insanlar ondan nefret ediyor. Gereksiz ters tepki olmaması için Earl kıyafetimi süslemek için mücevher kullanmamaya karar verdi, ancak kumaşı dikmek için daha fazla para harcadı.

Giysilerimi değiştirdikten sonra kendimi kapıyla destekledim ve resmi kıyafetlerimi toplayan Bayan Galton’a seslendim. Son zamanlarda beni idealindeki geleneksel kıza dönüştürme çabalarında daha da kötüleşmişti.  Memleketi Greenfield’da ideal bir kız evden dışarı çıkmayan ya da çalışmayan bir ev hanımı olarak kabul ediliyordu ve bana bu tür bir eğitimi cidden uygulamaya çalışıyor gibi görünüyor. Bir kız olmama rağmen allan efendisi olmak için gerekli olan dersler daha önemli olmalı.

“Biraz dışarı çıkıyorum. Burada kal.”

“Eliza-sama, nereye …… kendin mi gidiyorsun?”

Bayan Galton’un bana uzattığı elden uzak durdum, hızlıca yürüdüm ve arkamdan kapıyı hemen kapattım. Bayan Galton’la arama biraz mesafe koyduğum sürece beni asla bulamayacak. Bodrumdaki zindanlara gittiğimi asla düşünmezdi.

Konağın bodrumundaki zindanlar babam tarafından son derece gereksizce genişletilmiş. Alanı birinci katın tamamına eşitti. Zindandaki taşlar son yirmi yılda kanla doyduklarından buradaki hava aşırı derecede dehşet vericiydi. Duvarlar mum alevinin ışığında hafif nemli görünüyordu, bu duvarların defalarca kanla kaplandığının korkunç hatırlatıcısıydılar. Geçmişte kaba taş duvarlar insanları “rendelemek” için kullanılmış gibi görünüyor.

Çocuk temiz taş duvarlı küçük bireysel hücresinde çömeliyordu. Dışarısı gündüz olsa bile zindan her zaman karanlık, herkesin ruhunu uzaklaştırır. Ne de olsa insanlar içgüdüsel olarak karanlıktan korkar.

“Kalk.”

Ani sesime karşılık çocuğun yüzü kalktı. Daha önce gösterdiği nefretin aksine yüzündeki ifade tükenmişlikti.

“……. Neden geldin buraya?”

“Seni görmeye geldim.”

Sesinde gündüzdeki ruh yoktu, bunun yerine biraz acıydı.

“Festival biter bitmez idam edileceksin. Suçuna yardaklık etmekten seni işe alan köy muhtarı, kızı, evinde yaşadığın Marley adındaki kadın ve iki çocuğu da seninle birlikte idam edilecek.”

Cezadan bahsederken acı tadı bastırdım ve sesim beklediğimden daha soğuk çıktı.

“…… Ne, neden?”

“Neden mi? Bu alanın lordu ve Vikontes olduğumdan yaptığın şey Arxian soylusuna suikast düzenlemekti. İhanet suçunu da katınca şimdi iğrenç bir suçlu sayılıyorsun. Bunun bir çocuğa taş atan diğer çocuk olarak öylece biteceğini düşünmedin, değil mi?”

Hücrenin arkasında dizlerine sarılan çocuk şimdi titriyordu ve hareket etmeye başladı. Yavaşça bana sürünürken çocuğun ışıltılı karanlık gözleri bir hayaletinkine benziyordu. Hücrenin demir parmaklıklarını sıkıca tuttu ve bana korkunç derecede sakin bir ifadeyle baktı.

“Suçlu olduğunu bilsen bile onurunu korumak için alanındaki insanları cezalandıracak mısın?”

…… Bu kadar küçük bir çocuğun ağzından çıkan soruyla hem şaşırdım hem de gülünesi buldum. Ne kadar da erken büyümüş. Kafası doğru bir adalet duygusuyla yanıyordu ancak bilgisizliği talihsizlik getirmişti.

“Ölmek o kadar korkutucu mu? Yoksa etrafındakileri bu işe dâhil etmen mi acı verici? Ya da belki ikisi de?”

Sorarken küçük gülümsememi bastırmak için elimden geleni yaptım. Çocuk beni öldürmek isteyen gözlerle bana bakıyordu ama nedense bunu komik buldum.

“Bütün bunlara kendi aptallığında sebep oldun. Cezan yasalara tamamen uygun. Belki de babamın hobilerini devralıp alanımın insanlarına zarar vermekten zevk almalıyım.”

“….. Ne?”

“Bir ülkenin yasaları halkını korumak için var. Buna asiller de dâhil. Asiller sıradan insanlar değiller, onlar bu ülkeyi hareket ettiren dişliler….. Eğer aptal insanlar bunu unutup başkalarına zarar vermeye çalışırsa bu ülke yok olabilir. Mesela babam.”

Herhangi bir eğitim almadığından sözlerimin gerçek anlamı anlaşılır mı bilmiyorum. Önceki hayatımdan ödünç aldığım fikirlerin ölçüt olarak ne kadar etkili olacağını merak ediyorum. Başka bir şey demedim, hemen arkamı dönüp onu zindanda bıraktım.


Bir sonraki bölümde karakter açıklamaları var ancak şu anda çoğu spoiler o yüzden yayınlamayacağım.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>

Dipnotlar

  1. Sataşıyor kısaca.