ELİZA BÖLÜM 15 – ÇOCUK GİBİ DAVRANMAK

Tören bitip gitmeme izin verildiği anda Kamil’in kollarına yığıldım. Buda ne, gözlerimiz buluşunca Earl bitmemiş cümlesini söyledi. Sessiz gözlerindeki yansımamı görünce kendimi konuşmaya zorladım.

“ Hala küçük olduğumdan bu tören beni çok yordu. Biraz dinlenmeye gideceğim.”

Arkamda Faris’in kahkahaları bana yetişip kovalıyor gibiydi. Esrarengiz bir korku hissettim, Uygunsuz olduğunu bilmeme rağmen Kamil’e sıkıca yapıştım.

Terazinin sol kefesi “günahlarımı” temsil ediyordu. Parşömen parçası ben doğduktan sonra ölen alanımdaki insanların isimlerinin listesiydi. Ve o zehirli baldıran otu yaprakları. Hayal kırıklığına uğrattığım insanlar, kendi ebeveynlerim ve kardeşlerim. Eğer günahlarım buysa tamamen anlarım.

Kendimi iyi hissetmediğimi söylediğim için Kamil benim adıma onlara veda etti ve olabildiğince çabuk dinlenmemi sağlamak için konağa hızlı bir yol ayarladı. Şu anda bir şey düşünecek halde değildim ve ona ellerimi incitecek kadar sıkı sarılıyordum. Kan dolaşımı eksikliğinden parmak uçlarım solgunlaşıyordu ve dün toprağı kazarken yaraladığım tırnaklarım acıtmaya başladı.

“Charlie, sakin ol.”

Sanki bende yanlış olan bir şeylerin olduğunu görüyormuş gibi Kamil nazikçe sırtıma vurmuştu. Bu ona olan sıkı tutuşumu gevşetmemi sağladı. Sırf kafam karıştı diye kendimi incitmeyi kesmeliyim ama içim hala nahoş duygularla doluydu.

“….Charlie’nin günahlarının ne olduğunu bilmiyorum ama günahların affedildi ve kutsamaları uygun bir şekilde aldığından eminim. Hadi, derin bir nefes al.”

Pekâlâ, sorun değil, Kamil elimi hafifçe sallarken ağzıma yayılan acı tadı biraz rahatlattı. Beni sadece bir çocuk olarak görüp korumak, şu anki tatlılığı belki de çok kötü biri olmadığını düşünmemi sağladı.

Günahlarım affedilemez olsa da rahip günahlarımın telafi edildiğini söylemişti. Kilise bu ülkedeki adalet sisteminden sorumlu, yani şu andan itibaren suçum sorgulanmayacak. Ancak az önce terazilerde günahlarım için tövbe etmekle ilgili hiçbir şey yoktu. Günahlarımın kefareti henüz bitmemiş olabilir. Dişlerimi çok fazla sıktığımdan acıtmaya başladı ve beni düşünce trenimden sarsıp attı. Kamil derin nefes almama yardım etmek için sırtıma vurmaya devam etti ve ben de düşünce yönümü değiştirdim.

İşlemekle sorumlu olduğum suç şu anda biliniyor ancak bu konuda bu kadar huzursuz olman hiç hoş değil Eliza Kaldia.

Kendimi azarlarken sakinleştim ve aklımdaki beni korkutan her şeyin üstesinden geldim.

Tören sırasında hissettiğim buz gibi soğukluk o kadar da garip değildi, beynim kanım kaynarken vücudumu soğutmak için emir gönderiyordu.

Rahibin kim olduğu önemli değildi.

Sorun rahibin bana karşı bir şeyler yapmak isteyip itememesiydi.

Benimle ilgili her şeyin açığa çıkmış olması da önemli değildi.

Ne kadar çok şey bildikleri fark etmez, çocuk gibi davranıp hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapsam iyi olmalı.

“Kamil, bırak beni”

Konuşurken sesim buz gibi çıktı. Konağın sınırlarına girmek üzereyken Kamil hareketlerini durdurdu.

“…….Charlie?”

“İndir beni. Kendim yürüyeceğim.”

Şok olmuş gibi görünen Kamil’e doğrudan baktım, sanki benden korkuyormuş gibi beni yavaşça kollarından indirdi.

“Bana yardım etme zahmetine girdiğin için teşekkür ederim. Böyle kaba bir görünüm gösterdiğim için üzgünüm.”

Gözleri tamamen açık ve sessizdi. Yeşilliklerin arasında kızıl gözleri sarsıcı bir şekilde yapay görünüyordu ve neredeyse kan gibi parıldıyordu.

Birden bire uyandım ve yataktan fırladım. Su saati vaktin gece yarısı civarında olduğunu gösterdi. Geceliklerimi giymekle ilgili hiçbir hatıram yoktu. Sonunda rahip Faris’in at arabası beni konağa getirmişti, o kadar yorulmuştum ki muhtemelen o an oracıkta uyuyakaldım.

Yatağımın yanındaki masaya gümüş bir sürahi ve meyve tabağı konulmuştu. Sadece suyu içtim ve yataktan aşağı indim. Zeminim halı kaplı olmasına rağmen soğuk hala çıplak ayaklarımdan yayılmaya başladı. İlkbahar geceleri oldukça soğuk.

Üstüme uygun bir palto giyip odamı terk ettim. Bodrumdaki zindanlara yöneldim. Neden oraya gidiyorum kendim bile bilmiyorum.

Soğuk taş hapishane tabut gibiydi. Babam hayatta iken, burası gerçekten ölülerin yeri olmuş.

Aniden içimde bu zindanı yok etme dürtüsü yükseldi ama bir şekilde kendimi sakinleştirmeyi başardım. Bu kadar büyük bir zindana muhtemelen ihtiyaç olmasa ve ondan kurtulmak daha iyi olsa da şu anda eylemlerimi soğukkanlılıkla değerlendirmek ve dürtüsel davranmamalıyım.

Çocuk dünküyle aynı hapishane hücresinin arkasındaydı ve kalın, eski bir battaniyenin altında uyuyordu. Yarın veya ertesi gün ölebileceği halde ne kadar da rahat.

“Ne zaman seninle konuşsam, aşırı derecede gururlu olma alışkanlığına başladım.”

Benim tarafımdan hapsedilmiş çocuğa karşı zorba davranabiliyordum ama sırrım yetişkinler tarafından keşfedildiğinde sadece kuyruğumu bacaklarımın arasına kıstırıp kaçabiliyordum, kendi sığlığım ve aptallığım beni sinirlendirdi. Görünmeye başlayan gülümsemem kendimi alay eden kahkahaya dönüştü.

Soğuk demir parmaklıkları o kadar sıkı tuttum ki acıttı ve çocuğun uyku sesini biraz dinledim.

– Zehirli baldıran otu terazinin hem sağ hem de sol kefesine yerleştirilmişti. Tüm ailemi öldürme günahımla kötü ailemi ortadan kaldırmak aynı seviyede bir erdem kabul edildi. En büyük kız kardeşim daha on iki yaşındayken insanların ölmesini istemesi çok acıklı. Ve şimdi onun yaşının yarısı kadarken insanların benim de ölmemi istemesinin de acıklı olduğunu hissediyorum- üstüne düşündükten sonra kendime olan alayım şimdi küçümsemeye döndü.

Sonra neredeyse gizlenmiş olan solmuş çiçeği düşündüm. Rahip mezarlar için kullanılan çiçeği seçmişti, ne korkunç bir insan.

Duygularımla böylesine oynamak ne kadar kaba. Önüme böylesi önemli bir kanıt yerleştirildiğinde çıldırdım. Aklımı karıştıran rahip ve bunu yapmasına izin veren Earl’ın hedefi neydi? Soğuk, karanlık zindanda zihnim soğukkanlı kaldı.

Kendim dışında hiç kimse yaptıklarımı bilmiyor, demek oluyor ki geçmiş günahları açığa çıkarmak için bazı yolları var, bu kefaretten kaçmamın hiçbir yolu olmadığı anlamına mı geliyor? – Eh, eğer istedikleri buysa.

Kilisedeki olayları tekrar detaylıca düşündüm. Şimdi düşününce gerçekten de bu kadar sarsılacak bir şey değildi. Ne kadar çıldırmış olduğuma sinirli, utanmış ve hayal kırıklığına uğramış hissettim.

Earl de muhtemelen beni hayal kırıklığına uğrattı. Ölen 72 kişinin listesinin olması bu kanıtı sağladığının kesin bir kanıtıydı. Bunu düşündüğümde omuzlarım istemeden hayal kırıklığı içinde düştü.

“Buldum seni!”

Aniden arkamdan gelen ses beni şok ederek gerilmemi sağladı. Refleksen belimdeki kılıca uzandım. Oh, bu Kamil’in sesi.

Zindanın karanlık girişine baktığımda mumların sağladığı donuk ışıkta gördüğüm beklediğim kişiydi.

“Yani, Charlie. Gecenin bu saatinde odadan kaçmak gibi çocukça bir şey, bunu yapacaksan daha erken yaşta yapamaz mıydın? O yaştan çoktan geçtiğin için bu şüpheli.”

Sözlerinin aksine ses tonu oldukça nazikti.

“……..Kafan karışmış gibi görünüyor, çocuk olduğumdan mı?”

“Bildiğin gibi sıradan bir çocuk daha çok etrafta koşar, güler ve ağlar. Asla hiçbir şey söylemiyorsun, çok dikkatlisin, her zaman itaatkârsın ve kendi duygularını bastırabildiğin gerçeği inanılmaz. ”

Kamil bana yaklaşmaya devam ederken kendi inanılmaz tutumunu gizlemedi. Geri mi götürüleceğim? İçgüdüsel olarak hapishane hücresinin parmaklıklarını daha da sıkı tuttum. Hala burada farklı şeyleri düşünmek istiyordum.

Fakat beklediğimin aksine Kamil önümde durunca durdu ve omzuma bir şey koydu. Kış aylarında iyi olan hafif ağır yün pelerindi. Tek başına kıyafetlerim soğuktan uzak durmama yetmedi ama bununla soğuk hava artık giysilerimden geçip cildime ulaşamazdı.

“Seni rahatsız ediyorsam dışarıda bekleyeceğim.”

Kamil birden kıkırdadı. Neden bu, boğazım aniden çok acıdı.

“…… Hayır, gitmene gerek yok, bir süre burada benimle kalamaz mısın?”

Bu sözleri ağzımdan zorla çıkardım ancak çıktıklarında çok yumuşak ve soluk geliyorlardı.

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>