ELİZA BÖLÜM 27 – KÖTÜ DURUMDA

Tık tık, ahşap kapıdan bir ses geldi.

“Ben Kamil.”

Tıklamanın ardından boğuk sesini duyunca midem hasta hissettirdi. Boğazım yanmış gibi acıyordu ve cevap verecek sesi bulamadım. Ses çıkarmamak için yavaşça kapıyı açtığında refleks olarak gözlerimi kapadım ve kendimi battaniyeme sardım.

Claudia’nın yatağında uyuya kaldıktan sonra kötü durumda olduğumdan odama geri götürüldüm. Kendimi fazla zorlayıp yormuş olabilirim. Hasta hissettiğimden hiçbir şey yememiştim ve tüm gün uyumuştum.

Kamil nasıl olduğumu kontrol ederken yavaşça bana yaklaştı. Sanki kalbim sıkıca kavranmış ve boğuluyormuş gibi hissettirdi. Şuan soğuk olmamasına rağmen Kamil’in attığı her adımla titrediğimi hissedebiliyordum.

“….Charlie?”

Beynim vücuduma sakin davranmasını ve ona cevap vermesini emretmesine rağmen bedenim katılaştı ve nefes bile alamadım. Kalbimin sinir bozucu derecede gürültüyle kulağımda attığını duyabiliyordum.

Belki de uyuduğumu düşünecek, Kamil yanağıma parmaklarıyla dokundu. Vücudumdaki tüm tüyler ürperdi ve iznim olmadan bedenim irkildi.

“Charlie?”

Umutsuzca gözlerimi kapalı tuttum. Kamil’in ne tür bir ifade yaptığını bilmiyordum ama onu görmekten çok korkuyordum. Şu anda diğer elinde bıçak bile tutuyor olabilirdi. Beni şu anda öldürmeye çalışmasına imkân yoktu, mantığım bana eğer bilseydi benimle tanıştığı anda çoktan bir şey yapmış olacağını söylese de bedenimin titremesini engelleyemedim.

Şüphesiz Kamil’den korkuyordum.

Kamil tekrar parmağıyla yanağımı okşadı. Gerilim ve korku vücudumu katılaştırmış gibi görünüyor, bu sefer tepki vermedim.

Kamil’in yavaş nefesinin sesini duyabiliyordum. Kımıldamamasına rağmen tek başına bu bile kalbimin çılgınca atmasına neden oldu. Ancak vücudumda akan kan bile donmuş gibi hissettirdi.

“… Köyün inşasından sorumlu olmak için doğuya gideceğime karar verildi.”

Konuşuyor olmasına rağmen çok monoton geliyordu. Düşük sesten ziyade mırıldanıyor gibiydi.

“Earl-sama bu işi güvenmediği birine bırakamayacağını söyledi.”

Kamil’in yanağıma dokunan parmakları alnıma ilerledi. Gelişi güzel bir şekilde kahküllerimi kenara itti ve alnım boyunca parmaklarını hareket ettirdi. Hafifçe acı bir şekilde güldüğünü duyabiliyordum.

“Zor zamandayken bu tarz bir surat ifadesi yapmamalısın. Eliza-sama çok inatçı….”

Sesiyle birlikte parmakları yüzümden ayrıldı. Eliza-sama, beni öyle çağırdığını duyunca gözlerimi açtım ama sade ayrılırken ki sırtını gördüm. Boğazım o ayrılana kadar donmuş olarak kaldı.

Kalbim bu sefer öncekinden farklı bir sebeple sertçe çarpıyordu.

Ne kadar uzun zaman olmuştu. Beni o şekilde Eliza-sama diye çağıran sesi, beni daha öncede öyle çağırdığını duymuş gibi hissettim.  Yakın bir zamanda çağırmış olmalı ama ne zaman olduğunu hatırlayamıyorum gibi görünüyor. Birçok duygunun karışımını hissettim ama sesi kesinlikle sitem doluydu.

Neden olduğunu bilmeden gözyaşlarım gözümün köşesinden yüzümden aşağıya dökülmeye başladı. Boğazımın arkası fena halde acıyordu.

Sonunda yataktan tamamen çıkabilmem üç gün daha sürdü.

Vücudumla ilgilenemediğimden gücüm düşmüştü ve hizmetçiler benim için bir kova sıcak suyla basit bir duş hazırlamışlardı. Barakalardaki duşlara gidecek kadar bile gücüm yoktu.

Vücudumu silmek için sıkılmış bir bez kullandım ve yatağa düştüğümden beri beni ziyarete gelmese de yanımda bekleyen Rashiok’a baktım. Onu şımartıyormuşçasına alnını sildim ve ben bir şey demeden uzandı. Rashiok şu anda bir savaş atından daha ağır olduğundan altı yaşında bir çocuğun onu sürmesi bir hiçti.

Aceleyle kalkmakta olan hizmetçiyi durdurdum. Rashiok hala yatarken ben onun karnındaydım ve beni kanatlarıyla sarmıştı.

“ Şımarık olduğunu söylemeyeceğim ama bence sorun boyut farkımızda.”

Onunla konuşurken ve boynunu okşarken Rashiok boğazından ‘guruguru’ sesi çıkardı. Sesi normalden daha da sessiz geliyordu, kafa karışıklığıyla başımı eğdim.

“Phoebe, Rashiok’un nesi var?”

“Um….. Nesi var, diyorsun?”

 Rashiok ile olan iletişimimi izleyen hizmetçiye sordum ama kafası karışmış görünüyordu ve sorumu anlamamıştı. Öfkeyle ona cevap verdim.

“O kadar da enerjik gözükmüyor.”

Normalde etrafımızda başkaları varken o kadar şımarık davranmazdı. Ve dahası beni çok güç kullanarak sarmıştı, bu onun için ilkti.

“Belki de…. Kamil burada olmadığından olabilir mi? Ojou-sama da yataktan bir süre çıkamamıştı. Rashiok tüm bu süre boyunca odanın önünde kalmıştı, yalnız hissettiğini düşünüyorum.”

“…..Kamil, eh. Görüyorum, anladım.”

Hizmetçinin açıklamasını kabul ettim ve yavaşça gözlerimi kapattım. Rashiok’u Earl’dan aldığımdan beri her zaman Kamil ve ben ona bakmıştık. Rashiok bir dereceye kadar insan güç ilişkilerini anlıyor gibiydi ve bana Kamil’den daha çok itaat ediyordu. Bu ikimizin de aynı anda olmadığımız ilk sefer olduğundan Rashiok kendini yalnız hissetti.

Kamil artık konakta olmayacak. Rashiok yalnız bir ağlama yaptı.

Kamil’i gönderen ben olsam da neden göğsümün içi ağrıyor? Ama aynı anda kesinlikle rahatlamış hissettim. Kendi hislerimdeki çelişki çok gizemli ve üzücüydü.

“O çocuğu kışlaya mı koyacaksın?”

“Evet. O çocukla alakalı olan herkesi yeni köyün inşasına göndereceğim. Gunther’e Claudia ile birlikte senin gelecekteki korumaların olacağını ve onun bakımında olacağını söyledim.”

Kendimi düzgünce giydirdikten sonra yaptığım ilk şey Earl Terejia’yı ziyaret etmekti. Yapılması gereken çok fazla iş olmasına rağmen aniden çöktüğüm için hiçbir şey yapamadım. Yatakta kaldığım dört günde neler olduğunu da öğrenmek istedim.

Duyduğum ilk rapor o ‘Elise’nin barakalara gönderileceğiydi. Aslında şu anda yeni köyün inşasına yardım etmeleri için askerleri de gönderiyoruz. Bu muhtemelen kısa saçlı ‘Elise’yi gözden uzak tutmak ve bazı basit eğitimi vermek için iyi bir şans.

Ancak orduda bazıları muhtemelen köyde ‘Elise’ yakalanırken vardı. Onları nasıl aldatacağımızı merak ettim ama Earl basitçe omuz silkti.

“Oldukça uzun zamandır burada konakta tutuluyordu. Herhangi birinin onun aynı kötü beslenmiş, sıska, pis kişi olduğunu söylemesi oldukça güç.”

“……..Görüyorum, gerçekten.”

Onun dağınık hırpani saçları kesilmişti ve Kamil sözde idamını yapmıştı. İdam edildiği izlenimini vermek için saçını nehre atılan torbaya tutturunca Cyril köyündeki kazada olan askerlerin hiçbiri o çocuğu aramayacaktı.

Diyeti daha besleyici hale geldiğinden ve hizmetçi onu her gün yıkadığından görünüşü düzelmişti, cildinde biriken tüm kir gittiğinde ten rengi bile farklıydı. Gerçekten, ondaki değişim o kadar büyük ki tamamen farklı bir insan gibi.

“Ona askeri eğitim de alacağını açıkladım, bu yüzden tüm ruhunu sıkı çalışmaya adamalı.”

Earl Terejia hoşça söyledi ama yüzündeki ifadeye bakılırsa, ruhunu bir şeylere adamaktansa Earl’ı ne kadar gururlu olduğuyla gücendirerek kızdırdı.1

Annesine olanlarda sonra o çocuğa göre önceki alan efendisinin kızı olarak beni parasını kişisel lükse kullanan ve insanları sömüren babamla aynı şekilde görmeseydi ruhunu artık koruyamazdı. Bu yüzden onun için itaatkâr bir şekilde benimle aynı eğitimden geçip bana olan görüşünü değiştirmek ölmekten daha zordu.

O eğitimden geçip döndükten sonra bana olan nefretini korursa o zaman iyi, ya da eğitimde başarısız olarak dönüp bana olan bakış açısını değiştirmesi de iyi.

“Muhtemelen soylulara olan çarpık bakış açısını düzeltecek.”

Earl Terejia onaylarken bir kez daha ne anlama geldiğini düşünmeye başladım.

Kraliyet başkentine gittiğimde bunu kendim anladım ancak alanımın askerlerinin tanıdığı tek asil hepsi çılgın ve aşırı olan ailemdi. Askerlerin kendileri farkında olmayabilirler ama beni Earl Terejia’yı ve Claudia’yı diğer soylulardan farklı görüyorlar. Hala asillerden nefret ediyorlar.

…… Eh, o çocuk için iyi olabilir. Beni ve Earl Terejia’yı bildikleri diğer “normal” soylularla olumlu bir şekilde karşılaştıran insanların etrafında olmak o çocuğun inançlarını değiştirmesini daha kolay hale getirebilir.


Bu da yazarın çizdiği Kamil’in resmi https://pbs.twimg.com/media/CVDec8eUkAApsL_.png:large

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>

Dipnotlar

  1. Daha iyi bir önerisi olan yazsın.