ELİZA BÖLÜM 28 – BÜYÜLÜ HAYVANLAR

Kamil konaktan ayrıldı ve gizlice konağın en iç kısmında kalan çocukta öyle, ama konaktaki günlük yaşam öyle çok da değişmedi. Earl Terejia’nın talimatları altında o ve Bellway’a çalışmalarında yardımcı oldum, Claudia’nın askerlerle geçirdiği zamanları hakkındaki hikâyelerini dinledim ve dikkatlice Claudia’yı orduyu kontrol edebilmek için manipüle ettim, günlerim öncekinden bile daha yoğun oldu.

Ve böylece ilkbahar bitti ve yaz başladı, ardından Rinka olarak bilinen fosforlu güveler aktifleşmeye başladı.

“Hm….. bu bir tür canavar mı?”

“Bu doğru. Bu yıl Jugfena kraliyet alanından canavar ormanındaki artan canavar hareketliliği konusunda raporlar aldık…… Ayrıca sadece canavar ormanındaki büyülü hayvanlar değil. Amon Nor dağlarındaki canavarlara da dikkat etmeliyiz.”

“Ahh…..”

Earl Terejia beni canavar hareketliliği raporları hakkında bilgilendirirken ben sadece kuşkuyla dinleyebiliyordum.

Bu dünyada gerçekten canavarlar var.

Onlar hakkında çok bir şey duymadığımdan gerçekten varlar mı diye şüpheliydim ama canavarların arada bir insanlara ve hayvanlarına saldırdığı görülüyor. Her zaman benden oldukça uzak bir konuydu ama bir düşününce Rashiok’un ırkı draconis de bir tür büyülü hayvandı.

Büyülü hayvanların tam tanımını bilmiyorum. Ne de bu dünyadaki böcekler, hayvanlar, insanlar ve canavarlar arasındaki belirli farklılıkları gerçekten biliyorum. Daha önce Bayan Galton’dan duyduğum uyku masallarında büyülü hayvanlar büyü kullanabilen canavarlar olarak kabul ediliyor ama burada gerçek hayatta hiç büyü ya da büyülü hayvanlar hakkında hiçbir şey duymadım. Doğrusu Rashiok’un ateş solumak ya da rüzgarı kontrol etmek gibi gizemli güçler kullandığını hiç görmedim bile.

Ancak Rashiok ile tanışana kadar hep draconis’in kurgu olduğunu düşünürdüm ve sanırım bu bahara kadar ben hep hiçbir yere gitmeyen konakta tıkılmış bir keşiş olmuştum. Tıpkı büyülü hayvanlar gibi büyü de gerçek olabilir.

“Bir düşününce, daha önce canavar ormanı hakkında pek ayrıntı duymadım.”

Earl Terejia bana bakarken kaşlarını kaldırdı.

“Evet, gerçekten. Her zaman sadece isim olduğunu düşündüm.”

“Bayan Galton her gece sana canavarlar ve büyü hakkında uyku masalları okumadı mı?”

Bana sorarken Earl Terejia’nın kafası karışmış gibi görünüyordu ama bende cevap olarak başımı eğdim. Uyku öncesi masallara bu kadar inanılıyor muydu?

“Evet, onları duydum ama hepsinin uydurma olduğunu düşündüm.”

Sonuçta Bayan Galton’un hikâyelerinde bilge,  paladin gibi insanlar ve sadece büyüyle açıklanabilecek çeşitli para normal fenomenler vardı. Bildiğim kadarıyla gerçek değillerdi ben de kurgu olduklarını düşündüm. Sonuçta canavarlara inanmıyordum.

Dahası yeni dadı Bayan Hortensia Bayan Galton gibi uyku hikayeleri anlatmıyor bile. Hala önceki dünyamdaki sağduyuyu kullandığımdan şu ana kadar hiçbir şeye inanmamam elde değildi.

“Anlıyorum.”

Earl Terejia onayladı ve karmaşık bir ifade yaptı.

“Bayan Marshan’nı hemen buraya çağır.”

Bellway tarafından alan efendisinin ofisine getirilen Bayan Marshan’nın kollarının altında kutu gibi bir şey vardı.

“Beni görmek istediğinizi duydum.”

Son zamanlarda meşgul olduğumdan Bayan Marshan’nın dersleri için daha az vaktim kalmıştı. Earl Terejia izin verdiğinden çok düşünmemiştim ama Bayan Marshan’ı son gördüğümden beri neredeyse yarım ay olmuştu, bazı nedenlerden çalışmak için çok tembel hissediyordum. Önceki hayatımda ne kadar çok çalışmam gerektiğini hatırladığım için miydi acaba?

“Bayan Marshan, lütfen hemen Eliza-sama’ya büyülü hayvanlar hakkında ders verin.”

“Anladım. Bundan hemen şu anda başlamanın uygun olduğunu çıkarabilir miyim?”

“Elbette.”

Bellway ona detayları anlatmış olmalı, Earl ile basit bir onaylamanın ardından Bayan Marshan beni anında odama götürdü.

Her halükarda Canavar Ormanı ve büyülü hayvanların ne kadar önemli olduklarını merak ediyordum. Şimdilik bana çok gerçek gelmiyorlardı bu yüzden büyülü hayvanlara ne kadar önem vermem gerektiğini bilmiyordum. Diğer alan efendilerinin çocukları muhtemelen çoktan onları gerçek olarak kabul ediyordu, ben alakasız şeyleri düşünmeye devam ederken sonunda odama varmıştık. Odamın bir köşesinde kıvrılmış Rashiok kafasını sanki ‘Ne oluyor?’ dermiş gibi kaldırdı.

“Bayan Marshan, o kutuda ne var?”

“Bu bir kitap, Eliza-sama.”

Kutu dolabımdaki mücevher kutusu kadar büyük görünüyordu, bu yüzden kendi kutusu olan bir kitap gibiydi. Kutusunda çıkarıldıktan sonra deri bağları olan kitaba baktığımda bana sözlüğü hatırlattı, Arxia’da baskı teknolojisi olmadığından böyle bir kitap muhtemelen gerçekten pahalı olmalı.

“ Canavarların saldırma olasılığının olduğu tüm alanların efendilerinin bu kitabın bir kopyasına sahip olmaları gerekiyor, ama Eliza-sama’nın yaşı göz önüne alındığında şu ana kadar bu kitapla ben ilgileniyordum.”

Bayan Marshan anında kitabı açıp bana uzatırken onayladım.

“İlk olarak size canavarları öğreteceğim. Canavarlar sihir dediğimiz gizemli fenomenlere neden olma gücüne sahip olan canlılardır. Bunların arasında insan ve hayvanlarına saldırma eğilimi olanlara büyülü hayvanlar deme eğilimindeyiz. Çünkü çoğu hayvanlara benziyorlar.”

“Draconis’in canavar türü olarak kabul edildiğini anladım ama büyülü hayvan olamaz mıydı?”

Sorumu sorarken sessizce odamın köşesinde yatan Rashiok’a baktım ve Bayan Marshan başını iki yana salladı.

“Draconislerin çoğunlukla kar yılanları yediğini biliyorsun zaten ve yüksek zekâya sahip oldukları ve nispeten yumuşak huylu olduklarından insanlara neredeyse hiç saldırmıyorlar. Kullanabildikleri tek sihrin uçmalarına yardımcı olan sihir olduğu söyleniyor.”

Anladım, tekrar onayladım ve Bayan Marshan hmm’ladı… ve düşünürken başını yana eğdi.

“…… Eliza-sama, daha önce hiç Rinka gördün mü?

Bayan Marshan’ın sorusuna onları görmediğimi söylerken karanlıkta ateş böceği gibi parlayan küçük güveleri düşünmeden edemedim. Ateş böceklerinin arkalarında bıraktıkları ışık izleri görmesi oldukça güzel bir manzaraydı.

“Rinkalar tam teşekküllü büyülü hayvanlardır. Genellikle yüzlercesi bir araya toplanır ve ateş büyüsüyle ağaçları yakarlar, ve bir tür güve olsalar da ateşe bağışıklıkları vardır.”

Ehh…. İstemsizce bir nida dudaklarımdan kaçtı. Kulağa oldukça tehlikeli geliyorlar.

“Kraliyet başkentindeki binaların hepsinin dışında Rinka pulu tabakası var. Sonuçta yanmadıklarından yangına karşı en iyi savunma. Her neyse, kendi başlarına tehlikeli kabul edilmiyorlar, sadece büyük çapta olduklarında.”

Başımı sallamaya devam ettim. Bayan Marshan açıklamaya devam etti.

Kitaptaki kayıtları da kullanarak Bayan Marshan’ın açıklamalarıyla canavarları öğrendim ve bu yoğun ders bittiğinde akşam yemeği vakti gelmişti bile. Hizmetçiler bize ders esnasında çay ve atıştırmalıklar getirdikleri için temelde tüm günü bununla geçirmiştik.

Şimdilik bugün öğrendiklerimi açıklayacağım.

Her canavar türü farklı tür bir büyü kullanabilir.

Canavar ormanının öyle adlandırılmasının sebebi birkaç istisna dışında orada hep canavarların yaşamasından. Ama canavarlar aslında neredeyse her yerde yaşıyorlar.

Canavarların birden bire hareketlendikleri aktif dönemleri var. Daha düşük zekâya sahip olan canavarların anlaşılmaz bir şekilde davranacağına dair raporlar var.

Öğrendiğim başka çeşitli şeyler de olmasına rağmen bunlar en önemli kısımlar gibi görünüyor. Alan efendisinin canavarlar kitabında canavar saldırıları durumunda tabii ki de alan lordu ve alan lordunun ordusunun toprakları korumaktan sorumlu olduğu belirtiliyor.

Çok yoğun bir zaman olmasına rağmen canavarların saldırması hiçte hoş karşılanmayan bir olay.


Discord grubu açtım arada sohbet etmek isterseniz buyrun 🙂 Link

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>