ELİZA BÖLÜM 39 – EARL EİNSBARK

Yapacak başka bir şey olmadığından Claudia ile sohbet ederek vakit geçirirken bir süre sonra Ergnade bizi akşam yemeğine davet etti. Bu sırada dışarıdaki yağmur yavaş yavaş azalıyordu ve kalenin pencerelerinin dışında tekrar güneşi görebiliyordum. Kaldia alanında Amon Nor dağları güneşi engellediğinden oldukça erken hava kararsa da Jugfena kalesinin doğusu açık ovalar olduğundan akşam yemeği vaktinde bile çok aydınlıktı.

“Odanızda memnun olmadığınız herhangi bir şey var mı, Vikontes Kaldia?”

“Hiçbir sorun yok. Çok teşekkür ederim.”

“Anlıyorum. Kaldia ordusundaki herkes odalarını beğenmiş gibi görünüyor. Beklediğimden daha disiplinliler. Genelde başka alandan ordular buraya ilk geldiklerinde burası hakkında şikâyette bulunma eğilimindeler.”

Koridorda birlikte yürürken Ergnade alışık görünmese de küçük bir sohbet yapmaya çalıştı. Ben uygun cevaplar verirken arkamızdan bizi takip eden Claudia mutluca ona bakıyordu. Şövalye olmakla takıntılı falan olmasam da bende onu yakından inceledim.

Margrave Molton’dan hafifçe daha yaşlı görünüyor, Gunther ile aynı yaşta mı merak ettim. Şimdi ona yakından bakıyorum da, gerçekten daha önce Lordlar Evinde gördüğüm Earl Einsbark’a benziyor. Kaslı sırtı bana neredeyse sütun gibi göründü.

Bugün seramonik değil tamamen siyah şövalye kıyafetleri giyiyordu. Kral tarafından Jugfena kalesine atanan renkler siyah ve gümüş gibi görünüyor, gerçi Ergnade’de gördüğüm tek gümüş şövalye amblemiydi.

“…… Siyah kıyafetler üstünde oldukça keskin görünüyor.”

“Hm? Ahh. Gerçekten. Onları her sabah ütülüyorum.”

Ona sadece belirsiz bir iltifat vermiş olsam da Ergnade bana pelerinine dokunarak ifadesiz bir suratla cevap verdi. Ardından sırıttı ve kısmen gururla “havalı gözükmüyor mu?” dedi.

Biraz haylaz, benim ilk izlenimimdi.

Asiller için olan yemek salonuna vardık ve süsleyen resimleri görünce bana Earl Terejia’nın kraliyet başkentindeki konağını düşündürdü. Yer halıydı, duvarlar da duvar kâğıdı ve tavandan sarkan büyük bir avize bile vardı. Kadife kumaştan perdeler demir çubukları görüşten saklayarak pencerelere asılmıştı.

Yemek salonu o kadar şatafatlıydı ki insana aslında siyah demirden kale olduğunu unutturabilirdi. Parıltılar gözlerimi acıtıyor. Avizenin parlaması sinir bozucu olduğundan mümkün olduğunca ona bakmaktan kaçındım.

Yemek salonundaki uzun masada en uç köşede oturan donmuş gibi görünen Gunther dâhil çoktan birçok insan oturmuştu. Onur köşesindeki Earl Einsbark idi, yanında da oğlu gibi görünen iki adam oturuyordu. Herkes Ergnade’e benzer siyah şövalye kıyafeti giyiyordu, neredeyse cenazeye benziyor, aklımdan geçen düşünceydi.

Gerçekte Arxian cenazelerinde siyah değil beyaz kıyafet giyiliyor, ama sadece önceki hayatımın anılarını hatırlıyordum.

“Ahh, geldiğin için teşekkürleri Vikontes Kaldia.”

En arkada oturan Earl Einsbark ayağa kalktı ve elini karşılama jestiyle uzattı. Tıpkı onu ilk gördüğüm zamanki gibi hayatının baharında güçlü bir şövalye yüzü vardı, bu sefer daha önce Lordlar Evindeki gibi katı bir ifadesi değil Ergnade gibi yumuşak bir gülümsemesi vardı.

“Kaldia’dan elli cesur asker getirdiğin için oldukça müteşekkirim, bu yüzden hoş geldin olarak çok olmasa da bu mütevazı yemeği sizin için hazırladım. Lütfen keyfinize bakın.”

“Benim için hazırladığınız bu yemek için onur duydum ve derinden müteşekkirim.”

Earl Einsbark’ın gözleri sanki torununa bakıyormuş gibi yumuşaktı. Ergnade beni Earl’ın solundaki yerime götürdü ardından kendisi masanın çok aşağısındaki koltuğa oturmadan önce Claudia’yı yerine götürdü.

“Yaşayabilmemiz için bu yemekte aldığımız canlar için bizi affet. Tüm günahlar ve erdemler Xia’nın terazilerine göre yargılanacak.”

Eh, sanırım Japonya’daki “Yemeğe katılalım”ın daha resmi bir çeşidi. Yanımızdaki komşu ülkede yemekten önceki tipik dua “Bugünkü yemek için tanrılara derinden müteşekkiriz.” gibi görünüyor. Önceki hayatımda dindar olmadığımdan komşu ülkede doğup her yemekten önce böyle bir şey demek zorunda kalmadığım için kendime derinden minnettarım.

“Tanrılardan af diledikten hemen sonra bu konuyu gündeme getirdiğim için üzgünüm ama tanıman için buradaki insanları sana tanıtmam uygun mu?”

“Elbette, sorun değil.”

Onayladığımda Earl Einsbark onun sağında oturan adamı işaret etti. Saç rengi Ergnade’e benziyordu, gerçi daha gri, ve Earl’e Ergnade’den daha çok benzeyen orta yaşlı bir adamdı. Bana kibarca kafasını salladı.

“Bu Volmar. Benim en büyük oğlum ve Jugfena kalesindeki süvari birliklerinin kumandanı. Sıradaki,”

Volmar’ın yanında oturan adamın yüzü çok güzeldi, tıpkı Earl Einsbark gibi bana nazikçe gülümsedi. Ailesine kıyasla narin yüzü olan tek kişiydi ve daha zayıf göründüğünü düşünmeye engel olamadım.

“Bu benim ikinci oğlum Wiegraf. O da şövalye olmasına rağmen savaş sanatlarında çok yetenekli olmadığından o askeri stratejist. Karıma benziyor, ondan mı merak ediyorum?”

Kolayca gülümsüyordu ama bilinçsizce çene kaslarımın katılaştığını fark ettim. Görünüşe göre ebeveyn ve çocuk birbirleriyle kolayca şakalaşabiliyor, Ergnade’in beni buraya getirirken ki haylaz tavrını hatırladım, bu yüzden hafifçe rahatladım.

“Oradaki Ergnade. Benden önce kurnazca seninle iletişime geçen benim üçüncü oğlum.”

“B, baba.”

“Şaka yapıyorum. Earl Terejia’nın belirli bir çocuğun korucusu olduğunu duydum bu yüzden sizinle tanışmayı dört gözle bekliyordum.”

Earl Einsbark’ın konuştuğu gibi mutluca ha ha! diye güldü. Aynı zamanda şu ana kadar bağnaz duran en büyük oğlu Volmar kahkahaya boğuldu. Wiegraf ve Ergnade de kıs kıs güldü.

Onları görünce bu sefer tamamen rahatladım. Gergin ve donuk olan Claudia ve Gunther de farkına varmadan önce gülmeye başladı.

Einsbark ailesiyle uğraşmanın zor olabileceğinden endişeliydim ama oldukça huzurlu bir aile gibi görünüyorlar. Komşu ülkenin istilası hala aklımda olsa da günahkâr kötünün kızı olarak hor görülmeyince, biraz rahatladım.


Her şeyin aşırı pahalı olduğu dönemde siteye katkıda bulunmak ister misiniz? O zaman lütfen AdBlock’u bu sitede durdurun ve bana yardımcı olun. İyi Okumalar~~

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>