ELİZA BÖLÜM 40 – SİYAH DEMİR KALE, KISIM BİR

Gong…… Yankılanan gürültülü ses tüm bedenimi sarstı. Kalenin merkez kulesindeki çan çalmıştı. Zilin amacı herkesi uyandırmak olduğundan ses yüzünden uykulu bir şekilde esneyerek kalktım.

Jugfena kalesinde su saati olmadığından1 bunun yerine zilin gür sesi zamanı söylüyordu. Sonuçta su saatine bakmak için insan gücü gerekiyordu. Sadece önemsiz işler yapmaları gereken hizmetçi ya da nefer olmadığından su saatini çalışır durumda tutmak çok fazla zaman alır. Kaldia’daki köyler de su saati yerine güneş saati kullanıyor ama askerler ve şövalyeler için muhtemelen işitsel bilginin görsel bilgiden daha kullanışlı olduğunu düşünüyorum.

Zil sesini ilk duyduğumda kulaklarımı tıkamak zorunda kaldığım derecede gürültülü ve rahatsız edici hissettirmişti ama çabucak alıştım. Şimdi ben bile kullanışlı olduğunu düşünüyorum.

Jugfena kalesine vardığımdan beri tam olarak yedi gün oldu.

Penceredeki sağlam demir çubuklardan geçen parıldayan şafak ışıklarına gözlerimi kısarak baktım. Bugünkü şafak gökyüzüsü bir nedenden tuhafça kırmızı görünüyordu.

*

“Günaydın Vikontes Kaldia. Bugün Earl Einsbark eğitim alanlarımızı gözlemlemeniz için iznini verdi.”

Kendimi uygun bir şekilde giydirmeyi bitirip odamdan ayrıldıktan sonra keskin siyah şövalye kıyafetleri giymiş bir adam beni bekliyordu. Bağlantım olmasına ek olarak aynı zamanda eşlikçim ve rehberim de olmuş gibi görünüyor, her gün Ergnade’yi görüyor ve onunla birlikte oluyordum.

“Size de günaydın, Ergnade-sama. Gözlemleme izni, öyle mi.”

“Evet. Earl burada askerlerimizi nasıl eğittiğimizi görmek ister miydin merak ediyordu.”

“Anlıyorum. Endişesine müteşekkirim.”

Yedi günün adından Ergnade’ın benimle olan sohbeti oldukça resmiyetsiz hale geldi. Geldiğim ilk gün aşırı resmice “sen” diyordu ama bir süre önce bunu bıraktı ve şimdi Kaldia’yı haberci olarak ilk ziyaret ettiğindeki gibi rahatça “sen” diyor.

Keskin gözleri vardı ama beni sessizce izlerken köşeleri kırışıp yumuşuyordu. Kraliyet başkentinde Margrave Malton’dan aldığım aynı hissi Ergnade’ın gri gözlerinden de almıştım. Soğuyormuşum gibi hissettim bu yüzden gözlerimi kırptım ve nazikçe bakışlarımı uzaklaştırdım.

Kaldığım kuleden ayrıldık ve Gunther’in beni beklediği yemek salonuna yöneldik. Bu kulenin diğer tarafında alanımın askerlerinin buradaki kışlalarda ödünç aldıkları odalar varken bana “Şövalye binası” olarak bilinen yerde oda verilmişti. “Şövalye binası” asillerin yaşam alanı olması gerektiğinden halktan askerler basitçe asla buraya gelmezlerdi. Alanımın askerlerinden biri olarak Gunther da bu geleneklere uydu ve beni şövalye binasına açılan dördüncü kattaki kapının önünde bekliyordu.

“Günaydın Gunther. Bugün de zahmet ettiğin için teşekkür ederim.”

“Size de günaydın Lordum ve Ergnade-sama.”

Gunther selamıma karşılık verirken arkama bakış attı ve neredeyse sonradan ekleyerek Ergnade’ı da selamladı. Beni arkamdan takip eden Ergnade’ın yüzünde elbette selamlanması gerektiğini söyleyen bir ifade vardı. Her zaman askerler için olan yemek salonunda yiyordum ve Earl’ın oğullarının ve kıdemli şövalyelerin olduğu yere gitmemiştim. Ergnade’ın benim “eşlikçim” olarak atandığını kesinlikle emin bir şekilde belirleyemiyordum ama sıradan yemek salonuna kadar bana eşlik ettiğinden muhtemelen bu türde bir şeydi.

“Günaydın Gunther-dono.”

Ergnade Gunther’ın selamını kısaca yanıtladı. Claudia şu anda Cyril köyünden iki kadına geri dönerken eşlik ettiğinden burada yokken bu tür basit selamlaşmalar her sabah oluyordu.

*

Kahvaltıdan sonra Ergnade mızrak kullanarak eğitimde yardımcı oluyordu. Normalde eğitmenim olan Claudia burada olmadığından ilk düşüncem tekrar Gunther’dan tüyo alıp eğitimimi izlemesini sağlamaktı ama görünüşe göre Ergnade sadece eşlikçim olmaktan sıkılmıştı ve bana eğitimimde de yardımcı olacağını söyledi. Şuanda aktif görevde olan kıdemli şövalyenin eğitmenim olması isteyebileceğim en iyi şey olduğundan kafamı eğdim ve kabul ettim. Gunther’in görevi sadece temel fiziksel zindeliğimi ve temel eğitimimi yönetmeye düşmüştü.

Claudia’nın mızrak becerileri oldukça teorik olduğu ve hala bir çocuğun gücünde olduğumdan bana uymadığından Ergnade’ın bana öğrettiği mızrak becerileri bana daha çok uyuyor gibiydi. Ergnade bunu fark etti Claudia’nın mızrak becerilerini temel alarak bana daha çok uyacak mızrak becerileriyle beni eğitti, özelikle Claudia ile eğitimim aksine de bu mızrağı yakında gerçek bir rakibe karşı gerçekten yakında kullanacak olabilirdim. Mızrak ucumla verebileceğim en büyük hasar noktasına saldırmaya ağırlık vermişti.

Ergnade Claudia’nın mızrak becerilerinin sopa becerilerinin birçok unsurunu barındırdığını, tekniklerin hiç savurgan hareketler içermediğini ve kesinlikle düşmanı öldürebileceğini söyledi.

Genellikle Ergnade pratiğimiz için silah deposundan iki ahşap mızrak getirirdi ama bugün bunun yerine alışılmadık iki silah getirmişti.

“Vikontes Kaldia, bugün sana bazı yeni hareketler öğreteceğim.”

“Yeni hareketler?”

“Evet, sana baltalı kargıları2 öğreteceğim.”

Ergnade silahları yere koydu ve bana yakından bakmamı söyledi. Zırh delmek için tasarlanmış olduğundan sıradan mızraklar koni şeklinde metal uçlu ahşap milden yapılıyordu. Basitçe uzunluğundan yararlanarak düşmanları deliyor, hiç savaş sanatı bilmeyen sıradan askerlerin bile düşmanları öldürebilmesi için tasarlandı. Yaygın olarak piyade askerleri tarafından kullanılıyor.

Buna kıyasla Ergnade’ın getirdiği mızrak benzeri silahın uzunluğu biraz daha kısaydı. Baltalı kargı mızrak ucuna balta takılmış biraz üçgen şekilli mızrağın her iki tarafında çift kenarlı bıçağı olan bir mızraktı. Bir tanesi gerçek bir tanesi ahşaptandı, muhtemelen uygulama içindi.

“Kullanması biraz zor olsa da ustalaşıldığı zaman oldukça güçlü bir silah. Kaldia ordusunun çoğunlukla süvari birliği olduğunu duydum. Bu silah hem at üstünde hem de yerde iyi olduğundan öğrenmenin iyi olduğunu düşünüyorum.”

Anlıyorum, ahşap baltalı kargıyı ona uzatırken onayladım. Balta bıçağı da donatıldığından daha ağırdı. Dahası yerçekimi ağırlığını arttırırken elimde biraz titredi.

“…… Neredeyse öğle yemeği zamanı bu yüzden burada bitirelim.”

Ergnade sonunda bunu söylediğinde çoktan konuşacak enerjimin kalmadığı noktaya kadar yorulmuştum ama o yaz olmasına rağmen zar zor terlemişti ve tazelenmiş görünüyordu. Bu yeni silahı kontrol etmek için normalde kullanmadığım kaslarımı kullanmam gerektiğinden sadece titremeden tutmak çok enerjimi aldı.

Bir şekilde soluklanmaya çalışırken Ergnade’ın söylediği gibi bir zil sesi duydum…… Zilin sesi şu anda öğlen olduğunu gösteriyordu.


Her şeyin aşırı pahalı olduğu dönemde siteye katkıda bulunmak ister misiniz? O zaman lütfen AdBlock’u bu sitede durdurun ve bana yardımcı olun. İyi Okumalar~~

<< Önceki Bölüm |Özet| Sonraki Bölüm >>

Dipnotlar

  1. Birkaç resim,   Daha fazlasını merak edenler için wiki