GÜNAH KEÇİSİ OLARAK ÇAĞIRILMIŞ OLSAM DA, BEN MUTLUYUM

[Aziz-sama! Lütfen bizi kurtar!]

Ha? Ne diyor bu adamlar?

Dalgın bir şekilde etrafa baktım. Büyük, beyaz, taş odada kırmızı başlıklı beyaz uzun cübbeler giyen birkaç kişi vardı. Şövalye gibi giyinmiş birkaç kişi ve aralarında birçok iri yarı adamla bu oda oldukça doluydu. Yerde parıldayan büyük gümüş sihirli halka vardı.

Ah, bu sözde başka dünyaya çağırma mı?

Anında anladım. Anladığım an öyle gözlerle bana bakan kadını lanetledim.

Aslında çağırılması gereken kişi ben değildim. Sınıfımdaki güzel boktan kaltak gerçek olanıydı.

Okuldan sonra o boktan kaltak aniden sihirli halkayla sarıldı, gözünün önünde olan beni yakaladı ve sihirli halkaya itti. Ardından tuzağa düşen bana gülerek kaçtı. Onun sayesinde ben çağırıldım. O boktan kaltağı gerçekten öldürmek istiyorum.

[Aziz-sama. Bir şekilde, bizi kurtar, bu dünyayı kurtar.]

Önümdeki birkaç iri kıyım güzel gülümsemelerle bana baktı. İnce, sağlam bir vücudum vardı ama cazibem yoktu. Onların güzel, parıltılı yüzleri narin ve düzgün düzenlenmişti. Ama hiç ilgim yoktu.

Onlar büyük ihtimalle azizi kontrol ve manipüle etmek için seçilmiş adamlardı. Eğer çağırılan ben değil de o boktan kaltak olsaydı muhtemelen ilk görüşte âşık olurlardı ve ters harem durumu gelişirdi. O öyle bile olsa, oldukça güzeldi.

Ama çağırılan sıradan, her yerde bulunabilir bendim. Böyle bir gelişme imkânsız. Onların küçümseyen bakışları bunu gösteriyor.

[Neden bahsediyorsunuz?]

Şuan direnmek nafile olurdu. Şimdilik uygun bir şekilde takip edeceğim ve fırsat belirdiğinde kaçacağım. Ondan sonra Kral ve diğer kodamanların olduğu yere getirildim ve durum bana açıklandı.

Son birkaç yıldır canavar hareketliliği artmış ve bu ülkeyi istila etmişti. Ve bu da şeytan kralının falan işiydi. Doğru mu değil mi bilmiyordum gerçi. Bu ülkede yaşayan insanların inandığına şüphe yoktu. Daha sonra daha düzgünce araştıralım, benimle alakasız gibi bir şey düşünmedim.

Şans belirince kaçmayı planladım ama farkına varmadan önce şeytan kralı boyun eğdirme birimine atılmıştım. Aziz olarak anlaşılan kötülük, canavarlar ve şeytanlar tarafından kirlenmiş toprakları saflaştırma gücüne sahibim. Bu kutsal güç dediler. Ahmaklar.

Birkaç aylık yoğun eğitimin ardından en güçlüleri oldum. Güçlenmiş vücudum sert ve çevik oldu ve muazzam büyülü gücümle en yüksek dereceli büyüleri yapabilirdim. Efsanevi dereceli büyüleri kullanabilirim. Çoktan hiç düşmanım kalmadı mı? Kendi başıma böyle yaşayabilirim, değil mi?

Boyun eğdirme biriminin üyeleri iki şövalye ve iki büyücüydü, hepsi iri kıyımdı. İri kıyımlar ilk başta bir şekilde beni tuzağa düşürmeye çalıştılar ama hiç ilgisi olmayan ben tarafından terslendiler. Çok sinir bozucuydular bu yüzden yapacak bir şey yoktu. Onları tehdit ettikten sonra itaatkâr köpekler oldular. Benim tipim değillerdi bu yüzden en başta beni tuzağa düşürmek imkânsızdı.

Şeytan Krala boyun eğdirmeye böyle itaatkâr köpeklerle gittim. Yol boyunca kötülük, canavar ve şeytanlar tarafından kirlenmiş toprakları saflaştırdım. Şeytan Kralın kalesine kolayca ulaştık.

[Aziz-sama, Şeytan Kralın kalesine geldik. Hadi hemen içeri girelim.]

Şeytan Kralın kalesinin girişine işaret ederek konuşan iri kıyım şövalyenin sözlerini görmezden geldim ve kendi başıma gökyüzüne uçtum. Hedefim Şeytan Kralının kalesinin en üstteki odasıydı. Girişten ilerlemeye gerek yoktu.

[Ben gidiyorum, siz çocuklar kendiniz gidebilirsiniz.]

Girişte beni durdurmaya çalışan sesleri görmezden gelirken gökyüzünde dans ettim.

Pencereden girdiğim en üst katta görkemli bir oda vardı. Ve şatafatlı tahtın önünde duran yalnız bir adam vardı.

Adama bakınca şok oldum ve vücudum katılaştı.

Uzun, geniş omuzlar, kalın göğüs, ince bel ve uzun, kalın bacaklar. Bana bakan adamın iyi yontulmuş, erkeksi bir yüzü vardı.

Güçlü varlığıyla ezilmiştim. Simsiyah saçlarından ve parıldayan kırmızı gözlerinden ayrılamıyordum.

Anlaşılan ilk görüşte âşık olmuştum. Şeytan Kralına.

[Sonunda geldin.]

Büyüleyici, alçak sesiyle felç olmuştum. Hiçbir şey söyleyemeden sadece ciddiyetle Şeytan Kralına baktım.

Şeytan Kralı yavaşça yaklaştı. Önümde duran Şeytan Kralına bakarken o suratını yakınıma getirdi. Hafifçe büyük çekici dudaklarını açtı.

[Aziz olup olamamanı umursamıyorum. Seni sonsuza dek seveceğim yani Kraliçem ol.]

Benimle buluşan Tutkulu kırmızı gözleriyle en çok arzuladığım sözleri tahrik edici alçak bas sesiyle söyledi. Böyle bir şeye düşmeyecek bir kadın olduğunu düşünmüyordum gerçi.

Yavaşça, içgüdüsel olarak onayladım. Şeytan Kralı erkeksi suratıyla çocuk gibi gülümsedi. O gülümsemeyi görünce, kalbim küt küt attı. Yanaklarımın kırmızıya boyandığını anladım.

O adama tamamen âşık olmuştum(düşmüştüm). Işığın bile görülmediği karanlık ve derin dibe.

[Tüm bu zamandır seni izliyordum. Seni mümkün olduğunca çabuk istedim.]

Şeytan Kralı böyle söyledi ve beni kucakladı. Görünüşe göre Şeytan Kralı tüm bu zaman boyunca beni izliyormuş. Kehanetle çağırıldığım andan beri.

Şeytan Kralı tarafından tuzağa düşürülmüştüm. Ne olmuş yani? Bunu istediğimden kimsenin şikâyetlerini dinlemeyeceğim. Dünya huzuru? Benimle bir ilgisi mi var? O bu dünyanın insanlarının hikâyesi. Benim yerim sevgili Şeytan Kralımın kolları.

Ondan sonra, Şeytan Kralın Kraliçesi oldum. Sonsuz anlaşmayı imzalayarak görünüşe göre sadece Şeytan Kralı yaşadığı sürece yaşayabilirim.

Şeytan Kralı tarafından delicesine sevilen ve el üstünde tutulan hayatımın tadını çıkardım.

Böyle bir hayatın beni beklediğini düşünmek. O boktan kaltak yerine çağırıldığım için mutluyum, kalbimin en dibinden böyle düşündüm.

Benim canım ve en güçlü kocam. Şimdi ve her zaman. Hadi birlikte sonsuz mutluluğu yaşayalım.

Özet